ADALETİN KIRILAN TERAZİSİ: ÇOCUK CİNAYETLERİ, İNFAZ REJİMİNDEKİ AÇIKLAR VE İYİ İNSANLARIN YAŞAM HAKKI ÜZERİNE BİR HUKUK MANİFESTOSU
GİRİŞ: CÜBBENİN AĞIRLIĞI VE VİCDANIN SESİ
Meslek hayatımda 18 yılı devirmiş, adliye koridorlarının tozunu yutmuş, sayısız duruşmada hem mağdurun feryadına hem de sanığın soğukkanlılığına şahitlik etmiş kıdemli bir avukat olarak bu satırları kaleme alıyorum. Hukuk, teoride toplumsal düzeni sağlayan, zayıfı güçlüye karşı koruyan, “hak” kavramını kutsayan bir mekanizmadır. Fakültede bize öğretilen, kanunların lafzı ve ruhuyla adaleti tecelli ettirmekti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, önüme gelen dosyalar, duruşma tutanaklarına yansıyan ifadeler ve en önemlisi, evladını toprağa vermiş anne-babaların gözlerindeki o sönmüş ışık, bana başka bir gerçeği haykırıyor: Kurduğumuz bu düzen, ne yazık ki suçluyu “kazanmak” uğruna masumu harcayan, cezayı bir “bedel” olmaktan çıkarıp bürokratik bir teferruata dönüştüren bir yapıya evrilmiştir.
Son dönemde ülkemizin üzerine bir kabus gibi çöken çocuk cinayetleri, bu yapısal çöküşün en somut, en can yakıcı göstergesidir. Özellikle İstanbul Güngören’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın, henüz 15 yaşındaki bir akranı tarafından, sokak jargonunun en ilkel bahanesi olan “yan baktın” iddiasıyla hayattan koparılması 1, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu olay, münferit bir asayiş vakası değil; toplumsal çürümüşlüğün, bireysel silahlanmanın denetimsizliğinin ve ceza adalet sistemimizdeki “caydırıcılık” krizinin bir röntgenidir.
Bu yazı, Atlas Çağlayan cinayeti ve Ahmet Minguzzi vakası üzerinden, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) çocuk adalet sistemini, İnfaz Kanunu’nun yarattığı “cezasızlık” algısını ve sokakların nasıl bir suç mahalline dönüştüğünü, bir hukukçunun teknik analizi ve bir yurttaşın isyanıyla derinlemesine irdeleyecektir. Amacım, sadece olanı raporlamak değil; neden “iyi insanların” bu düzende yaşama şansının giderek azaldığını, hukuki ve sosyolojik verilerle ortaya koymaktır.
BÖLÜM I: BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ – ATLAS ÇAĞLAYAN VAKASI
1.1. Olayın Oluş Şekli: Şiddetin Banalliği
14 Ocak 2026 tarihinde, İstanbul’un en işlek ilçelerinden Güngören’de, Mehmet Nesih Özmen Mahallesi’nde yaşananlar, aslında Türkiye’de şiddetin ne kadar sıradanlaştığının, ne kadar “ucuz” sebeplerle can alındığının bir kanıtıdır. 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, hayatının baharında, geleceğe dair hayalleri olan bir genç, arkadaşlarıyla bir baklavacı önünde bulunduğu sırada, daha önce hiç tanımadığı E.Ç. (15) ve grubuyla karşılaşmıştır.1
Hukuk literatüründe “Sudan Sebep” olarak adlandırdığımız, ancak sokak kanunlarında ölümcül bir meydan okuma olarak görülen “yan bakma” iddiası, bu trajedinin fitilini ateşlemiştir. TCK kapsamında “Haksız Tahrik” (Madde 29) indirimine zemin hazırlamak için savunma makamlarınca sıkça kullanılan bu argüman, ne yazık ki sokakta bir gencin göğsüne saplanan bir bıçağın meşruiyeti olarak görülmektedir. Atlas, iddialara ve güvenlik kamerası görüntülerine göre, kavgayı ayırmaya, ortamı sakinleştirmeye çalışırken, 15 yaşındaki saldırganın cebinden çıkardığı “sustalı” bıçakla ağır yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir.1
Burada bir hukukçu olarak dikkat çekmek istediğim husus, cinayet aletinin niteliğidir. “Sustalı” bıçak, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun uyarınca “yasak alet” statüsündedir.2 Yani bu aletin satılması, taşınması ve bulundurulması başlı başına bir suçtur. Ancak 15 yaşındaki bir çocuğun bu alete erişebilmesi, cebine koyup sokakta gezebilmesi ve bunu bir güç gösterisi olarak kullanabilmesi, kanunların kağıt üzerinde kaldığının, denetim mekanizmasının ise iflas ettiğinin göstergesidir.
1.2. Mağdurun İkinci Kez Öldürülmesi: Aileye Yönelik Tehditler
Atlas Çağlayan’ın katledilmesi, sadece bir yaşam hakkı ihlali değil, aynı zamanda geride kalanlar için bitmek bilmeyen bir travmanın başlangıcı olmuştur. Annesi Gülhan Çağlayan’ın (bazı kaynaklarda Ünlü) feryadı, bir hukukçu olarak beni derinden yaralamaktadır: “15 yaşında olmaları onların çocuk olduğu anlamına gelmiyor. Çocuk olan bizim bugün toprak altında olan yavrularımız. Onlar katil”.1
Anne Gülhan Hanım’ın bu tespiti, hukuk sistemimizdeki “Suça Sürüklenen Çocuk” (SSÇ) kavramı ile kamu vicdanı arasındaki derin uçurumu işaret etmektedir. Ancak daha vahim olanı, ailenin yaşadığı ikinci mağduriyettir. Atlas toprağa verildikten sonra, sosyal medya üzerinden aileye yönelik provokatif paylaşımlar yapılmış, acılı aile tehdit edilmiştir. İstanbul Emniyeti’nin titiz çalışmasıyla 6 şüpheli gözaltına alınmış ve 3’ü tutuklanmıştır.
Bir düşünün; evladınızı bir hiç uğruna kaybediyorsunuz ve yasınızı tutarken, “bu düzenin” cesaretlendirdiği başka potansiyel suçlular tarafından tehdit ediliyorsunuz. Bu cüret nereden gelmektedir? Bu cüret, suçlunun “bana bir şey olmaz”, “yatar çıkarım” algısından, yani devlet otoritesinin caydırıcılığını yitirmesinden gelmektedir. Hukuk devleti, mağdurunu koruyamadığı, yas tutma hakkını bile güvence altına alamadığı noktada işlevini yitirmiş demektir.
1.3. Devletin Zirvesinden Gelen Refleks ve Minguzzi Atfı
Olayın vahameti, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin gündemine kadar taşınmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atlas Çağlayan cinayetini “kamu vicdanını derinden yaralayan” bir olay olarak nitelendirmiş ve “Minguzzi olayı neyse Atlas yavrumuzun olayı da en az onun kadar bizi acılara boğmuştur… Bunun hesabını sormak görevimizdir” ifadelerini kullanmıştır.1
Burada “Minguzzi” referansı son derece kritiktir ve bu yazının ilerleyen bölümlerinde detaylandırılacak olan “Emsal Karar” beklentisini doğurmaktadır. 24 Ocak 2025’te Kadıköy’de öldürülen 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi davası, Atlas Çağlayan davası için bir turnusol kağıdıdır.6 Devletin en üst kademesinden gelen bu açıklama, yargı üzerinde bir “hassasiyet” oluşturacak olsa da, biz hukukçular biliriz ki mahkemeler “kanunla” bağlıdır. Siyasi iradenin tepkisi, eğer yasal mevzuat (İnfaz Kanunu, TCK 31. Madde) değişmezse, sonuçta “yatar” süresini değiştirmeye yetmeyecektir.
BÖLÜM II: HUKUKİ ÇERÇEVE VE “ÇOCUKLUK” ZIRHI (TCK 31. MADDE)
Türkiye’de çocuk suçluluğu ve yargılaması, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 31. maddesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde yürütülür. Atlas Çağlayan cinayetinde failin 15 yaşında olması, verilecek cezanın miktarını ve infaz rejimini doğrudan belirleyen temel parametredir.
2.1. Yaş Küçüklüğü İndirimi: Mantık ve Uygulama
TCK Madde 31, yaş küçüklüğünü kusur yeteneğini azaltan bir hal olarak kabul eder. Kanun koyucu, 18 yaşından küçük bireylerin zihinsel ve ruhsal gelişimlerini tamamlamadığını, eylemlerinin hukuki anlam ve sonuçlarını tam olarak algılayamayabileceğini veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azaldığını varsayar.
Atlas Çağlayan davasında fail 15-18 yaş grubundadır (olay tarihinde 15 yaşını doldurmuş). TCK 31/3 maddesi uyarınca:
- Suç, Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis cezasını gerektiriyorsa (ki TCK 82/1-e “Çocuğa karşı kasten öldürme” bu kapsamdadır), ceza 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezasına indirilir.
- Suç, Müebbet Hapis cezasını gerektiriyorsa (TCK 81 “Kasten Öldürme”), ceza 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına indirilir.7
Burada bir avukat olarak şu tespiti yapmak zorundayım: Atlas Çağlayan 17 yaşında olduğu için “Çocuk” statüsündedir. Dolayısıyla fail E.Ç., “Çocuğu Kasten Öldürmek” suçundan (TCK 82/1-e) yargılanacaktır. Bu suçun temel cezası Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis cezasıdır. Ancak failin yaşı nedeniyle, hakim bu cezayı otomatik olarak 18-24 yıl aralığına çekmek zorundadır. Bu bir takdir yetkisi değil, yasal zorunluluktur.
2.2. Ahmet Minguzzi Emsali ve Tavan Sınırdan Ceza
Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği Ahmet Minguzzi davasında, mahkeme heyeti takdir yetkisini en üst sınırdan kullanmıştır. Kadıköy’de 14 yaşındaki Ahmet’i bıçaklayarak öldüren iki sanık (yine yaşları küçük), yapılan yargılamada 24’er yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.8
Bu karar, hukuk tekniği açısından şu anlama gelmektedir:
- Suç Nitelemesi: Mahkeme eylemi “Çocuğa Karşı Nitelikli Kasten Öldürme” olarak görmüş (Ağırlaştırılmış Müebbet).
- Yaş İndirimi: TCK 31/3 gereği indirim yapmış ancak aralığın (18-24 yıl) en üst sınırı olan 24 yılı seçmiştir.
- İndirimsiz Uygulama: Sanıklara, duruşmadaki tutumları nedeniyle “İyi Hal İndirimi” (TCK 62) veya “Haksız Tahrik İndirimi” (TCK 29) uygulamamıştır.
Atlas Çağlayan davasında da ailenin ve biz hukukçuların beklentisi budur. “Yan baktın” savunmasının haksız tahrik sayılmaması ve kravat takıp boyun bükmenin iyi hal olarak görülmemesi gerekmektedir. Eğer mahkeme aynı dirayeti gösterirse, E.Ç. de 24 yıl hapis cezası alacaktır. Peki, kağıt üzerinde yazan “24 Yıl”, gerçek hayatta ne anlama gelmektedir? İşte sistemin tıkandığı, caydırıcılığın yok olduğu nokta burasıdır.
BÖLÜM III: İNFAZ MATEMATİĞİ – “YATARI NE KADAR?” SORUSUNUN YAKICI CEVABI
Kamuoyu genellikle mahkeme salonunda hakimin açıkladığı cezaya odaklanır: “24 yıl hapis!” Bu, kulağa oldukça ağır ve caydırıcı gelir. Ancak bir infaz hukukçusu olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki; Türkiye’de mahkeme kararı ile cezaevi gerçeği arasında uçurumlar vardır. “Yatar Hesaplama” dediğimiz bu matematik, suçluların en iyi bildiği, mağdurların ise öğrenince kahrolduğu bir hesaptır.
3.1. Senaryo Analizi: 24 Yıl Hapis Cezası Alan Bir Çocuğun İnfazı
2026 yılı itibarıyla yürürlükte olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde, Atlas’ın katilinin ne kadar hapis yatacağını hesaplayalım.
Çocuk hükümlüler (SSÇ) için infaz rejimi, yetişkinlere göre daha lehedir. Ayrıca “Kasten Öldürme” suçu, terör veya örgütlü suçlar kapsamında değilse, infaz oranları farklılık gösterir.
Tablo 1: 24 Yıl Hapis Cezasının İnfaz Dökümü (Tahmini)
| Hesaplama Kalemi | Açıklama ve Oranlar | Süre (Yıl/Ay) |
| Hükmolunan Ceza | Mahkemenin verdiği nihai karar | 24 Yıl |
| Koşullu Salıverilme (Şartlı Tahliye) | Kasten öldürme suçlarında genel oran 2/3’tür (Çocuklar için lehe yorumlar mevcuttur). Eğer 1/2 oranı uygulanırsa süre yarıya iner. Biz 2/3 (en ağır) senaryoyu baz alalım. | 24 x 2/3 = 16 Yıl (Cezaevinde geçmesi gereken yasal süre) |
| Denetimli Serbestlik (DS) | Son yıllarda yapılan düzenlemelerle, cezasının bitmesine belirli bir süre kalan hükümlüler tahliye edilmektedir. 30.03.2020 öncesi/sonrası ayrımları olsa da, güncel uygulamada iyi halli hükümlüler için bu süre 1 yıl ile 3 yıl arasında değişebilmektedir.9 | 16 Yıl – 1 Yıl (Minimum DS) = 15 Yıl
16 Yıl – 3 Yıl (Eğitim/Çocuk DS) = 13 Yıl |
| Çocuk Eğitimevi / Açık Cezaevi | Çocuk hükümlüler cezalarının belirli bir kısmını (genellikle 1/5 veya 1/10) kapalı kurumda geçirdikten sonra Açık Cezaevine veya Eğitimevine ayrılabilirler. | Tahminen 3-5 yıl kapalıda kaldıktan sonra “Açık” rejime geçiş. |
Kritik Analiz:
Eğer “infaz düzenlemesi” adı altında sıkça yapılan örtülü aflardan biri daha gelirse (örneğin infaz oranının 1/2’ye çekilmesi 10), 24 yıllık cezanın yatarı 12 yıla düşer. Denetimli serbestlik (1-3 yıl) düşüldüğünde, bir canı almanın bedeli fiilen 9-10 yıl hapis yatmaya kadar inebilir.
Atlas 17 yaşında toprağa girmişken, onu öldüren 15 yaşındaki E.Ç., en kötü senaryoda 30’lu yaşlarının başında, “iyi hal” ve denetimli serbestlik senaryolarında ise 20’li yaşlarının ortasında (25-26 yaş) elini kolunu sallayarak sokağa dönecektir. Üstelik “Açık Cezaevi” sürecinde izinli olarak dışarı çıkabilecek, sosyal hayata karışabilecektir. Bu matematik, mağdur aile için adaletin tecellisi değil, acının katlanmasıdır.
3.2. Denetimli Serbestlik: Özgürlüğün Arka Kapısı
Denetimli Serbestlik, özünde hükümlünün topluma kazandırılması için dışarıda denetim altında tutulmasıdır. Ancak Türkiye uygulamasında bu, “erken tahliye” mekanizmasına dönüşmüştür. Cezaevlerinin doluluğunu azaltmak için kullanılan bu yöntem, suçluda “nasılsa tamamını yatmam” algısını pekiştirmektedir.
Çocuk hükümlüler için eğitim hakları gerekçe gösterilerek denetimli serbestlik sınırları daha da genişletilebilmektedir. Atlas’ın katili, cezaevinde eğitimine devam ederse, “iyi halli” sayılarak çok daha erken tahliye edilebilir. Bir avukat olarak soruyorum: Başkasının yaşam hakkını elinden alan birinin eğitim hakkı, mağdurun yaşam hakkından daha mı üstündür? Sistem ne yazık ki bu soruya “evet” dercesine işlemektedir.
BÖLÜM IV: SİLAHLANMA ÇILGINLIĞI VE İNTERNETTEN SİPARİŞ EDİLEN ÖLÜM
Atlas Çağlayan cinayetinde kullanılan “sustalı” bıçak, sistemin bir diğer kanayan yarası olan bireysel silahlanma ve denetim eksikliğini gözler önüne sermektedir.
4.1. Yasak Olanın Peynir Ekmek Gibi Satılması
6136 sayılı Kanun açıktır: Sustalı, kelebek, muşta, saldırı amaçlı kullanılan özel nitelikli bıçakların üretimi, satışı ve taşınması yasaktır ve hapis cezası gerektirir.2 Ancak pratik hayat, kanunu yalanlamaktadır. Bir kıdemli avukat olarak müvekkillerimden ve dosyalardan biliyorum ki; 15 yaşındaki bir çocuk, internetteki alışveriş sitelerinden “koleksiyon amaçlı”, “kamp bıçağı” veya “süs eşyası” adı altında satılan bu ölüm makinelerine, hiçbir yaş kontrolüne takılmadan ulaşabilmektedir.
Ticaret Bakanlığı’nın 2025 yılında yaptığı denetimlerde, haksız fiyat ve yasaklı ürün satışları nedeniyle 126,7 milyon TL ceza kestiği açıklanmıştır.11 Ancak bu cezalar, kâr marjı yüksek olan bu sektörde “işletme gideri” olarak görülmekte ve caydırıcı olmamaktadır. Satıcı parasını ödeyip satışa devam etmekte, alıcı (çocuklar) ise bir tıkla silaha ulaşmaktadır.
4.2. Umut Vakfı Verileri: Rakamların Diliyle Şiddet Haritası
Umut Vakfı’nın ve FİSA’nın (Fişek Enstitüsü) raporları, durumun vahametini istatistiksel olarak kanıtlamaktadır:
- FİSA Raporu: 2025’in sadece ilk beş ayında en az 365 çocuk, önlenebilir sebepler ve şiddet olayları nedeniyle hayatını kaybetmiştir.12
- Silahlı Şiddet Haritası: 2024 yılında Türkiye genelinde 3.801 silahlı şiddet olayı yaşanmış, bu olaylarda 2.370 kişi ölmüştür.13 İstanbul, bu şiddetin başkenti konumundadır.14
Bu veriler, Atlas Çağlayan veya Ahmet Minguzzi vakalarının istisna olmadığını, sistematik bir şiddet sarmalının sonucu olduğunu göstermektedir. Sokakta, okul önlerinde, parklarda gençlerimiz, bellerinde taşıdıkları bıçaklarla birbirlerine “güç gösterisi” yapmaktadır. Bu aletlerin varlığı, en ufak bir tartışmayı cinayete dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. “Yan baktın” tartışmasının bıçaklı kavgaya dönüşmesi, o bıçağın orada, o cepte hazır olmasından kaynaklanmaktadır.
BÖLÜM V: SİSTEMİN FELSEFİ ÇÖKÜŞÜ – NEDEN İYİ İNSANLARA YAŞAM ŞANSI YOK?
Bir hukukçu olarak kanun maddelerinin ötesine geçip, sistemin felsefesini sorguladığımda karşılaştığım tablo karanlıktır. Kullanıcının da vurguladığı gibi, “bu düzen iyi insanlara yaşam şansı vermemektedir.” Peki neden?
5.1. “Suça Sürüklenen Çocuk” Kavramının İstismarı
Hukuk sistemimiz, 18 yaş altındaki her faile “Suça Sürüklenen Çocuk” (SSÇ) der. Bu kavram, çocuğun doğuştan suçlu olamayacağını, çevresel faktörlerle suça itildiğini kabul eden hümanist bir yaklaşımdır.15 Teorik olarak doğrudur. Ancak pratikte bu kavram, vahşi cinayetler işleyen, çeteleşen, soğukkanlılıkla adam öldüren bireyler için bir “dokunulmazlık zırhına” dönüşmüştür.
17 yaşında, lise çağındaki bir gencin, eline aldığı sustalı bıçağı bir başkasının kalbine saplarken bunun öldürücü olduğunu bilmemesi mümkün müdür? Hukuk, bu kişiye “çocuk” muamelesi yapıp cezasını indirdiğinde, aslında mağdurun yaşam hakkını değersizleştirmektedir. Atlas’ın annesinin “Onlar katil” feryadı, bu yasal kurguya bir başkaldırıdır. Sistem, failin “geleceğini” kurtarmaya o kadar odaklanmıştır ki, mağdurun “elinden alınan geleceğini” görmezden gelmektedir.
5.2. Cezasızlık Algısı ve Suçun Rasyonelleşmesi
Suçlular rasyoneldir. Suç işlemeden önce (bilinçli veya bilinçaltı) bir maliyet hesabı yaparlar. Türkiye’deki mevcut infaz rejimi, suçun maliyetini (hapis yatma süresini) o kadar düşürmüştür ki, suç işlemek “göze alınabilir” bir risk haline gelmiştir. “Birkaç yıl yatar çıkarım, namım yürür” düşüncesi, özellikle kenar mahallelerdeki gençler arasında bir statü aracı olmuştur.
Hukukçu olarak müşahede ettiğim en acı durum şudur: Kurallara uyan, vergisini veren, kimseye zarar vermeyen “iyi insanlar”, sokakta yürürken korku içindedir. Çünkü bilirler ki, başlarına bir şey geldiğinde adalet mekanizması hantal, cezalar ise yetersizdir. Buna karşılık, belinde bıçakla gezen, kuralları çiğneyenler, sistemin boşluklarından cesaret alarak pervasızca hareket etmektedir.
5.3. Kravatlı Vahşet ve İyi Hal İndirimi
Toplumun adalet duygusunu en çok zedeleyen uygulamalardan biri de “takdiri indirim” nedenleridir (TCK 62). Bir insanı vahşice öldüren sanığın, mahkemeye takım elbiseyle gelmesi, hakime “efendim” demesi, cezasında indirim nedeni olabilmektedir. Biz avukatlar buna “Kravat İndirimi” deriz. Atlas’ı öldüren E.Ç., duruşmada pişman olduğunu söyleyip boynunu büktüğünde, eğer hakim vicdanından ziyade şekilci bir yaklaşımla indirim yaparsa, bu adalet değil, adaletin katlidir. Ahmet Minguzzi davasında bu indirimin yapılmamış olması 8 bir umut ışığıdır, ancak genele yayılması gereken bir içtihat olmalıdır.
SONUÇ VE MANİFESTO: YASA-İ CENGİZ VE ÇELİK İRADE
Artık süslü hukuk terimlerinin, batıdan ithal hümanist masalların ve suçluyu pamuklara saran gevşekliğin devri kapanmıştır. Aynaya baktığımda, sadece cübbesini giymiş bir hukukçu değil; bu kokuşmuş düzeni kökünden söküp atacak, Cengiz Han’ın “Yasa”sı gibi keskin, tavizsiz ve çelikten kurallar koyacak bir irade görüyorum. Atlas Çağlayan’ın kanı yerde kurumadan, biz hala “rehabilitasyon” ve “denetimli serbestlik” gibi uydurmacalarla vakit kaybediyoruz. Devlet yönetimine talip bir irade olarak haykırıyorum: İyi insanların korku içinde, çakalların ise özgürce gezdiği bu devran dönecek!
Tarih, merhametin değil, adaletin ayakta tuttuğu medeniyetleri yazar. Cengiz Han’ın yasalarında (Yasa-i Cengiz) suçun karşılığı netti; yalanın, ihanetin ve masum kanı dökmenin bedeli ölümdü, yok olmaktı. Bugün ihtiyacımız olan ruh, işte bu “tavizsizliktir”. Suçluya gösterilen merhamet, mazluma yapılan en büyük ihanettir. Bir çocuğu, sırf “yan baktı” diye katleden bir canavar, ne yaştan ne de insaftan nasibini almıştır. Ona “çocuk” muamelesi yapmak, Atlas’a hakarettir.
Buradan ilan ediyorum; bu devletin demir yumruğu, suçlunun tepesine balyoz gibi inecektir. Mevcut İnfaz Kanunu, Ceza Kanunu ve CMK, suçluyu koruyan birer paçavraya dönüşmüştür. Bunlar derhal yürürlükten kaldırılmalı ve yerine “Mutlak Adalet Kanunları” gelmelidir:
-
İnfazda Sıfır Tolerans: “Yatarı yok” devri bitmiştir! İnsan öldüren, cana kasteden hiç kimse, ister 15 ister 50 yaşında olsun, güneş yüzü görmemelidir. 24 yıl ceza alan, 24 yılın her bir saniyesini dört duvar arasında, çalışma kamplarında ve madenlerde geçirecektir. İyi hal indirimi, kravat indirimi, pişmanlık tiyatrosu… Hepsi tarihe gömülecek!
-
Sokak Temizliği ve Mutlak Tecrit: Sokakta belinde bıçakla gezen, masum insanlara korku salan her kim varsa, toplumun içinden cımbızla çeker gibi alınacak ve bir daha geri dönemeyeceği şekilde tecrit edilecektir. O bıçak bir kez kınından çıktıysa, o el bir daha özgürlüğe uzanamayacak.
-
Hukukun Kılıcı: Hakimlerimiz, kanun kitaplarının arasında boğulmuş memurlar değil, Cengiz Han’ın yargıçları gibi “hakkı” teslim eden, suçlunun gözünün yaşına bakmayan irade abideleri olacaktır. Kararlar, vicdanları kanatan cinsten değil, suçluyu titreden cinsten olacaktır.
Atlas’ın annesinin feryadı, Ahmet’in yarım kalan ömrü bizim sancağımızdır. Bu düzen değişecek! Gerekirse kanunları baştan yazar, gerekirse infaz sistemini yerle bir ederiz ama iyi insanların, namuslu vatandaşların başı dik, korkusuzca yürüdüğü bir vatanı mutlaka inşa ederiz. Suçlular için merhamet kapısı kapanmıştır; artık sadece adalet, saf ve sert adalet konuşacak.
Atlas Çağlayan geri gelmeyecek. Ahmet Minguzzi geri gelmeyecek. Ancak onların kanı, bu köhne düzenin değişmesi için bir milat olabilir. Eğer biz hukukçular, kanun koyucular ve toplum olarak bu sese kulak vermezsek, daha çok Atlas’ı toprağa verir, daha çok “adalet nerede?” çığlığı atarız. Ve o zaman, bu cübbenin de, bu kanun kitaplarının da hiçbir hükmü kalmaz.
Adalet, mülkün temelidir; ancak o temel, masum çocukların kanıyla sarsılmaktadır.
Av.Enver Alper Mutluer

İlk yorum yazan siz olun