OY HAKKI, ZİHİNSEL YETERLİLİK VE BİLGİ TESTİ ÜZERİNE HUKUKİ BİR DEĞERLENDİRME
Demokrasi; halkın kendi kendini yönetmesi ilkesine dayanır. Bu sistemin temel aracı, oy kullanma hakkıdır. Ancak günümüz koşullarında, seçme ve seçilme hakkının salt vatandaşlık bağına indirgenmesi, çoğu zaman toplumsal gerçeklik ve akılcı yönetim ilkeleriyle çatışmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlar; oy kullanma hakkının yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, bazı asgari yeterlilik şartlarının tartışılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
Epistokrasi önerileri genellikle siyasal bilgi, anayasa ve hukuk, ekonomi, bilimsel okuryazarlık gibi temel alanlarda yeterlilik sınavlarına; adaylar içinse bu alanlarda daha derinleşmiş, liderlik ve etik değerlendirmelerini içeren ileri düzey sınavlara dayanır.
IQ Seviyesi, Beslenme ve Türkiye’nin Geleceği
Yapılan uluslararası araştırmalarda Türkiye, IQ ortalamasında 115 ülke arasında 73. sıraya gerilemiş ve ortalama IQ 95,63 olarak tespit edilmiştir. Ortalama insan zekasının 100 olduğu düşünüldüğünde, Türkiye bu barajın altında kalmaktadır. Bu düşüşün birçok nedeni olmakla birlikte, çocukluk döneminde yaşanan yetersiz ve dengesiz beslenme önemli bir etkendir.
Örneğin, günde bir yumurta yiyen çocuklarla hiç yemeyen çocuklar arasında yapılan araştırmalarda 15 IQ puanı fark tespit edilmiştir. Türkiye’de artan yoksulluk, ekonomik zorluklar ve eğitimde fırsat eşitsizliği, çocukların temel beslenme hakkından mahrum kalmasına ve bunun sonucunda zihinsel gelişimlerinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Bu durum sadece bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Çünkü bu çocuklar, geleceğin seçmeni ve yöneticileri olacaktır.
Oy Hakkı Herkes İçin mi?
Anayasamız, vatandaşlara eşit oy hakkı tanımaktadır. Ancak eşitlik, mutlak değil, “eşitler arasında eşitlik” ilkesine dayanmalıdır. Hiçbir bilgiye sahip olmayan, ülkenin dilini konuşamayan, yaşamını yurt dışında sürdüren veya siyasi tercihini yalnızca duygularla belirleyen bireylerin, ülkenin geleceği hakkında belirleyici kararlarda söz sahibi olması, demokrasiyi yozlaştırmaktadır.
Bu noktada akılcı bir öneri getiriyoruz: “Oy hakkı bilgiye, eğitime ve vatandaşlık bilincine dayalı olmalıdır.” Bu kapsamda:
- En az lise mezunu olmayan bireyler oy kullanamamalıdır.
- IQ seviyesi bilimsel testlerle 100’ün altında olanlar için seçme hakkı sınırlandırılmalıdır.
- Türkçe bilmeyen ve okuduğunu anlamayan bireyler yazılı bir sınavla test edilmelidir.
- Türkiye’de son 5 yılın 3 yılını geçirmeyen, dolayısıyla ülkede yaşamayan bireyler oy kullanmamalıdır.
- Yeni vatandaş olan bireylerin, vatandaşlık sonrası 10 yıl oy kullanmaları kısıtlanmalıdır.
- Türkçe, Bilgi ve vatandaşlık sınavını geçemeyen bireylerin siyasi partilere üye olması ve siyaset yapması önlenmelidir.
- 65 yaşını geçen siyasilerin siyaset yapması yasaklanmalı ve genç dimağların önü açılmalıdır.
- Siyaset yapacaklar 2 yıl siyaset akademisinde eğitilmeli ve yüzde 70 üzerinde puan almalıdır.
Siyasetçiye Yönelik Bilgi Testi Şartı
Ülkenin kaderini belirleyen kararları alan kişilerin liyakat ve bilgi düzeyi tartışma konusu olmamalıdır. Bu nedenle siyasette görev alacak kişiler, hukuk, ekonomi, uluslararası ilişkiler, vatandaşlık bilgisi, Kemalizm ve Türk tarihi gibi temel alanlarda sınava tabi tutulmalı, en az %70 başarı göstermelidir. Bu sınavdan geçen bireyler hem seçilebilmeli hem de seçme hakkına sahip olmalıdır.
Bu öneri antidemokratik bir uygulama değil, bilakis demokrasinin kalitesini artırmaya yönelik bir nitelikli demokrasi çağrısıdır. George Orwell’in de dediği gibi:
“Zeki bir insana en büyük işkence, cahillerin tercih ettiği düzende yaşamaktır.”
Vatandaşlık ve Toprak Politikaları
Parayla vatandaşlık satışı, ülke kimliğini ve milli egemenliği zedelemektedir. Bu uygulama kaldırılmalı, vatandaşlık ancak kültürel ve toplumsal entegrasyon sağlandıktan sonra verilmelidir. Ayrıca, yabancı uyruklulara toprak satışı yasaklanmalı, ülke toprağı bir meta gibi değerlendirilmemelidir.
Sonuç
Türkiye’nin demokratik yapısının güçlendirilmesi, yalnızca oy verme hakkını yaygınlaştırmakla değil, bu hakkı nitelikli bireylerin kullanmasıyla mümkündür. Halkın yönetime katılması elbette bir haktır, fakat bu hakkın sağlıklı kullanılabilmesi için belli bilgi, anlayış ve aidiyet düzeyine ulaşılması gerekir. Aksi halde demokrasi, cehaletin oy gücüyle yönlendirilmiş bir kaos haline gelir.
Tarih göstermiştir ki, bilenle bilmeyen bir olmaz. Oy kullanmak sadece bir hak değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu taşıyamayanlara bu yetkiyi sınırsız vermek, geleceğimizi bilinçsizce teslim etmek olur.

İlk yorum yazan siz olun