Laik Cumhuriyetin Kanayan Yarası: Denetimsiz Cemaat ve Tarikat Yurtlarında Çocuk Hakları İhlalleri ve Hukuki Sorumluluk
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temel taşlarından biri olan Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Kanunu ve laiklik ilkesi, nesillerin aklın ve bilimin ışığında, devletin güvencesi ve mutlak denetimi altında yetiştirilmesini emreder. Ancak anayasal bir yükümlülük olan kamusal eğitimin ve barınma hizmetlerinin şeffaflıktan uzak tarikat, cemaat ve vakıflara fiilen devredilmesi, Cumhuriyet hukukunun ağır bir yara almasına neden olmuştur. Bir hukukçu ve Kemalist bir avukat perspektifiyle incelendiğinde; “istisna” veya “münferit” olduğu iddia edilen çocuk istismarı vakalarının, aslında devletin pozitif yükümlülüklerini terk etmesinin, liyakatsizliğin ve kamu otoritesindeki cezasızlık kültürünün sistematik birer sonucu olduğu açıkça görülmektedir.
Aşağıda, hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelendiği bu döneme damgasını vuran ve kamu vicdanını yaralayan başlıca vakalar derlenmiştir:
(1) Karaman Ensar Vakfı ve KAİMDER Skandalı (2016) Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’e ait kayıtdışı yurtlarda barınan 45 erkek çocuğu, öğretmen Muharrem Büyüktürk tarafından sistematik cinsel istismara maruz bırakılmıştır. Fail, yargılama sonucunda 508 yıl hapis cezasına çarptırılmış olsa da, adalet tam manasıyla tecelli etmemiştir. Hukuki süreç faille sınırlı tutulmuş, kamusal denetim yükümlülüğünü ihlal eden idareciler yaptırıma tabi tutulmamıştır. Üstelik bu skandal kapsamında soruşturma geçiren yöneticilerden biri olan Asım Sultanoğlu’nun ilerleyen yıllarda Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü olarak atanması, idarenin liyakat ve sorumluluk ilkelerinden koptuğunu kanıtlamaktadır. Dönemin Aile Bakanı’nın “Bir kere olması karalamak için gerekçe olamaz.” şeklindeki talihsiz açıklaması ise siyasi sorumluluğun üstlenilmediğinin en açık itirafı olmuştur.
(2) Hiranur Vakfı Skandalı ve “Kayıp” Çocukluklar İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, öz kızı H.K.G.’yi henüz 6 yaşındayken 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile “dini nikah” maskesi altında evliliğe zorlaması ve çocuğun yıllarca cinsel istismara maruz bırakılması, Medeni Kanun’un ve Cumhuriyet hukukunun nasıl hiçe sayıldığını gösteren en ağır bilançolardan biridir. H.K.G.’nin 14 yaşında hamilelik şüphesiyle hastaneye başvurmasıyla başlayan süreçte, yerine 21 yaşında başka bir tarikat üyesinin sokularak sahte kemik yaşı raporu alınması ve savcılığın takipsizlik kararı vererek dosyanın üstünün örtülmesi, bu yapıların kamu kurumlarına nasıl nüfuz ettiğinin delilidir. Yıllar süren onurlu hukuk mücadelesi sonucunda Kadir İstekli 37 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel ise 19 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmış; ancak bu adalet, hukukun olağan işleyişiyle değil, devasa bir toplumsal baskı sonucunda zorla sağlanabilmiştir.
(3) Süleymancılar Cemaati Yurtlarında Yaşanan Zincirleme İstismarlar Devletin sosyal devlet olma vasfından uzaklaşarak barınma krizini çözememesi sonucu alan kazanan Süleymancılar cemaatine ait kurumlarda peş peşe vahim vakalar yaşanmıştır:
-
İzmir Dikili (2017): Özel Miyase Yılmaz Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda görevli Ö.F.E., 7 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunmuştur.
-
Antalya Alanya: Sugözü Erkek Öğrenci Yurdu’nda 10 erkek öğrenci, eğitimci vasfı bulunmayan 21 yaşındaki G.R.U. tarafından taciz ve istismara uğramıştır.
-
İstanbul Ümraniye: Süleymancılara ait özel erkek öğrenci yurdunda 11 yaşındaki bir çocuk, imam İbrahim Sığın tarafından cinsel istismara uğramış ve fail indirim uygulanmaksızın 28 yıl hapis cezası almıştır. Aynı binada 16 yıl önce de S.Ç. adlı bir imamın 11-12 yaşlarındaki 12 çocuğu istismar ettiği ve olayın üstünün yurt yönetimi tarafından sümen altı edildiği ortaya çıkmıştır. Mahkeme tutanaklarında, yurtta eğitimci sıfatını haiz tek bir görevlinin bulunmadığı ve kamera denetiminin olmadığı açıkça belirtilmiştir.
(4) Kamusal Denetim Altındaki Diyanet Kurslarında Yaşananlar İstismar vakaları yalnızca denetimsiz sivil görünümlü vakıflarla sınırlı kalmamış, resmi kurumlara da sıçramıştır. Erzurum’un Palandöken ilçesindeki Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Kuran Kursu’nda 7 çocuk, belletmen Hakan Aslankafa tarafından aylarca cinsel istismara uğramış ve işkence görmüştür. Fail 119 yıl hapis cezasına çarptırılmış olsa da, bu süreçte açığa alınan dönemin Palandöken Müftüsü’nün daha sonra yeniden terfi ettirilmesi, kamu yönetimindeki hesap sorulamazlık zihniyetinin acı bir tezahürüdür.
(5) Merdivenaltı Yapılanmalar: Fıkıh-Der ve Uşşaki Tarikatı
-
Ümraniye Fıkıh-Der Skandalı (2019): Ruhsatsız işletilen yatılı Kuran kursunda kurs sorumlusu Ömer I. ve eğitmenler tarafından çok sayıda çocuğa sistematik cinsel istismarda bulunulmuş, failler hakkında 134 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştır. Şüphelilerden birinin Sancaktepe’de bir devlet okulunda ücretli öğretmenlik yapabiliyor olması, kamusal denetimdeki boşlukların boyutlarını özetlemektedir.
-
Sakarya Akyazı Uşşaki Tarikatı (2020): Kendisini “Uşşaki tarikatı şeyhi” olarak tanıtan Fatih Nurullah (Eyüp Fatih Şağban), tekkesinde 12 yaşındaki bir kız çocuğunu istismar etmiş ve tutuklanmıştır. Şeyhin, şikayetçi olmaması için çocuğun babasını ikna etmeye çalışması, başarısız olunca da müritlerin şikayetçi babayı jandarmanın gözü önünde feci şekilde darp etmesi, bu yapıların hukukun üzerinde bir paralel otorite kurma hezeyanını ispatlamaktadır.
(6) Diğer Vahim Vakalar Konya’da kendisini şeyh olarak tanıtan ve erkek müritlerine yönelik cinsel istismarda bulunan Süleyman Işık’ın, Yargıtay tarafından önce mağdurların “rızası var” denilerek beraat ettirilmesi ve ancak kamuoyu tepkisi üzerine yerel mahkemenin direnmesiyle 55 yıl hapis cezasına çarptırılması, yargı mekanizmalarının bu tür yapılara karşı nasıl zafiyet gösterebildiğinin bir örneğidir. Fatsa’daki yatılı yurtta etüt hocası Y.K.’nin cinsel istismar vakası, Gaziantep Nizip Mülteci Kampı’nda 30 çocuğun istismara uğraması ve Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisinin öz kızını istismarı davasında yalnız bırakılan annenin adalet nöbeti tutmak zorunda kalması, mağdurların hukuki güvenliğinin kalmadığını göstermektedir.
(7) İzmir Bakırçay KYK Kız Yurdu Skandalı (2026) Sadece merdivenaltı veya vakıf yurtlarında değil, doğrudan devletin uhdesinde olan Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarında dahi liyakatsizlik ve denetimsizlik telafisi imkansız güvenlik zafiyetleri yaratmaktadır. Son olarak İzmir Bakırçay KYK Kız Yurdu’na dışarıdan gizlice giren bir şahsın mastürbasyon yaparak öğrencileri taciz etmesi, kamuoyunda haklı bir infiale yol açmıştır. Bu vahim olayda idarenin gösterdiği refleks ise çürümüşlüğün en acı göstergesi olmuştur; zira devletin memuru sıfatını taşıyan yurt müdür yardımcısı, öğrencilerin can ve namus güvenliğini sağlamak yerine, söz konusu sapıklığı ifşa ve ihbar eden kız öğrencilerin isimlerini alarak onları hedef göstermiş ve fişleyerek sindirmeye çalışmıştır. Neyse ki sosyal medyanın yarattığı devasa kamuoyu baskısı sonucunda bu idareci görevden alınmak zorunda kalmıştır. Ancak adaletin ve idari denetimin hukukun olağan işleyişiyle veya liyakatli yöneticilerin öngörüsüyle değil, yalnızca “sosyal medya tepkisiyle” sağlanabilmesi, idari aygıtın Cumhuriyet’in koruyucu niteliğinden ne denli uzaklaştığını kanıtlamaktadır.
Hukuki Değerlendirme ve Sonuç
Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde barınma ve eğitim hizmetleri, anayasal bir hak olup cemaatlerin merhametine veya sözde “yardım” derneklerinin inisiyatifine terk edilemez.
Bir Kemalist avukat olarak belirtmek gerekir ki; Anayasa’nın devlete yüklediği çocukları koruma ve çağdaş, bilimsel, eşit eğitim sağlama görevi devredilemez. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi ve 174. maddesiyle güvence altına alınan İnkılap Kanunları (özellikle Tevhid-i Tedrisat) yalnızca birer kağıt üzerindeki metin değil; nesilleri karanlıktan, istismardan ve feodal yapılardan koruyan hukuki bir zırhtır.
Son yirmi dört yılda ortaya çıkan bu korkunç vakalar, çocuk hakları alanında yaşanan ihlallerin önlenebilmesi için liyakata dayalı, laik, kamusal ve parasız eğitim modeline dönülmesinin hayati bir zorunluluk olduğunu kanıtlamaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği; çocukların bedensel ve ruhsal dokunulmazlığını ihlal eden failler kadar, anayasal denetim görevini kasten ihmal eden, bu yapılara göz yuman ve paralel eğitim kurumlarına yasal zemin hazırlayan tüm kamu görevlilerinin bağımsız yargı önünde hesap vermesi şarttır.
Peki, bizler Cumhuriyetin yılmaz savunucuları olarak gür bir sesle, “Dernek ve vakıf maskesi altına saklanan bilumum tekke, zaviye, tarikat ve cemaatler derhal kapatılacaktır!” dediğimizde suç mu işlemiş oluyoruz? Asla! Kimi çevrelerin bu meşru talebi Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216. maddesi kapsamında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya dini değerleri aşağılama” suçu gibi gösterme çabası, hukuki bir garabet ve Cumhuriyet devrimlerine başkaldırıdır! Yargıtay içtihatları ve evrensel hukuk kuralları son derece açıktır; tarikat ve cemaatler dinin kendisi değil, dünyevi ve siyasi güç odaklarıdır. Bunların eleştirilmesi ve kapatılmasını talep etmek, dini değerlerin tahkiri değil; tam aksine laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin en şerefli müdafaasıdır! Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 174. maddesiyle sarsılmaz bir zırha bürünen “İnkılap Kanunları” dimdik ayaktadır! 30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” halen yürürlüktedir ve devlete bu karanlık feodal yapılanmaları ezme, dağıtma ve yok etme emrini verir. Dolayısıyla bu çağrımız bir suç değil, bilakis savsaklanan anayasal emrin yerine getirilmesi için devlete yapılan tarihi bir “hukuka davet” feryadıdır!
Oysaki çocuklar bu ülkenin geleceğiydi! Bu gerçeği inkar edenler, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ve milletin istikbaline ihanet etmektedir. Bizler bu sarsılmaz inançla; hiçbir çocuğumuzun karanlık yurt köşelerinde, liyakatsiz ellerde ve denetimsiz vakıflarda solmasına izin vermeyeceğiz. Herkes bundan ibret almalıdır; zira Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir ve adaletin tecellisi için mücadelemiz sonsuza dek sürecektir! Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu tarihi çağrısı, her Türk hukukçusunun ve yurttaşının zihnine bir meşale gibi kazınmalıdır:
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” 🔥🔥🔥
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve müritler memleketi olamaz!” Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

İlk yorum yazan siz olun