Milli Beka Tehdit Altında: Komisyon Aldatmacası ve Yeni Bir “Açılım” Felaketi
Aziz Türk Milleti,
Devletimizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü hedef alan karanlık senaryolar, bu kez Meclis koridorlarında kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adlı sahnenin arkasında yeniden vizyona sokulmuştur. İYİ Parti Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan’ın ifşa ettiği ve bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı olan DEM Parti’ye atfedilen yedi maddelik cüretkâr talepler listesi, sadece bir siyasi partinin hezeyanları değil, milli bekamıza yöneltilmiş bir hançerin zehirli ucudur.
Bu taleplerin resmi olarak dillendirilip dillendirilmediği, sonrasında yapılan yalanlamalar ve dezenformasyon tartışmaları, asıl büyük resmi görmemize engel olmamalıdır. Birileri çıkıp bu iddiaları “yalan” olarak nitelendirebilir, hatta devletin bazı kurumları “provokasyon” diyerek geçiştirmeye çalışabilir. Ancak bizler, Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürüyen Türk milliyetçileri olarak, suyun akış yönünü ve varılmak istenen nihai hedefi net bir şekilde görmekteyiz. Ortada bir yalan varsa o da, bu komisyonun “kardeşlik” ve “demokrasi” maskesi altında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini dinamitleme amacı gütmediği yalanıdır.
Gelin, bu ihanet vesikası niteliğindeki maddeleri tek tek analiz edelim:
Kürtlere Özerklik: Bu, üniter devlet yapımızın kalbine saplanmak istenen bir kamadır. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımıyla perçinlediği milli birliğimizi, etnik temelde ayrıştırarak federasyona, oradan da bölünmeye giden yolun ilk adımıdır.
Anayasa’dan “Türk Milleti” İbaresinin Çıkarılması: Bu, sadece bir anayasa değişikliği talebi değil, binlerce yıllık tarihimizi, kültürümüzü ve devlet geleneğimizi yok sayma cüretidir. Türk Milleti, siyasi ve tarihi bir hakikattir; bu hakikati anayasadan silmeye çalışmak, bu devlete ve millete kimliğini veren ruhu öldürme teşebbüsüdür.
Doğu ve Güneydoğu’ya Vali Atanmaması: Bu, devletin egemenlik hakkından kendi topraklarında feragat etmesi demektir. Valinin olmadığı yerde devlet yoktur; devletin olmadığı yerde ise terör baronları ve bölücü yapılar hüküm sürer.
Kürt Ordusu Kurulması: Bu talep, aklımızla ve milli onurumuzla alay etmektir. Türk Ordusu, milletin ordusudur ve tektir. Sınırlarımızı koruyan, bekamızı teminat altına alan şanlı ordumuzun karşısına etnik temelli yeni bir ordu çıkarma hayali, bu topraklarda ancak ve ancak bir iç savaş hayalidir.
”Kürdistan” Adıyla İç ve Dış İşleri Bakanlıkları: Bu, fiilen bağımsız bir devlet ilanıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde başka bir coğrafi isimlendirme ve bu isme atfedilmiş bakanlıklar talep etmek, en basit tabiriyle vatana ihanettir.
Kürtçenin Resmi Dil Olması: Devletimizin dili, milli birliğimizin çimentosu olan Türkçe’ dir. Farklı dil ve lehçelerin kültürel bir zenginlik olarak yaşatılması başka, devletin resmi dilinin yanına ikinci bir dil ihdas ederek ikili bir yapı oluşturmak bambaşkadır. Bu, toplumsal ayrışmayı derinleştirmekten başka bir amaca hizmet etmez.
Kandil ve Avrupa’daki Teröristlerin Geri Dönüşü: Bu madde, “af” ve “toplumsal barış” adı altında, bugüne dek on binlerce vatan evladının kanına giren katillere ve onların siyasi destekçilerine “genel af” getirme ve onları meşrulaştırma projesidir. Bu, şehitlerimizin aziz hatırasına ve gazilerimizin fedakârlığına en büyük hakarettir.
Bu yedi madde, geçmişte “demokratik açılım” veya “çözüm süreci” gibi süslü isimlerle önümüze konulan ve sonunda hendeklerle, bombalarla, artan terör eylemleriyle sonuçlanan felaket senaryolarının yeni bir versiyonudur. Komisyonun kendisi, bu gündemin konuşulabilmesi için tasarlanmış bir Truva Atı’dır. İktidarıyla, muhalefetiyle bu oyuna alet olanlar, Banu Avar gibi cesur seslerin de haykırdığı gibi, dış mihrakların ülkemiz için yazdığı senaryoda figüranlık yapmaktan öteye gidemezler.
Sonuç olarak;
Türk Milleti, tarihi boyunca nice badireler atlatmıştır. Bu son “komisyon” tiyatrosu ve arkasına gizlenmiş bölücü hevesler de milli vicdanda ve Atatürk’ün sarsılmaz ilkelerinin duvarında parçalanmaya mahkûmdur. Biz Türk milliyetçisi ve Atatürkçü hukukçular, bu sürecin takipçisi olacağız. Devletimizin üniter yapısını, milletimizin sarsılmaz birliğini ve anayasamızın değiştirilemez ilkelerini savunmaktan bir an dahi geri durmayacağız.
Bu komisyon derhal lağvedilmeli, bu cüretkâr talepleri dillendiren veya dillendirilmesine zemin hazırlayanlar hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerinden dolayı gerekli hukuki süreçler başlatılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

Yorum
Ne mutlu Türk’üm diyene