CHP MUTLAK BUTLAN KARARI: YARGI ELİYLE MİLLİ İRADEYE PRANGA VE SİYASETİN DANIŞIKLI DÖVÜŞÜ: TÜRK MİLLETİNE ÇIKIŞ REÇETESİ
Yazar: Av. Enver Alper Mutluer Hukukçu & Cumhurbaşkanı Adayı
Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri Sivas Kongresi’ne ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine dayanan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İki büyük eserimden biri” diyerek bizlere emanet ettiği kurucu iradenin ta kendisidir. Dolayısıyla bu çatının altında tecelli eden irade, yalnızca bir partinin iç işleyişi değil; Türk demokrasisinin ve milli egemenliğin asli bir unsurudur.
Ancak bugün, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin 21 Mayıs 2026 tarihli (2026/32 Esas ve 2026/658 Karar) ilamı ile karşımızda post-modern bir sivil darbe girişimi durmaktadır. Bu karar, adaleti kaybetmiş güç odaklarının hukuku bir “siyasi kırbaca” dönüştürerek ana muhalefet partisini dizayn etme çabasının resmi belgesidir.
Bir Kemalist, kıdemli bir hukukçu ve bu ülkenin aydınlık yarınlarına talip bir Cumhurbaşkanı adayı ciddiyetiyle; sürecin hem hukuki boyutunu, hem CHP yönetimlerinin yıllardır iktidara nasıl can suyu verdiğini, hem de kurucu felsefenin net duruşunu tarihe not düşmek üzere deşifre ediyorum:
I. KARARIN HUKUKİ RÖNTGENİ: DÖRT BÜYÜK DEFOLU HÜKÜM
Bir avukat gözüyle gerekçeli kararı incelediğimizde, evrensel hukuk kaidelerinin açıkça tersyüz edildiği görülmektedir:
1. Masumiyet Karinesi ve Bekletici Mesele İlkesinin Katli Karar, büyük ölçüde Ankara ve İstanbul’da açılan (örneğin Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2025/582 Esas sayılı) ceza davalarındaki iddialara dayandırılmıştır. Gerekçeli kararda açıkça yazıldığı üzere, bu ceza davaları halen “derdest”tir ve duruşma günleri ileri tarihlere bırakılmıştır. Henüz mahkûmiyet hükmü kurulmamışken, istinaf mahkemesinin bu dosyaları kesin delil kabul ederek “irade fesadı” olgusunu sübut bulmuş sayması, Anayasa’nın 38. maddesindeki “Masumiyet Karinesi”nin açık ihlalidir.
2. “Mutlak Butlan” Müessesesinin Saptırılması Medeni hukukta mutlak butlan; bir işlemin kurucu unsurlarının baştan itibaren olmaması, yani ölü doğması demektir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gözetiminde, delegelerin fiziki katılımıyla kesinleşmiş bir kurultaya yıllar sonra “hiç toplanmadı” muamelesi yapılamaz. Dosyadaki iddialar hukuken mutlak butlan değil, “iptal edilebilirlik” sebebidir. İptal davası ise karar tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde açılmalıdır. Mahkeme, bu hak düşürücü süreyi aşmak için kasten hukuku zorlayarak “mutlak butlan” kılıfı uydurmuştur.
3. İhtiyati Tedbirin Sınırlarının Aşılması ve Peşin İnfaz İhtiyati tedbir, davanın sonuna kadar “mevcut durumu (statükoyu) korumak” için verilir. Mahkeme, Özgür Özel yönetimini görevden alıp yerine eski yönetimi tedbiren iade ederek davanın nihai sonucunu peşinen infaz etmiştir. Siyasi partiler hukukunda bir yönetim hukuken sakatsa, mahkeme partiyi derhal seçime götürecek tarafsız bir çağrı heyeti (kayyım) atar. Kaybeden yönetime anahtar teslim edilmez.
4. Geçmişe Yürüyen Hukuki Kaos Üretimi Mutlak butlan kararları geçmişe etkilidir. Mahkeme kurultayı yapıldığı tarihten itibaren iptal ederek; bugüne kadar alınan siyasi kararları ve 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’ndeki aday belirleme işlemlerini hukuki bir boşluğa düşürmeyi amaçlamaktadır.
II. YENİLGİLER TARİHİ VE İTİRAZ EDİLMEYEN HEZİMETLER
İşin hukuki garabeti bir yana, bu dava sürecini başlatan ve destekleyen Kemal Kılıçdaroğlu cephesinin siyasi tutarsızlığı da ortadadır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun partisinin başında geçirdiği döneme dönüp bir bakalım:
-
2010 Anayasa Referandumu (Kayıp)
-
2011 Genel Seçimleri (Kayıp)
-
2014 Yerel Seçimleri (Kayıp)
-
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Kayıp)
-
2015 Haziran ve Kasım Genel Seçimleri (Kayıp)
-
2017 Anayasa Referandumu (Kayıp)
-
2018 Genel ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri (Kayıp)
-
2023 Genel ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri (Kayıp)
Tam 13 yıl boyunca, Türkiye’nin kaderini belirleyen bu kritik seçimlerin tamamı kaybedilmiştir. YSK’nın mühürsüz oyları geçerli saydığı referandumda dahi “sokakları karıştırmamak” adına hukuki süreci sineye çeken, milyonlarca vatandaşın emeğinin gasp edildiği seçimlerde “mutlak butlan” diyerek yargıyı sonuna kadar zorlamayan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Ülkenin rejimi değişirken itiraz etmeyen, seçim mağlubiyetlerini sükunetle kabullenen bu yapının; iş kendi koltuğuna, parti içi iktidarına ve delege iradesine geldiğinde aniden aslan kesilerek mahkeme kapılarına dayanması ve kongreyi iptal ettirmeye çalışması trajikomiktir. Bu durum, asıl niyetin demokratik hakkı aramak değil, kaybedilen koltuğu yargı eliyle geri almak olduğunu kanıtlamaktadır.
III. İKTİDARIN İKİ AYAĞI: SAĞ DESTEK MHP, SOL DESTEK CHP!
Büyük Türk milleti artık şu acı ama çıplak gerçeği idrak etmek zorundadır: Recep Tayyip Erdoğan iktidarı tek başına orantısız bir güçle tepemizde durmuyor. Erdoğan’a en büyük sağ destek MHP, en büyük sol destek ise CHP’dir! CHP yönetimleri, yıllar boyunca ürettikleri siyasetle iktidarı yıkmak yerine, onun en büyük yaşam destek ünitesi olmuşlardır. Bunu dönemsel olarak somut olaylarla inceleyelim:
CHP’nin bu sistemde nasıl bir “sol destek” görevi gördüğünü soyut iddialarla değil, cumhuriyet tarihinin en somut ve çarpıcı siyasi olaylarıyla anlatalım:
-
2002 Yılı – Erdoğan’ın Siyasi Yasağının Kaldırılması: AKP, 2002 yılında tek başına iktidar olduğunda Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı ve başbakan olamıyordu. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “demokrasi havarisi” kesilerek anayasa değişikliğine sol destek verdi. CHP’nin oylarıyla anayasa değiştirildi, Erdoğan’ın yasağı kaldırıldı, Siirt’ten milletvekili yapıldı ve bugünkü tek adam rejiminin ilk ve en hayati tuğlası bizzat CHP eliyle döşendi.
A. Kılıçdaroğlu Dönemi: Yenilgiler Mimarisi ve Rejime Meşruiyet
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlığı, Erdoğan rejiminin tahkim edildiği, muhalefetin ise “kontrollü” bir şekilde sahneden çekildiği bir dönemdir.
-
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi: Laik ve Kemalist tabana inat, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi siyasal İslamcı bir figür aday gösterilerek Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkışı kolaylaştırılmıştır.
-
2016 Dokunulmazlıkların Kaldırılması: İktidar blokunun muhalefeti ezmek ve yargıyı tamamen kontrol altına almak için getirdiği dokunulmazlıkların kaldırılması teklifine, dönemin CHP yönetimi “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” diyerek sol destek sağladı. Bu hamleyle kendi milletvekillerinin ve muhalif aktörlerin hapse atılmasının önünü açtılar, iktidarın baskı rejimini kurumsallaştırmasına bizzat can suyu verdiler.
-
2017 Mühürsüz Oy Referandumu: 2017 mühürsüz oy referandumunda, 2018 ve 2023 cumhurbaşkanlığı seçim gecelerinde millet sandık başında direnirken, CHP yönetimleri halkı evlerine göndererek, sokağı pasifize ederek iktidarın meşruiyet krizlerini her seferinde ustaca atlattı.
-
2023 Seçimleri Hezimetleri: Tüm anketlerde Erdoğan karşısında en zayıf aday olduğu belli olmasına rağmen kendi adaylığını dayatmış; dahası meclise giremeyecek olan Siyasal İslamcı ve sağcı partilere (Gelecek, Deva, Saadet) CHP listelerinden 39 milletvekili hediye ederek Meclis çoğunluğunu altın tepside AKP’ye ve onun uzantılarına sunmuştur.
Bugün “mutlak butlan” diyerek mahkeme kapılarında aslan kesilen bu zihniyet, Türkiye’nin rejimi değişirken kedi gibi susmuş; ancak iş kendi koltuğuna geldiğinde yargıyı göreve çağırmıştır.
B. Özgür Özel Dönemi: “Normalleşme” Can Simidi ve Etnik Siyaset Tuzağı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bıraktığı “sol destek” mirasını bugün Özgür Özel devralmıştır. Değişim vaadiyle gelen bu yönetim, iktidarın sıkıştığı her an devreye giren bir can simidine dönüşmüştür:
-
“Normalleşme / Yumuşama” Tiyatrosu: 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde halk AKP’ye tarihi bir tokat atıp CHP’yi birinci parti yapmışken; Özgür Özel derhal Saray’a koşmuş, “Normalleşme” adı altında en zayıf anında Erdoğan’a siyasi bir nefes borusu açmıştır. Emeklinin, asgari ücretlinin, adaletsizliğe uğrayanların öfkesi sokakta büyüyecekken, bu öfke Saray ziyaretleriyle soğutulmuştur.
-
Etnik Siyaset Savrulması: Ülkenin asıl derdi olan ekonomik çöküşü, mülteci işgalini ve adaletsizliği herkesi kapsayan Kemalist bir dille haykırmak yerine; Özgür Özel meydan meydan gezip adeta “Kürt, Kürt, Kürt” diyerek alt kimlik siyaseti gütmektedir. DEM Parti ile girilen bu tehlikeli dans, Cumhuriyetin “eşit yurttaşlık” ilkesini reddetmekte ve doğrudan Saray’ın işine yaramaktadır. Çünkü Erdoğan, muhalefeti “terörle/bölücülükle” yan yana göstererek kendi milliyetçi/muhafazakar tabanını konsolide etmektedir. Özgür Özel’in bu vizyonsuz dili, Erdoğan’ın kutuplaştırma siyasetinin en büyük yakıtıdır.
IV. ATATÜRK’ÜN TARİHİ UYARISI VE TEK KİMLİK: TÜRK!
CHP Genel Sekreteri Recep Peker, parti ile ilgili bir vesikayı imzalatmaya getirdiğinde, Mustafa Kemal Atatürk vesikanın üzerine sadece “Partim” sözünü yazar. Peker şaşkınlıkla, “Paşam niçin CHP yazmıyorsunuz?” diye sorduğunda, Büyük Gazi şu muazzam ve öngörülü yanıtı verir: “Ne bileyim sonuna kadar CHP’nin benim partim olarak kalacağını?” (Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, s. 57).
Gazi Mustafa Kemal’in neredeyse bir asır önceden gördüğü bu hakikat, bugünkü manifestomuzun temelidir: Türk milleti partilerden bağımsız düşünmelidir! Kendisini bir partinin takım tutar gibi fanatiği olarak gören kitleler mevcut olduğu sürece, bu memlekette hiçbir şey değişmez.
Ayrıca, son dönemde türeyen “alt kimlik-üst kimlik” safsatalarına karşı net bir çizgi çekiyoruz: Türkiye Cumhuriyeti’nde alt kimlik veya üst kimlik yoktur; tek bir kimlik vardır, o da Türk’tür! Anayasamızın 66. maddesinde perçinlenen bu hakikat, ırksal değil, hukuki ve kültürel bir aidiyettir.
V. GAZİ BAŞTA OLSAYDI NE YAPARDI?
Milletimizin haklı olarak sorduğu o can alıcı soruyu soralım: Atatürk bugün başta olsaydı ne yapardı? Hiç şüpheniz olmasın; Mustafa Kemal Atatürk bugün devletin başında olsaydı, ülkeyi bu hale getirenlerin, devletin kozmik odalarını terör örgütlerine açanların, yargıyı parselleyenlerin ve muhalefetçilik oynayarak iktidarın ömrünü uzatanların alayına bakardı. Onların hiçbirine “CHP’li”, “MHP”li, “HDP”li, “AKP’li” diye ayırmadan, gözünün yaşına bakmaksızın milli egemenliğe ihanet suçundan İstiklal Mahkemelerinde yargılardı. Ve tereddüt etmeden idam ederdi! Vatana, millete ve kurucu değerlere ihanetin bedeli Gazi’nin hukukunda tek bir kalemle kesilirdi.
VI. SONUÇ VE MİLLETE TAAHHÜTNAMEM
Bir ülkede ana muhalefet partisinin kurumsal yapısı; ne başarısızlığı tescillenmiş eski yöneticilerin sipariş mahkeme kararlarıyla, ne de alt kimlik siyaseti güden yeni yöneticilerin vizyonsuzluğuyla tayin edilebilir.
Bu ülkenin kurucu değerlerine inanan bir hukukçu ve Türk milletinin aydınlık yarınlarına talip bir Cumhurbaşkanı Adayı olarak sözümdür:
Cumhuriyetin kalesini; hukuku bir silah gibi kullanan vesayet odaklarına, koltuk sevdalısı eski yapılara, iktidara can simidi olan danışıklı dövüş aktörlerine ve etnik siyaset tüccarlarına teslim etmeyeceğiz. Bizim pusulamız mahkeme koridorlarının karanlık senaryoları değil, Atatürk ilke ve devrimleridir. Yargıyı siyasetin prangalarından tamamen kurtaracak; onu gücün değil, sadece ve sadece adaletin ve Türk milletinin emrinde tam bağımsız bir güç kılacağız!
Türk milleti artık partilerin dar kalıplarından bağımsız düşünecek, etrafına örülen bu ihanet ablukasını parçalayacak ve kendi kurucu özüne dönecektir. Aksi takdirde, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti haritadan silinene kadar sahnelenen bu iğrenç danışıklı dövüş tiyatrosunu izlemeye mahkûm kalacaktır!
Fakat içerideki ve dışarıdaki hiçbir bedhah sakın ola ki boşuna heveslenmesin! Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çelik iradesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Ve ihtimal o ki; günü geldiğinde, bu devleti uçuruma sürükleyenlerin, hukuku ve milli iradeyi kendi menfaatleri için oyuncak edenlerin İstiklal Mahkemeleri ruhuyla, hukukun keskin kılıcıyla “ihtimal bazı kafalar kesilecektir”!
Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir. Hak, hukuk ve tam bağımsız Cumhuriyet kazanacak.
Av. Arb. Enver Alper Mutluer
Cumhurbaşkanı Adayı
İletişim ve Randevu
Hukuki Sorunlarınıza Stratejik ve Kalıcı Çözümler
Hak arama mücadelesinde disiplin, tecrübe ve güveni bir araya getiren Mutluer Hukuk Bürosu; İstanbul merkezli olmak üzere Türkiye’nin her noktasındaki müvekkillerine nitelikli hukuk hizmeti sunmaktadır. 19 yılı aşan mesleki tecrübesiyle Uzman Arabulucu Avukat Enver Alper Mutluer, karmaşık hukuki süreçlerin her aşamasında çözüm ortağınız olarak yanınızdadır.
Prensiplerinden ödün vermeden; Ceza Hukuku’ndan Ticaret Hukuku’na, İş uyuşmazlıklarından Uzman Arabuluculuk süreçlerine kadar geniş bir yelpazede, her davaya akademik derinlikle yaklaşmaktayız.
🌐 Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/
📍 Adres: Esentepe Mahallesi, Harman 1 Sokak, Duran İş Merkezi No: 4, Kat: 8, Şişli (Levent – Kanyon AVM Yanı) / İstanbul
📞 Mobil Telefon & Randevu: +90 (532) 263 41 65
🌐 Web: www.mutluer.av.tr
📧 E-posta: [email protected]
🕒 Çalışma Saatleri: Hafta içi: 09:00 – 18:00
Önemli Not: Mesleki etik ve hizmet kalitemizi korumak adına, telefon veya e-posta yoluyla danışmanlık hizmeti verilmemektedir. Tüm hukuki inceleme ve görüşmeler için lütfen yukarıdaki kanallardan randevu alınız.
Yazar Biyografisi: Avukat Arabulucu Enver Alper MUTLUER
Kıdemli Avukat & Uzman Arabulucu | Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/
İstanbul Üniversitesi mezunu olan, İstanbul 1 No’lu Barosu’na kayıtlı (Sicil No: 34169) Avukat Enver Alper Mutluer, hukuk dünyasındaki 19 yılı aşan tecrübesiyle karmaşık hukuki süreçlerin çözümünde uzmanlaşmış kıdemli bir avukattır. Mesleki disiplinini, Ankara Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı’nda Asteğmen rütbesiyle ifa ettiği askerlik göreviyle harmanlayan Mutluer, adaletin tesisi yolunda tavizsiz bir profesyonellik sergilemektedir.
Uzmanlık ve Akademik Bakış Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı nezdinde (Sicil No: 4326) kayıtlı bir Uzman Arabulucu olan Mutluer; İş Hukuku, Ticaret Hukuku, Tüketici Hukuku, Banka ve Finans Hukuku ile Sigorta Hukuku alanlarında derinlemesine uzmanlığa sahiptir. 2008 yılından bu yana binlerce davanın yönetimini üstlenmiş, teorik bilgiyi pratik saha tecrübesiyle birleştirerek, imkansız görülen karmaşaları zekice çözen, en zorlu hukuki düğümleri kararlılık ve stratejik bir vizyonla çözüme kavuşturur.
Yayınlar ve Toplumsal Katkı Müvekkillerine yalnızca bir vekil değil, aynı zamanda bilgili bir çözüm ortağı olarak hizmet veren Enver Alper Mutluer, güncel hukuki gelişmeleri ve analizlerini paylaştığı makaleleriyle tanınmaktadır. Her davasına bir “bilimsel inceleme” titizliğiyle yaklaşan yazar, hukukun dijital dünyadaki sesi olmayı ve toplumsal adalet bilincine katkı sunmayı vizyon edinmiştir.

İlk yorum yazan siz olun