turkiyede-intihar-vakalari

Türkiye’de İntihar Vakaları

Bir Kemalist Hukukçu ve Cumhurbaşkanı Adayının Manifestosu: Bu belge, toplumsal krizlerin ve acı kayıplarımızın (intiharların) duygusal hezeyanlarla değil, rasyonel, bilimsel ve objektif bir metodolojiyle analiz edildiği; Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan “Kimsesizlerin kimsesi” olma ilkesinin 21. yüzyıl hukuk devleti standartlarıyla nasıl yeniden inşa edileceğini gösteren bir vizyon ve eylem planıdır.

Türkiye’de son yıllarda tırmanışa geçen ve kamuoyunu sarsan intihar vakaları, yalnızca bireysel psikiyatrik bir çöküşün değil; işsizlik, güvencesizlik, yoksulluk ve mobbingle şekillenen yapısal bir çöküşün açık göstergeleridir.

Nicel Çerçeve: İstatistiksel Eğilimler ve Demografi Yıllık Tablosu (1990-2024)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ve sivil toplum raporları, toplumsal fay hattındaki kırılmayı objektif rakamlarla ortaya koymaktadır. 1990 yılında 750 olan toplam intihar sayısının, 2024 yılında 4.460 ile rekor bir seviyeye ulaştığı görülmektedir. Henüz ülke çapında genel bir raporu açıklanmamış olmasına rağmen, 2025 yılı projeksiyonları ve 2026 yılı sektörel ilk verileri krizin derinleştiğini göstermektedir. Sadece Emniyet Teşkilatı’nda 2025 yılında tam 93 polisimiz, 2026 yılının ilk dört ayında ise 26 polisimiz canına kıymıştır.

1990-2024 Yılları Arası Türkiye Geneli Yıllık İntihar Vakaları Sayıları

Yıl Toplam İntihar Sayısı Kaba İntihar Hızı (Yüz binde)
1990 750 1,30 (Yaklaşık)
1991 950 (Konsolide)
1992 1.100 (Konsolide)
1993 1.229 2,07
1994 1.536 2,53
1995 1.460 2,36
1996 1.815 2,89
1997 1.990 3,11
1998 1.890 2,90
1999 1.853 2,80
2000 1.802 2,67
2001 2.584 3,77
2002 2.301 3,50
2003 2.705 3,80 (Yaklaşık)
2004 2.792 (Konsolide)
2005 2.703 (Konsolide)
2006 2.829 (Konsolide)
2007 2.793 (Konsolide)
2008 2.816 (Konsolide)
2009 2.824 (Konsolide)
2010 2.933 (Konsolide)
2011 2.677 (Konsolide)
2012 3.225 (Konsolide)
2013 3.252 4,27
2014 3.169 4,11
2015 3.246 4,15
2016 3.193 4,03
2017 3.168 3,94
2018 3.342 4,11
2019 3.476 4,21
2020 3.223 (Konsolide)
2021 3.473 (Konsolide)
2022 4.146
2023 4.089 4,79
2024 4.460 5,22
2025 Veri Derleniyor Sektörel tırmanış devam ediyor (Örn: 93 Polis)
2026 Devam Ediyor Yalnızca ilk çeyrekte 26 emniyet mensubu

Kalitatif Boyut: Toplumsal Çöküşün 25 Somut Vakası ve Detaylı Hikayeleri

Rakamlar gerçeğin sadece nicel yüzünü gösterirken, krizin sosyolojik anatomisini kavramak için yaşamına son veren yurttaşlarımızın hikayelerine yakından bakmak gerekmektedir. Aşağıda sıralanan, askerden polise, öğrenciden öğretmene kadar uzanan 25 gerçek vaka, Türkiye’de devletin şefkat ve adalet vasfını nasıl yitirdiğinin kanıtıdır.

Yoksulluk, Açlık ve Ekonomik Çıkmaz Girdabındakiler

1. Cüneyt Yetişkin (48): Kasım 2019’da İstanbul Fatih’te, içine düştükleri mutlak yoksulluk nedeniyle diğer üç kardeşiyle birlikte kapıya “Dikkat siyanür var” notu asarak siyanür içmek suretiyle hayatına son veren kardeşlerden biridir. Cansız bedenleri dahi evdeyken, acımasızca birikmiş fatura borçları yüzünden evin elektriğinin kesilmesi, özelleştirilmiş şirketlerin halkı nasıl bir cendereye soktuğunun ispatıdır.

2. Oya Yetişkin (54): Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde model olarak çalışan Oya Yetişkin, onurundan taviz vermeyen bir sanat emekçisiydi. İşe gidemeyince arkadaşlarının polise haber vermesiyle acı tablo ortaya çıkmış, açlık sınırının da altına düşen diğer üç kardeşiyle birlikte yoksulluk sarmalında intihar etmiştir.

3. Kamuran Yetişkin (60): Fatih’te siyanürle hayatına son veren kardeşlerin en büyüğüdür. Olay yerinde geride bıraktıkları bakkal borç defterinde lüks bir harcama değil; yalnızca “ekmek, yumurta, domates, sıvı yağ” yazması, ailenin temel fizyolojik asgari yaşam koşullarından bile koptuğunu ve sosyal devletin haneye ulaşamadığını kanıtlamıştır.

4. Yaşar Yetişkin (56): Fatih’teki siyanür trajedisinin dördüncü kurbanıdır. Evde yapılan incelemelerde hiçbir gıda maddesi kalmadığı, kardeşlerin beslenme dahi sağlayamadığı belirlenmiştir.

5. Sibel Ünli: İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisiydi. Sosyal medyasında üniversite yemekhane kartında sadece “1 Lira 40 kuruş” kaldığını, bu parayla karnını nasıl doyuracağını sorduktan kısa süre sonra denize atlayarak canına kıydı. Yeni yıl dileğinin sadece “iş bulmak” olması ve “Gidecek yerim yok, yaşamaya değer bir hayatım da” yazması , sistemin gençliğin umudunu nasıl kuruttuğunun açık bir belgesidir.

6. Enes Kara: Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes, devlet yurdu bulamadığı için ailesinin baskısıyla yerleştirildiği cemaat yurdunda kalmaktaydı. Burada gördüğü ağır ideolojik baskıları, iradesinin yok sayılmasını ve bir hekim adayı olarak Türkiye’de geleceğe dair yaşadığı derin umutsuzluğu anlattığı kahredici veda videosunu çektikten sonra Ocak 2022’de intihar etti.

7. Ahmet Çubukçu (56): Samsun’un Çarşamba ilçesinde çiftçilik yapan 4 çocuk babası Ahmet Çubukçu, gübre ve mazot fiyatlarının artışına dayanamayarak Tarım Kredi Kooperatifi’ne ve bankalara 200 bin TL civarında borçlandı. Haciz kıskacında ödeme imkânı bulamayınca ahırda kendini asarak intihar etti. Çubukçu, üreten köylüyü tefeci faizine mahkum eden sistemin sessiz kurbanı oldu.

8. İsmail Devrim: Kocaeli Körfez ilçesinde, lise öğrencisi oğluna okulun zorunlu tuttuğu “okul pantolonunu” alamadığı ve oğlu derse alınmadığı için kahrolan torna işçisi babaydı. Çaresizliğin onurunu ezmesine dayanamayarak banyoda kendini asıp hayatına son verdi. İntiharından sonra cebinden yalnızca 20 Türk Lirası çıkmıştır.

9. Furkan Celep (18): Kocaeli Darıca’da liseden yeni mezun olup asgari ücretle bir kargo firmasında çalışmaya başlayan Furkan, bedeninin bir makine gibi sömürülmesine itiraz etti. Veda notunda “Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarımı, aylarımı harcamak istemiyorum… Neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor?” yazarak uçurumdan atladı.

10. Erdal Ç. (Şoför): Seyir halindeyken bir çocuğa çarpıp ölümüne neden olan şoför Erdal Ç., olayın şokuyla birkaç sokak kaçtı. Ancak dayanılmaz bir vicdan azabı çekerek aracının içinde bıçakla kendi boğazını kesip intihar etti. Sistemin psikolojik destek ağlarının tamamen çöktüğü, bireylerin kendi başlarına yargıç ve cellat oldukları bir travma örneğidir.

11. Mustafa Hıdır (35): Toplumsal buhranın çoklu cinnete dönüştüğü karanlık bir vakada, Mustafa Hıdır girdiği psikolojik ve ekonomik kriz sonucu önce bir berberdeki vatandaşı, ardından girdiği bir evdeki şahısları vurmuş, 5 kişiyi öldürdükten sonra kendi kafasına sıkarak intihar etmiştir.

Geleceksizlik Kıskacındaki Atanamayan Öğretmenlerimiz

12. Merve Çavdar (25): Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak mezun olan Merve, 4 yıl boyunca atanmayı bekledi. Liyakatsiz mülakatlar ve yetersiz kadrolar yüzünden ataması gerçekleşmeyince, annesine “İş bulmaya gidiyorum” diyerek evden çıkmış ve depresyon hapları içerek hayatına son vermiştir. Hayalleri KPSS-Mülakat kıskacında çalınan yüzlerce öğretmenin sembolüdür.

13. Kevser Abdülkadiroğlu (21): 19 Mayıs Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümü mezunu Kevser, Kastamonu’da kendisini asarak intihar etti. Çocuklara sayıları ve evreni öğretmek için yetiştirilmiş pırıl pırıl bir beyin, liyakatsiz atama sisteminde çürümeye terk edilince bayram arifesi gecesinde canına kıydı.

14. İbrahim Can Uzun (27): Nazilli’de yaşayan ve ataması yapılmadığı için yıllarca işsiz gezen, inşaatlarda amelelik yapmak zorunda kalan öğretmen İbrahim, yoğun depresyona girerek canına kıydı. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra ailesi tarafından organları bağışlanarak, ölürken bile başkalarına can olmuştur.

15. Ersin Turhan (32): İstanbul’da yaşayan aslen Erzincanlı Ersin Turhan, üniversite sıralarında dirsek çürütüp mezun olmasına rağmen yıllarca devletinin ona bir sınıf açmasını bekledi. “Eğitim Fakültesi mezunu işsiz” damgasıyla yaşama gücünü kaybederek ardında gözü yaşlı bir aile bıraktı.

16. Canan Deniz: Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde yaşayan öğretmen Canan Deniz, KHK’lı eşinin tutukluluğu, atanamama, sosyal dışlanmışlık ve yaşadığı ağır ekonomik çöküntüler sonrasında evindeki odasında kendisini asarak yaşamına son verdi. Arkasında annesiz kalan iki çocuk bıraktı.

Kurumsal Mobbing, Ayrımcılık ve Mesleki Tükenmişlik Vakaları

17. İbrahim Layık: İstanbul Havalimanı’nda (İGA) güvenlik görevlisi olarak çalışan gencecik bir işçi. Kendi yurdunda ötekileştirilmenin acısını yaşadı. “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık belki bu yaptığım şeyle değişir ne mutlu Kürt ve Türk’üm diyebilene…” notunu bırakarak çalıştığı havalimanında metrelerce yüksekten atlayıp hayatına son verdi.

18. Dr. Melike Erdem: İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde asistan hekim olarak çalışan Dr. Melike, “Sağlıkta Dönüşüm” denilen garabetin yarattığı SABİM hattı üzerinden gelen haksız, asılsız ve onur kırıcı hasta şikayetleri nedeniyle idarenin başlattığı mobbinge (bezdiri) dayanamayarak hastanenin altıncı katından atlayıp can verdi.

19. Dr. Mustafa Yalçın: Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli asistan doktor Mustafa Yalçın, 36 saati bulan kölelik düzenindeki nöbetlere, uykusuzluğa ve kıdemlilerin mobbing kültürüne daha fazla dayanamayarak, ardında felsefi derinliği olan, umutsuzluk dolu bir mektup bırakıp hayatına son verdi.

20. Arş. Gör. Mehmet Fatih Traş: Çukurova Üniversitesinde görevli akademisyen, “Barış İçin Akademisyenler” imzacısı olduğu gerekçesiyle sözleşmesi haksızca uzatılmadı, dışarıdan ders vermesi, özel üniversitelerde çalışması dahi engellendi. Ağır bir ekonomik ve akademik izolasyona (sivil ölüm) mahkum edildiği için geçirdiği travma sonucu intihar etti.

21. Öğr. Gör. Dr. Güneş Günay Sezer: Bartın Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğretim görevlisi Dr. Sezer, bizzat üniversite rektörü ve amirleri tarafından kendisine uygulanan sistematik mobbing, akademik engellemeler ve psikolojik baskılara dayanamayarak hayatına son verdi.

Kurumsal Çöküşün En Acı Yüzü: Asker ve Polislerimiz

22. Yarbay Ali Tatar:

Yarbay Ali Tatar: Şanlı Türk Donanmasının onurlu, dürüst ve Atatürkçü bir subayı olan Yarbay Ali Tatar’ın intiharı, sıradan bir ‘kurumsal mobbing’ vakası asla değildir. Bu ölüm; devletin kılcal damarlarına sızmış olan Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) ‘Amirallere Suikast’ iftirasıyla şerefli Türk subaylarına kurduğu iğrenç kumpasa, yargı eliyle yürütülen hukuksuzluğa ve adaletin katledilmesine karşı bedenini siper ederek yaktığı bir isyan meşalesidir. Haksız yere hapis yatan, serbest bırakıldıktan hemen sonra FETÖ’cü militan yargı mensuplarınca hakkında tekrar haksız yakalama kararı çıkarılan Tatar; bu onursuz dayatmayı, teslimiyeti ve kurumların sessizliğini reddetmiştir. O, beylik tabancasıyla canına kıyarak kendi deyimiyle “karanlığa bir nebze ışık olabilmek için” canını feda etmiş, tüm topluma tarihi bir manifesto bırakmıştır:

“Sevgili Nilü ve canım aile üyelerim… Tam her şeyden kurtulduk derken sizlerden bir ayrılık durumu daha yaşamak durumundayım. Bu ayrılık ebedi ayrılıktır. Eğer öbür dünya varsa… İleride orada buluşuruz. Ben ailemden kimseye küskün değilim. Hepinizi çok seviyorum. Hepinize bir hakkım geçtiyse helal olsun. Sizin de bana hakkınızı helal edeceğinize eminim. Dediğim gibi bana sakın kızmayın. Belki bu süreç altı ay, bir yıl sonra geçecek. Ancak benim buna dayanacak hâlim yok. Öncelikle başınızı öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım. Başınızı dimdik tutun! Ama ben bu hukuksuzlukla yaşayamam. Yaşadıklarımı ikinci defa kaldırmam mümkün değil… O deliğe bir daha dönmektense mezara girmeyi tercih ederim… Belki benim ölümüm bu durumda olan başkalarının aydınlığa çıkışına bir ışık olur. Boşu boşuna ölmemiş olurum. Bu şekilde ölmeyi hiç istemezdim. Buna en çok karşı çıkan bendim. Şu anda çok duygusal değilim. Ağlamıyorum. Yalnız içim buruk ve kırgın. Bana bu oyunu oynayanlara ve sahip çıkmayanlara kırgınım. Beni rahmetli babamın yanına gömün. Kızımı ve karımı yalnız bırakmayacağınızı, bu işin peşini bırakmayacağınızı biliyorum. Tek tesellim sizleri son bir defa, hep birlikte görmek oldu. Gökçen’im, canım kızım derslerine çok iyi çalış. İyi çalış ve önemli yerlere gel ki benim hesabımı sorabilesin! Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu ne yaşayacak bir cumhuriyet ne de bir ülke bulamayacaksınız. Şunu bilin ki, en küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

23. Er Uğur Kantar: Kuzey Kıbrıs’ta zorunlu askerlik görevini yaparken “disko” tabir edilen disiplin koğuşunda, rütbelilerin gözetiminde gardiyanlar tarafından günlerce susuz bırakıldı. Elleri kelepçeli bir şekilde 50 derece güneşin altında saatlerce sandalyeye bağlanarak ölesiye işkence gördü. Kaldırıldığı GATA’da iki buçuk ay sonra şehit oldu. Adli Tıp Kurumu’nun başta olayı “güneş çarpması” olarak örtbas etmeye çalışması, kışlalardaki hukuki çürümüşlüğün en acı özetidir.

24. Polis Memuru İsmail Tuncer: 2026 yılı Ocak ayında Denizli İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevliyken; sivil halka oranla emniyet teşkilatında 4 kat daha fazla olan intihar furyasının bir parçası oldu. Uzun, keyfi ve düzensiz mesai saatleri ile liyakatsiz atamalar sonucu yaşadığı kronik sahipsizlik duygusuyla cinnet getirerek hayatına son verdi.

25. Polis Memuru Mustafa Tercan: 2025 yılı Ocak ayında İstanbul Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliğinde görev yaparken, 12/12 gibi insanlık dışı çalışma vardiyaları, amir baskısı ve ağır ekonomik çıkmazların birleşmesiyle silahını ateşleyerek intihar etmiş, teşkilattaki yapısal krizin istatistiğe yansıyan kahredici bir kurbanı olmuştur.

Açlığın Uç Noktası: Bir Kap Çorba ve Döner Vaadiyle Hayata Dönmek

Rasyonel bir devlet sisteminin vatandaşlarına sağlaması gereken asgari gıda güvencesinin yokluğu, intiharın eşiğindeki insanları bir tas sıcak çorba karşılığında hayata dönmeye ikna edecek kadar derin bir trajedi yaratmıştır. Antalya’da falezlerde intihara kalkışan ve saatlerce direnen bir vatandaş, karnının acıkması üzerine getirilen sıcak çorba vaadiyle; yine yoksulluk sarmalındaki madde bağımlısı bir genç, polisin “1 kilo tatlı ve Adana dürüm” sözü vermesi üzerine canından vazgeçmekten dönmüştür. İnsanın ölüm fikrini bir kap yemekle değiştirmesi, olayın psikiyatrik bir travmadan ziyade, çok acil bir “biyolojik hayatta kalma ve açlık” krizi olduğunu objektif olarak tescillemektedir.


Cumhurbaşkanlığı Vizyon Belgesi: Yaşatan Sosyal Devlet ve “Umut” Projeleri

Yukarıda detaylandırdığımız 25 gerçek insan hikayesi açıkça göstermektedir ki; Türkiye’deki intiharlar bireysel birer vazgeçiş değil, devletin “sosyal” ve “koruyucu” kimliğini yitirmesinden, liyakatsizlikten, kumpaslardan ve ağır sömürü düzeninden kaynaklanan sistematik sosyolojik krizlerdir. Bir Kemalist Hukukçu ve Cumhurbaşkanı adayı olarak vizyonum; Atatürk’ün “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” ilkesini, evrensel hukuk devleti normlarıyla 21. yüzyıla taşımaktır. Hiçbir yurttaşımızın sahipsizlik, açlık, adaletsizlik ve liyakatsizlik yüzünden canına kıymaması için hazırladığımız 20 Temel Acil Eylem Projesi aşağıdadır:

I. Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Devlet Reformları

1. Aile Destekleri Sigortası Kurumu (ADSK)

İsmail Devrim’in bir okul pantolonu alamadığı için, Fatih’teki kardeşlerin elektrik faturası yüzünden canına kıyması kabul edilemez. Asgari ücretin altında geliri olan tüm ailelerin kira, mutfak ve temel ihtiyaçları, lütuf olarak değil anayasal bir vatandaşlık hakkı olarak ADSK güvencesine alınacaktır.

2. Temel Enerji ve Altyapı Hizmetlerinin Yeniden Kamulaştırılması Cansız bedenleri evdeyken yoksul halkın elektriğini kesen kâr odaklı özel dağıtım şirketlerinin tahakkümüne son verilecektir. Elektrik, su ve ısınma hane halkının asgari insani limiti oranında gerekirse tamamen ücretsiz sağlanacak, stratejik enerji altyapısı Kemalist Devletçilik vizyonuyla yeniden kamulaştırılacaktır. Ayrıca faturalarını 1 gün geçiren aileler derhal incelemeye alınacak, derhal faturaları ödenecek ve gerekli yardımlar yapılacaktır. 

3. Adil Vergi Reformu

Geçim sıkıntısı girdabında boğulan halkın sırtındaki dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) insani sınırlara çekilecektir. Vergi dilim birimleri yükseltilecek ve adaletsizlik ortadan kaldırılacaktır. Kriz dönemlerinde kârını katlayan holdinglerden “Servet Vergisi” alınacaktır.

4. Kadın İstihdamı ve Ücretsiz Kamusal Kreş Ağı

Tek maaşla geçinmeye çalışan yoksul ailelerin yükünü hafifletmek için her mahalleye ve organize sanayi bölgesine ücretsiz “Kamusal Kreşler” açılacaktır. Kadınların iş hayatına katılımı desteklenerek aile içi mutlak yoksulluğun önüne geçilecektir.

5. Emekli Yaşam Standartlarının Yükseltilmesi ve İntibak Yasası

Çöpten pazar artığı toplamak zorunda kalan emeklilerimiz için acil İntibak Yasası çıkarılacak, en düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesinin üzerine sabitlenerek yaşlı yoksulluğu ve yaşlı intiharları sıfırlanacaktır.

II. Eğitim, Liyakat ve Gençlik Hamlesi

6. Mülakat Sisteminin Kaldırılması ve Liyakat Devrimi

Merve Çavdar ve Kevser Abdülkadiroğlu gibi gencecik öğretmenlerimizin torpile yenik düşerek canına kıyması bitirilecektir. Kamuya personel alımında mülakat (sözlü sınav) tamamen kaldırılacak, sınav puanı üstünlüğüne dayalı şeffaf ve doğrudan atama sistemi getirilecektir.

7. Kamusal, Parasız ve Laik Öğrenci Yaşam Merkezleri

Enes Kara gibi parlak beyinleri cemaat/tarikat yurtlarına mecbur bırakan politikalara son verilecektir. Devlet güvencesinde, sanat ve bilimle iç içe modern “Öğrenci Yaşam Merkezleri” inşa edilerek barınma ücretsiz bir anayasal hak haline getirilecektir.

8. Üniversitelerde Ücretsiz Beslenme

Sibel Ünli’nin yemekhanedeki “1 lira 40 kuruş” çaresizliğini hiçbir gencimiz yaşamayacaktır. Tüm devlet üniversitelerinde öğrencilere günde en az iki öğün sağlıklı, nitelikli yemek tamamen devlet bütçesinden karşılanacaktır.

9. KYK Borçlarının Silinmesi ve Gençlik “Gelecek Fonu”

Milyonlarca gencin omuzundaki KYK kredi borçları faizleriyle birlikte tamamen silinecektir. Furkan Celep’in isyanını dindirmek, gençleri tüketim makinesi olarak görmekten vazgeçmek için bilimsel ve sanatsal üretimleri destekleyecek karşılıksız bir “Gelecek Fonu” kurulacaktır.

10. Köy Okullarının Yeniden Açılması ve Eğitimde Fırsat Eşitliği

Taşımalı eğitime son verilecek, kapatılan tüm köy okulları teknolojik altyapıyla yeniden açılacaktır. Bu, hem yoksul köylü çocuklarına eğitim hakkını geri verecek hem de atanamayan on binlerce öğretmene liyakatli istihdam kapısı olacaktır.

11. Akademik Özgürlük ve Özerk Üniversite Reformu

Fatih Traş ve Güneş Günay Sezer’in hayatlarına mal olan rektörlük/idare sultası kırılacaktır. Üniversiteler bilimsel, idari ve mali özerkliğe kavuşacak, liyakatsiz kayyum atamaları yasaklanacaktır.

III. Çalışma Hayatı, Tarım ve Üretim Devrimi

12. Çiftçi Borçlarının Silinmesi ve Tarım Reformu

Ahmet Çubukçu’yu ipin ucuna götüren tefeci tarım politikası bitirilecektir. Üreten köylünün kamu ve özel bankalara olan kredi borçlarının faizleri tamamen silinecek, anapara ödemeleri üretime dayalı uzun vadelere yayılarak gübre ve mazot maliyetleri devletçe sübvanse edilecektir.

13. Kırsal Kalkınma ve Köye Dönüş Teşvikleri

Tarımı terk ederek kentlerin varoşlarında işsizlik sarmalına düşen vatandaşlarımız için güçlü “Köye Dönüş ve Kırsal Kalkınma” hibe programları başlatılacaktır.

14. İş Cinayetlerine Karşı Ağır Yaptırım ve Taşeronun Yasaklanması

Fedai Öğretmen gibi taşeron sistemin kurbanı olan emekçilerimizin hayatı devlet güvencesine alınacaktır. Kamuda taşeronlaşma tamamen yasaklanacak, iş güvenliği kurallarını ihlal eden şirketlere ağır hapis ve ihale yasağı cezaları getirilecektir.

15. “Üreten Kentler” ve Planlı Karma Ekonomi

Ranta, betona ve inşaata dayalı ekonomi terk edilecektir. Anadolu’da teknolojiye, ağır sanayiye ve sürdürülebilir tarıma dayalı “Planlı Karma Ekonomi” uygulanarak kalıcı istihdam imkanları yaratılacaktır.

16. İşçi ve Emekçi Hakları: Sendikalaşma Güvencesi

Mobbingin ve sömürünün en büyük panzehiri olan sendikal örgütlenmenin önündeki tüm yasal engeller ve barajlar kaldırılacak, işçilerin toplu sözleşme hakları genişletilecektir.

IV. Hukuk, Güvenlik ve Ruh Sağlığı Seferberliği

17. Kumpas Davalarıyla Yüzleşme ve Tam Yargı Bağımsızlığı

Yarbay Ali Tatar’ın “karanlığa bir nebze ışık” olmak için feda ettiği canının hesabı sorulacaktır. Yargı, her türlü tarikat, cemaat ve siyasi otorite zincirinden kurtarılacaktır. FETÖ ve benzeri kumpaslarla hayatı karartılan tüm vatanseverlerin iade-i itibarı sağlanacak, hukuku silah olarak kullananlardan bağımsız mahkemelerde hesap sorulacaktır.

18. Güvenlik Güçleri (TSK ve Emniyet) İçin Anti-Mobbing Yasası

Polislerimizin ve askerlerimizin sivil halktan 4 kat daha fazla olan intihar hızını durdurmak için Askeri ve İdari Ceza Kanunlarına “Asta Karşı Müessir Fiil ve Sistematik Mobbing” ağır bir adli suç olarak eklenecektir.

19. Emniyet Personeli İçin İnsani Mesai Reformu

Polislerimizin ölümüne sebep olan 12/12 ve 12/24 gibi insanlık dışı, ucu açık vardiya sistemi lağvedilecektir. Emniyet teşkilatında Avrupa standartlarında sabit mesai saatlerine geçilecek, tüm güvenlik birimlerinde bağımsız psikolojik rehabilitasyon ofisleri zorunlu tutulacaktır.

20. Ulusal Ruh Sağlığı Yasası’nın Çıkarılması

Hastaların ve ruh sağlığı çalışanlarının haklarını koruyan, sivil denetime açık bir “Ulusal Ruh Sağlığı Yasası” ilk 100 günde meclisten geçirilecek; sahte psikologların ve yetkisiz kişilerin halkın psikolojisini istismar etmesi ağır cezalarla yasaklanacaktır.

21. Kriz Danışma Merkezleri ve Bağımlılıkla Seferberlik

Toplumsal buhran ve uyuşturucu yaşı ilkokullara kadar inmiştir. Belediyelerle entegre biçimde her ilçeye anonim başvurulabilen, tamamen ücretsiz “İntihar Önleme, Kriz Danışma ve Bağımlılık Rehabilitasyon Merkezleri” açılacaktır.

22. Asistan Hekimlerin 36 Saatlik Nöbet Sisteminin Yasaklanması

Dr. Mustafa Yalçın’ı tüketen 36 saatlik kölelik nöbetleri evrensel işçi haklarına aykırıdır. Hekimlerin nöbet saatleri insan doğasına uygun olarak sınırlandırılacak, nöbet ertesi kesintisiz izin hakkı yasal güvenceye kavuşturulacaktır.

23. Sağlıkta Şiddetin Önlenmesi ve SABİM İstibdadının İptali

Dr. Melike Erdem’i katleden ve doktorları hedef gösteren SABİM benzeri şikayet hatları kapatılacaktır. Sağlıkta şiddet katalog suçlar kapsamına alınıp ertelemesiz ağır hapisle cezalandırılacaktır.

24. Gıda Egemenliği ve Ucuz Gıdaya Erişim Güvencesi

Açlık nedeniyle intiharın eşiğine gelen vatandaşlarımızın bir çorba vaadiyle hayata döndüğü trajediye son vermek için, tarım kooperatifleri aracılığıyla temel gıda maddelerine doğrudan ve ucuz erişimi garanti eden “Gıda Egemenliği Ağı” kurulacaktır.

25. Bağımsız Medya ve İfade Özgürlüğü Destek Fonu

Toplumdaki “sessizlik sarmalı” ve dışlanmışlık hissini (İbrahim Layık vakasındaki gibi) kırmak, farklı seslerin ve çaresizliklerin duyulabilmesini sağlamak adına, sansürden uzak, tamamen bağımsız ve liyakatli medya kuruluşlarını destekleyecek yasal güvenceler ve fonlar oluşturulacaktır.

Sentez ve Manifestonun Taahhüdü

Bu vizyon belgesi; rasyonalitenin, bilişsel önyargılardan arınmış hukukun ve Kemalist felsefedeki halkçılığın ülkemizdeki 21. yüzyıl manifestosudur.

Fatih’te siyanür içen kardeşlerin elektrik faturası, İsmail Devrim’in alamadığı okul pantolonu, Sibel’in 1 lira 40 kuruşluk çaresizliği, atanamayan Kevser ve Merve öğretmenlerin çalınan hayalleri ve şerefli üniformasını FETÖ kumpasına teslim etmemek için canını feda eden Yarbay Ali Tatar’ın tarihi isyanı; devletin sosyal ve koruyucu köklerinden ne derece saptığının en sarsıcı ispatlarıdır.

Bizim cumhurbaşkanlığımızda devlet; sadece ekonomik verileri ve rasyonel büyüme rakamlarını önceleyen ruhsuz bir holding değil; “kimsesizlerin kimsesi” olan, liyakatli, adil ve halkını “yaşatan” bir cumhuriyet olacaktır. Rasyonaliteden ve eleştirel düşünceden sapmaksızın, ilan ettiğimiz 25 eylem planı ile toplumsal adaleti sağlamak en büyük siyasi namus borcumuzdur.

Bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek adına. 

Türk Milletine derin sevgi ve saygılarımla. 

Av. Arb. Enver Alper Mutluer 

İletişim ve Randevu

Hukuki Sorunlarınıza Stratejik ve Kalıcı Çözümler

Hak arama mücadelesinde disiplin, tecrübe ve güveni bir araya getiren Mutluer Hukuk Bürosu; İstanbul merkezli olmak üzere Türkiye’nin her noktasındaki müvekkillerine nitelikli hukuk hizmeti sunmaktadır. 19 yılı aşan mesleki tecrübesiyle Uzman Arabulucu Avukat Enver Alper Mutluer, karmaşık hukuki süreçlerin her aşamasında çözüm ortağınız olarak yanınızdadır.

Prensiplerinden ödün vermeden; Ceza Hukuku’ndan Ticaret Hukuku’na, İş uyuşmazlıklarından Uzman Arabuluculuk süreçlerine kadar geniş bir yelpazede, her davaya akademik derinlikle yaklaşmaktayız.

🌐 Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/

📍 Adres: Esentepe Mahallesi, Harman 1 Sokak, Duran İş Merkezi No: 4, Kat: 8, Şişli (Levent – Kanyon AVM Yanı) / İstanbul

📞 Mobil Telefon & Randevu: +90 (532) 263 41 65

🌐 Web: www.mutluer.av.tr

📧 E-posta:  [email protected]

🕒 Çalışma Saatleri: Hafta içi: 09:00 – 18:00

Önemli Not: Mesleki etik ve hizmet kalitemizi korumak adına, telefon veya e-posta yoluyla danışmanlık hizmeti verilmemektedir. Tüm hukuki inceleme ve görüşmeler için lütfen yukarıdaki kanallardan randevu alınız.

 

Yazar Biyografisi: Avukat Arabulucu Enver Alper MUTLUER

Kıdemli Avukat & Uzman Arabulucu | Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/

İstanbul 1 No’lu Barosu’na kayıtlı (Sicil No: 34169) Avukat Enver Alper Mutluer, hukuk dünyasındaki 19 yılı aşan tecrübesiyle karmaşık hukuki süreçlerin çözümünde uzmanlaşmış kıdemli bir hukuk stratejistidir. Mesleki disiplinini, Ankara Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı’nda Asteğmen rütbesiyle ifa ettiği askerlik göreviyle harmanlayan Mutluer, adaletin tesisi yolunda tavizsiz bir profesyonellik sergilemektedir.

Uzmanlık ve Akademik Bakış Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı nezdinde (Sicil No: 4326) kayıtlı bir Uzman Arabulucu olan Mutluer; İş Hukuku, Ticaret Hukuku, Tüketici Hukuku, Banka ve Finans Hukuku ile Sigorta Hukuku alanlarında derinlemesine uzmanlığa sahiptir. 2008 yılından bu yana binlerce davanın yönetimini üstlenmiş, teorik bilgiyi pratik saha tecrübesiyle birleştirerek, imkansız görülen karmaşaları zekice çözen, en zorlu hukuki düğümleri kararlılık ve stratejik bir vizyonla çözüme kavuşturur.

Yayınlar ve Toplumsal Katkı Müvekkillerine yalnızca bir vekil değil, aynı zamanda bilgili bir çözüm ortağı olarak hizmet veren Enver Alper Mutluer, güncel hukuki gelişmeleri ve analizlerini paylaştığı makaleleriyle tanınmaktadır. Her davasına bir “bilimsel inceleme”  titizliğiyle yaklaşan yazar, hukukun dijital dünyadaki sesi olmayı ve toplumsal adalet bilincine katkı sunmayı vizyon edinmiştir.


Kategoriler:

Yorum

  1. İntihar olayları aslında bir toplumun ve yönetim sisteminin derinden çürüdüğünü gösteren sessiz son bir çığlık, belki yüce bir protesto ve üzüntülü somut kanıttır. Bu tip toplumsal ve bireysel hiçliği durdurmak, en temel insani ve ahlaki yükümlülüktür. Bu tip durumların sıradan yada kanıksanması ise derin yaranın büyümesine neden olacaktır. Çözüm için yapılacakların başında ülkenin idari sistemi içinde insan ve etik odaklı kolektif anlayışı benimsemek ve yerleştirmektir. Yurttaşlarımızın yaşamsal sürecindeki belirleyici maddi etkenleri olabildiğince iyi seviyelere taşımak, toplumsal ortak hafıza olan kültür, sanat, festival. Tatil vb. Katılımlarla,toplumun desarj olmasını sağlamak, yaşama güvenle bakmayı sağlayacak gelişmeler, bşreyin rehabilitasyonunu artıracaktır. Sağlıklı ve mutlu toplum ile güçlü ülke olunur. Esenlikler..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lorem ipsum dolor sit amet, at mei dolore tritani repudiandae. In his nemore temporibus consequuntur, vim ad prima vivendum consetetur. Viderer feugiat at pro, mea aperiam

Detayları bize yazın size en kısa sürede ulaşalım

Tüm hakları saklıdır.
2025 Mutluer Hukuk Bürosu

Binlerce Yıllık Türk Devlet Aklı, Bugünün Dünyasında Yeniden Hayat Buluyor: Türk Töresi ve Türk'ün Prensipleri