temyiz

Ceza Yargılamasında Temyiz Kanun Yolu:

A. Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunun Tanımı, Amacı ve Önemi

Ceza muhakemesi hukukunda temyiz, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin, istinaf incelemesi sonucu verdikleri ve “bozma” niteliğinde olmayan kararlarına karşı başvurulabilen olağan bir kanun yoludur. Bu kanun yoluyla, Yargıtay tarafından kararın hukuki yönden denetimi sağlanır. Temyiz kanun yolunun temel amacı, hukuk kurallarının ülke genelinde yeknesak (bir örnek) bir şekilde uygulanmasını temin etmek, bu suretle içtihat birliğini oluşturmak ve sonuç olarak hukuki güvenliği sağlamaktır. Bununla birlikte, yargı kararlarında mevcut olabilecek hukuka aykırılıkların giderilmesi yoluyla, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir gereği olarak bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması da temyiz kurumunun asli fonksiyonları arasındadır.

Temyiz incelemesi, kural olarak maddi vakıa denetimi yapmaktan ziyade, hükmün hukuki yönüne odaklanır. Diğer bir deyişle, Yargıtay, ilk derece veya bölge adliye mahkemesinin ulaştığı maddi vakıaların (olayın sübutu, delillerin değerlendirilmesi gibi) doğruluğunu değil, bu maddi vakıalara hukuk kurallarının doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını denetler. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın bir “içtihat mahkemesi” olma niteliğini pekiştirir; zira Yargıtay’ın temel görevi, somut olayın özelliklerini aşan ve genel nitelikte hukuki sorunlara çözüm getiren kararlar vermektir. 

Bu bağlamda, temyiz kanun yolunun ikili bir role sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bir yandan, Yargıtay, Anayasa’nın 154. maddesi uyarınca adli yargıda son inceleme mercii olarak , verdiği kararlar aracılığıyla ülke genelinde yasaların uygulanmasında birliği ve tutarlılığı sağlamaya çalışır. Bu, benzer hukuki durumlarda farklı mahkemelerce farklı sonuçlara ulaşılmasının önüne geçerek hukuk sistemine olan güveni artırır. Diğer yandan, temyiz, davanın taraflarına, hukuka aykırı olduğunu düşündükleri mahkeme kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurma ve hak arama imkanı sunar. Bu ikili fonksiyon, temyiz kurumunun sadece bireysel bir uyuşmazlığın çözümüne hizmet etmekle kalmayıp, aynı zamanda daha geniş bir perspektifte hukukun yeknesak uygulanmasını ve gelişimini hedeflediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, avukatların temyiz dilekçelerini hazırlarken, sadece müvekkillerinin somut davasındaki spesifik hukuka aykırılıkları değil, aynı zamanda bu aykırılıkların genel hukuk prensipleriyle olan ilişkisini ve içtihat birliğine etkisini de vurgulamaları, başvurularının etkililiğini artırabilir. Yargıtay’ın bu ikili rolü, verdiği kararların sadece o davayla sınırlı kalmayıp, gelecekteki benzer davalara da ışık tutacağı anlamına gelir ki bu da avukatlar için güncel içtihatların takibini hayati bir zorunluluk haline getirir. 

B. Temyiz İncelemesinin Hukuki Niteliği ve Yargıtay’ın Rolü

Yargıtay, temyiz incelemesinde kural olarak maddi vakıa denetimi yapmaz; yani, ilk derece mahkemesinin veya bölge adliye mahkemesinin toplamış olduğu delilleri yeniden değerlendirerek olayın sübutuna ilişkin farklı bir sonuca varmaz. Mahkemelerin delil takdirine ve sübuta ilişkin kabulüne esas itibarıyla bağlı kalır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 288. maddesinin ikinci fıkrası ve 294. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir. Bu, Yargıtay’ın bir “hukukilik denetimi” mercii olduğu anlamına gelir. 

Ancak, bu kural mutlak ve katı bir şekilde yorumlanmamalıdır. Delillerin takdirinde açık ve bariz bir keyfilik söz konusu ise veya mahkemenin maddi vakıalara ilişkin kabulü, dosyadaki diğer maddi bulgularla veya hayatın olağan akışıyla açıkça çelişiyorsa, bu durum bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilebilir ve temyiz incelemesine konu olabilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularda da “delillerin takdirinde bariz keyfilik” iddiası ileri sürülebilmektedir. Bu durum, “hukuki yön” kavramının dar bir şekilde anlaşılmaması gerektiğini, delil değerlendirmesindeki bariz ve açık hataların da hukuki denetimin bir parçası olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Avukatlar için bu, temyiz dilekçelerinde maddi vakıalara ilişkin itirazlarını doğrudan “delil takdiri yanlıştır” gibi soyut bir iddiayla değil, bu yanlışlığın hangi somut hukuk kuralının (örneğin, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, mantık kurallarına aykırılık, CMK m.217’deki delilleri serbestçe değerlendirme ilkesinin ihlali gibi) ihlaline yol açtığını ve hükmü nasıl etkilediğini gerekçelendirerek sunmaları gerektiği anlamına gelir. “Bariz keyfilik” veya “açıkça hukuka aykırı delil değerlendirmesi” gibi kavramlar, uygulamada sınırları Yargıtay içtihatlarıyla çizilen ve maddi vakıa denetimi yasağının istisnalarını oluşturan önemli noktalardır. 

Yargıtay, “davasız yargılama olmaz” (Lat. ne procedat iudex ex officio) ilkesi gereğince, ancak usulüne uygun bir temyiz başvurusu üzerine inceleme yapar. Bu, temyiz davasının varlığının, Yargıtay’ın incelemeye başlayabilmesi için bir ön koşul olduğu anlamına gelir.  

II. Temyize Tabi Olan ve Olmayan Hükümler (CMK Madde 286)

A. Genel Kural: Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarının Temyizi (CMK Madde 286/1)

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Temyiz” başlıklı 286. maddesinin birinci fıkrası, temyize tabi olan kararların genel çerçevesini çizmektedir: CMK Madde 286/1:

Bu hüküm, kural olarak bölge adliye mahkemesi (BAM) ceza dairelerinin verdiği kararların Yargıtay denetimine açık olduğunu ifade eder. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası, BAM tarafından verilen “bozma” kararlarıdır. Bozma kararları, ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırı bulunarak kaldırılması ve dosyanın yeniden incelenmek veya belirli usuli eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine geri gönderilmesi anlamına gelir. Bu tür kararlar, davanın esasına ilişkin nihai bir karar niteliğinde olmadığından ve yargılama süreci devam edeceğinden, kural olarak temyiz edilemezler. Temyize konu olabilecek “bozma dışında kalan hükümler” ise genellikle BAM’ın onama, düzelterek onama, istinaf başvurusunun esastan reddi veya ilk derece mahkemesi kararını tamamen kaldırarak yeni bir hüküm kurması (örneğin, ilk derece mahkemesinin beraat kararını kaldırıp mahkumiyet kararı vermesi veya tam tersi) gibi kararları kapsar. Bu tür kararlar, davanın o aşamadaki esasına ilişkin bir sonuca işaret ettiği için Yargıtay’ın hukuki denetimine tabi tutulmuştur. Avukatların, müvekkillerine kanun yolları hakkında bilgi verirken, BAM kararının niteliğini (bozma mı, onama mı, esastan ret mi vb.) doğru tespit ederek temyiz imkanını ve koşullarını değerlendirmeleri büyük önem taşır. Bu ayrım, yargılamanın hangi aşamada olduğu ve hangi kanun yolunun kullanılması gerektiği konusunda netlik sağlayarak olası usuli hataların önüne geçilmesine yardımcı olur.

B. Temyiz Edilemeyen Kararlar (CMK Madde 286/2)

CMK’nın 286. maddesinin ikinci fıkrası, bazı karar türleri ve ceza miktarları için temyiz yolunu kapatarak bu kararların istinaf aşamasında kesinleşmesini öngörmektedir. Bu düzenlemeler, yargı sistemindeki iş yükünü hafifletmek ve yargılamaları hızlandırmak amacı taşısa da, zaman zaman hak arama özgürlüğü bağlamında tartışmalara neden olabilmektedir.

CMK Madde 286/2:

Bu temyiz edilemezlik sınırları, kanun koyucunun yargılamaları hızlandırma ve Yargıtay’ın iş yükünü yönetme çabası ile bireylerin hak arama özgürlüğü arasında bir denge kurma arayışını yansıtmaktadır. Ancak bu sınırlar statik değildir; zaman içinde yasa değişiklikleri (örneğin, 7035, 6545, 7165, 7188 sayılı Kanunlar) ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarıyla şekillenebilmektedir. Örneğin, CMK m.286/2-d bendinde yer alan “üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar”a ilişkin temyiz yasağı, Anayasa Mahkemesi tarafından hak arama özgürlüğüne aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş , ancak sonrasında yasa koyucu tarafından farklı düzenlemeler getirilmiştir. 

Yargıtay da içtihatlarıyla bu sınırların yorumlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023/63 E., 2023/558 K. sayılı kararında, ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün bölge adliye mahkemesince kaldırılarak sanığın ilk defa mahkûmiyetine karar verilmesi ve bu mahkûmiyetin CMK m.272/3 kapsamı dışında kalması halinde, suçun üst sınırı iki yıl veya daha az hapis cezasını gerektirse bile bu kararın temyize tabi olduğu belirtilmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/38 E., 2018/113 K. sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine BAM ceza dairesinin beraat hükmü vermesi durumunda, bu beraat kararının temyizinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Bu tür içtihatlar, CMK m.286/2’deki sınırlamaların, özellikle BAM’ın ilk derece mahkemesi kararını sanık aleyhine esastan değiştirdiği durumlarda, hak arama özgürlüğü lehine yorumlanabildiğini göstermektedir. 

Bu dinamik yapı, ceza avukatlarının sadece kanun metinlerine değil, aynı zamanda güncel Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına da hakim olmalarını zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, müvekkillerin temyiz hakkı hatalı bir şekilde değerlendirilebilir ve hak kayıpları yaşanabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023/354 E., 2023/545 K. sayılı kararı da CMK m.286/2-h (eski g bendi) kapsamında, ilk derece mahkemesince davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına veya güvenlik tedbirine hükmedilmiş ve bu kararların istinaf edilmesi üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise bu kararın temyizinin mümkün olmadığını teyit etmektedir. 

C. İstisnai Olarak Temyizi Mümkün Olan Kararlar (CMK Madde 286/3)

CMK m.286/2’de sayılan temyiz edilemezlik hallerine önemli bir istisna, aynı maddenin 7188 sayılı Kanun ile eklenen üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu fıkra, belirli suç türleri için, verilen cezanın miktarına veya kararın türüne bakılmaksızın temyiz yolunu açık tutmaktadır. Bu düzenleme, özellikle ifade özgürlüğü, devletin güvenliği, toplumsal düzen ve örgütlü suçlar gibi hassas ve kamuoyunu yakından ilgilendiren suçlarda Yargıtay denetiminin sağlanmasını amaçlamaktadır.

CMK Madde 286/3:   

Bu fıkra kapsamında temyizi mümkün olan suçlar şunlardır:

(3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar 121 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 78 inci maddesiyle bu fıkranın (d) bendinde yer alan “suç niteliğini değiştirmeyen” ibaresi “her türlü” şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan “bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. 122 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra), 2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 3. Suç işlemeye tahrik (madde 214), 4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.)123 Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A), 8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 11. Silâhlı örgüt (madde 314), 12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar.

Bu istisnanın temel mantığı, söz konusu suçların niteliği gereği Yargıtay tarafından bir içtihat birliği oluşturulması ve hukuki denetimin en üst seviyede yapılmasının önemidir. Bu suçlar, genellikle temel hak ve özgürlüklerle (özellikle ifade özgürlüğü) yakın ilişkili olmaları, toplumsal ve siyasi hassasiyet taşımaları veya devletin temel yapısına yönelik olmaları nedeniyle özel bir dikkat gerektirmektedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2020/5920 E., 2021/3542 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, silahlı terör örgütü üyeliği gibi suçlarda, suçun nitelikli halleri de temyiz sınırı belirlenirken dikkate alınır; ancak CMK m.286/3 kapsamında sayılan suçlar için bu tür bir sınırlama olmaksızın temyiz yolu açıktır.  

Bu fıkranın varlığı, kanun koyucunun belirli suç tiplerine özel bir önem atfettiğini ve bu suçlarda Yargıtay’ın son sözü söylemesini arzuladığını göstermektedir. Bununla birlikte, bu seçimin hangi kriterlere dayandığı ve benzer ağırlıkta veya karmaşıklıkta olabilecek diğer suçlar için neden benzer bir istisna tanınmadığı, “eşitlik” ilkesi açısından tartışmalara yol açabilir. Avukatlar, bu listede olmayan ancak benzer nitelikteki suçlar için temyiz yolunun açılması yönünde “kıyas” veya “eşitlik ilkesi” temelinde argümanlar geliştirmeyi deneyebilirler; ancak mevcut yasal düzenleme karşısında bu tür argümanların kabul görme olasılığı düşüktür. Bu durum, yargı sistemindeki iş yükü ve kaynakların dağılımı açısından da dikkate alınması gereken bir husustur.

D. Hükümden Önce Verilen Kararların Temyizi (CMK Madde 287)

Ceza muhakemesi sürecinde, nihai hüküm verilmeden önce mahkeme tarafından çeşitli ara kararlar verilebilir. Bu ara kararların kural olarak tek başına ve derhal temyiz edilmesi mümkün değildir. CMK’nın 287. maddesi bu konuyu düzenlemektedir:

CMK Madde 287:

Bu madde uyarınca, yargılama sırasında verilen ve hükmün esasını etkileyen (örneğin, delillerin kabulü veya reddi, görev veya yetki itirazının reddi, sanığın bazı taleplerinin reddi gibi) ya da kendileri için özel bir kanun yolu (itiraz gibi) öngörülmemiş olan ara kararlar, ancak davanın sonunda verilen nihai hükümle birlikte temyiz edilebilir. Örneğin, tutukluluğun devamına ilişkin kararlar, delil toplanması talebinin reddine dair kararlar veya bilirkişi raporuna itirazın reddi gibi kararlar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu düzenlemenin temel amacı, yargılamanın her bir ara karar nedeniyle kesintiye uğramasını ve sürüncemede kalmasını önlemek, böylece muhakemenin makul sürede ve etkin bir şekilde sonuçlandırılmasına katkıda bulunmaktır. Eğer her ara karara karşı anında temyiz yolu açık olsaydı, davaların sonuca bağlanması aşırı derecede uzayabilirdi. Ancak bu durum, bazen hükme esas teşkil eden ve yargılamanın seyrini temelden etkileyebilecek bir ara karardaki hukuka aykırılığın ancak yargılamanın sonunda, nihai hükümle birlikte ileri sürülebilmesine yol açmaktadır. Bu da, yargılamanın başında giderilebilecek bir hatanın tüm yargılama boyunca devam etmesi ve sonuçta verilen hükmü sakatlaması riskini taşır. Bu nedenle, avukatların bu tür kritik ara kararlardaki hukuka aykırılıkları ve bunların nihai hükme olan etkilerini temyiz dilekçelerinde çok net, gerekçeli ve somut bir şekilde ortaya koymaları, başarılı bir temyiz başvurusu için hayati önem taşır. Hangi ara kararların “hükme esas teşkil ettiği”nin tespiti ve bunların temyiz aşamasında nasıl etkili bir şekilde ileri sürülebileceğinin analizi, avukatlık pratiğinde dikkatle üzerinde durulması gereken bir konudur.

Tablo 1: Temyizi Kabil Olan ve Olmayan Kararların Özeti (CMK Madde 286 Uyarınca)

Temyiz Edilemeyen Kararlar (CMK Madde 286/2) İstisnai Olarak Temyizi Mümkün Kararlar (CMK Madde 286/3) (Ceza Miktarına Bakılmaksızın)
a) İlk derece mahkemelerinden verilen 5 yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair BAM kararları. Türk Ceza Kanunu’nda Yer Alan Suçlar: Hakaret (m.125/3), Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (m.213), Suç işlemeye tahrik (m.214), Suçu ve suçluyu övme (m.215), Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (m.216), Kanunlara uymamaya tahrik (m.217), Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (m.217/A), Cumhurbaşkanına hakaret (m.299), Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (m.300), Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (m.301), Silâhlı örgüt (m.314), Halkı askerlikten soğutma (m.318).
b) İlk derece mahkemelerinden verilen 5 yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan BAM kararları. Terörle Mücadele Kanunu’nda Yer Alan Suçlar: Madde 6/2, 6/4 ve 7/2’de belirtilen suçlar.
c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece kararlarıyla ilgili BAM’ca verilen her türlü karar ve istinaf başvurusunun esastan reddi kararları. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda Yer Alan Suçlar: Madde 28/1, 31 ve 32’de belirtilen suçlar.
d) Üst sınırı 2 yıla kadar (dahil) hapis cezasını gerektiren suçlarda ve bağlı adli para cezalarında her türlü BAM kararı (BAM’ca ilk defa verilen ve CMK m.272/3 dışı mahkûmiyetler hariç).
e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece hükümlerine ilişkin her türlü BAM kararı.
f) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine/yokluğuna ilişkin ilk derece kararlarıyla ilgili istinaf başvurusunun esastan reddi kararları.
g) 10 yıl veya daha az hapis/adli para cezasını gerektiren suçlardan ilk derece beraat kararlarıyla ilgili istinaf başvurusunun esastan reddi kararları.
h) Davanın düşmesi, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece kararlarıyla ilgili BAM’ca verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddi kararları.
i) Yukarıdaki bentlerdeki sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde birden fazla ceza/karar içeren BAM kararları.

Bu tablo, CMK Madde 286’nın karmaşık yapısını özetleyerek, hangi kararların temyize kapalı, hangilerinin ise belirli suçlar özelinde açık olduğunu bir bakışta göstermeyi amaçlamaktadır. Bu, özellikle hızlı karar verilmesi gereken durumlarda ve genel bir bakış açısı kazanmak için avukatlara pratik bir fayda sağlayabilir, hatalı temyiz başvurularının önüne geçilmesine yardımcı olabilir.

III. Temyiz Nedenleri

A. Hukuka Aykırılık Kavramı (CMK Madde 288)

Temyiz kanun yoluna başvurunun temel dayanağı, incelenmesi istenen hükmün hukuka aykırı olmasıdır. CMK’nın 288. maddesi bu prensibi açıkça ortaya koymaktadır:

CMK Madde 288:

“Hukuk kuralı” ifadesi, sadece yazılı kanun maddelerini değil, aynı zamanda Anayasa hükümlerini, Türkiye’nin taraf olduğu ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeleri (örneğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), hukukun genel ilkelerini (örneğin, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi) ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarını, özellikle de bağlayıcı nitelikteki İçtihadı Birleştirme Kararlarını kapsayacak şekilde geniş yorumlanmalıdır.

Hukuka aykırılık, hem maddi hukuka ilişkin olabilir hem de usul (muhakeme) hukukuna ilişkin olabilir. Maddi hukuka aykırılıklar, genellikle suçun unsurlarının yanlış tespit edilmesi, fiilin hukuki nitelendirilmesinde hata yapılması, cezanın belirlenmesinde kanuni olmayan bir artırım veya indirimin uygulanması, zamanaşımı veya af gibi ceza sorumluluğunu etkileyen kurumların yanlış değerlendirilmesi gibi durumları ifade eder. Usul hukukuna aykırılıklar ise, yargılama sürecinde uyulması gereken kuralların (örneğin, savunma hakkının kısıtlanması, delillerin hukuka aykırı toplanması, mahkemenin usulüne uygun teşekkül etmemesi, gerekçeli karar hakkının ihlali gibi) ihlal edilmesi anlamına gelir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/302 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, delillerin yanlış değerlendirilmesinin dahi, hukuk kurallarının yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilemesi durumunda bir hukuka aykırılık oluşturabileceği kabul edilmektedir. Bu, “hukuka aykırılık” kavramının oldukça geniş ve dinamik bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Avukatın rolü, somut olayda tespit ettiği hatanın hangi spesifik hukuk kuralını (maddi veya usul hukukuna ilişkin) ihlal ettiğini ve bu ihlalin hükmü ne şekilde etkilediğini Yargıtay’a açık, somut ve gerekçeli bir biçimde sunmaktır. Sadece “hüküm hukuka aykırıdır” gibi genel ve soyut bir beyan, Yargıtay tarafından yeterli bir temyiz sebebi olarak kabul edilmeyebilir (ancak bazı Yargıtay kararlarının, özellikle CMK m.289 kapsamındaki mutlak hukuka aykırılık hallerinin varlığı durumunda veya maddi hukuka aykırılık iddiası olarak bu tür genel ifadeleri dahi inceleme için yeterli görebildiğine dair içtihatlar bulunmaktadır ). Dolayısıyla, avukatın soyut bir kural ihlalinden ziyade, bu ihlalin somut davadaki etkilerini, sonuçlarını ve hükmü neden sakatladığını detaylı bir şekilde ortaya koyması, temyiz başvurusunun başarısı için kritik öneme sahiptir. Bu geniş yorum, Yargıtay’ın hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını koruma rolünü güçlendirirken, avukatlara da daha yaratıcı ve kapsamlı hukuki argümanlar geliştirme alanı sunar; ancak bu argümanların sağlam hukuki temellere dayanması ve somut olayla ilişkilendirilmesi şarttır. 

B. Hukuka Kesin Aykırılık Halleri (CMK Madde 289)

CMK’nın 289. maddesi, “hukuka kesin aykırılık halleri” veya uygulamadaki diğer adıyla “mutlak temyiz nedenleri”ni düzenlemektedir. Bu haller, kanun koyucu tarafından yargılamanın adilliği ve hukukun üstünlüğü açısından o denli önemli kabul edilmiştir ki, varlıkları halinde hükmün hukuka aykırı olduğu ve bu aykırılığın hükmü etkilediği varsayılır. Yargıtay, bu tür bir aykırılığı tespit ettiğinde, temyiz dilekçesinde bu husus özel olarak belirtilmemiş olsa bile (usulüne uygun bir temyiz başvurusu yapılmış olması koşuluyla) hükmü bozmak durumundadır. Bu hallerde, aykırılığın hükmün sonucunu etkileyip etkilemediği yönünde ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek yoktur.

CMK Madde 289/1:  (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması. 123 13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle, (6) numaralı alt bentten sonra gelmek üzere alt bent eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması. d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi. e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması. f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi. g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi. h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması. i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.

    • CMK m.217/2’de belirtilen “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” ilkesinin bir yansımasıdır. İşkence, kötü muamele, yasa dışı dinleme gibi yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması mutlak bozma nedenidir.

CMK m.289/1’de sayılan bu kesin hukuka aykırılık hallerinin “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da” dikkate alınacağı belirtilmiş olsa da, bu ifadenin Yargıtay uygulamasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay, CMK m.294 uyarınca temyiz edenin “hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğunu” ve CMK m.298 uyarınca temyiz dilekçesinin sebep içermemesi halinde temyiz istemini reddedeceğini dikkate almaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir başvuruda CMK m.289’daki hallerin kendiliğinden gözetilmesi söz konusu değildir. Ancak, temyiz dilekçesinde en az bir geçerli (nisbi de olsa) temyiz sebebi ileri sürülmüşse ve Yargıtay dosyayı esastan incelemeye almışsa, bu aşamada dilekçede belirtilmese bile CMK m.289 kapsamındaki bir kesin hukuka aykırılığı tespit etmesi halinde hükmü bozacaktır. Bu durum, avukatların temyiz dilekçelerini hazırlarken son derece dikkatli olmaları ve en azından bir hukuka aykırılık iddiasını somut bir şekilde gerekçelendirmeleri gerektiğini göstermektedir. “Karar hukuka aykırıdır” gibi genel bir ifadenin dahi bazı Yargıtay kararlarınca (özellikle maddi hukuka aykırılık iddiası olarak) yeterli görülebildiği durumlar olmakla birlikte, bu yaklaşıma güvenmek riskli olacaktır. En güvenli yol, her zaman açık, somut ve gerekçeli temyiz sebepleri sunmaktır. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın iş yükünü yönetme ve sadece ciddiye alınabilir başvuruları inceleme isteği ile adil yargılanma hakkı ve hukukun üstünlüğünü koruma görevi arasında bir denge kurma çabasını yansıtmaktadır. 

C. Sanığın Yararına Olan Kurallara Aykırılık ve Cumhuriyet Savcısının Temyiz Hakkı (CMK Madde 290)

Ceza muhakemesinde, bazı hukuk kuralları özellikle sanığın haklarını ve menfaatlerini korumak amacıyla düzenlenmiştir. CMK’nın 290. maddesi, bu tür kurallara aykırılık durumunda Cumhuriyet savcısının temyiz hakkını sınırlayan özel bir hüküm içermektedir:

CMK Madde 290: “(1) Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.”

Bu madde, “reformatio in peius” (aleyhe değiştirme/bozma yasağı) ilkesinin bir yansıması olarak kabul edilebilir. Temel amacı, sanık lehine olan bir usul hatasının veya sanık yararına bir kuralın uygulanmamasının, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine bir temyiz nedeni olarak kullanılarak düzeltilmesini ve sanığın daha aleyhe bir duruma düşürülmesini engellemektir.

Ancak, bu kuralın uygulama alanı dikkatle belirlenmelidir. Yargıtay içtihatlarına göre, CMK m.290’daki sınırlama, yalnızca “sırf sanık yararına konulmuş” hukuk kuralları için geçerlidir. Eğer ihlal edilen kural aynı zamanda kamu düzenini, yargılamanın adil ve dürüst bir şekilde yürütülmesini veya yargılamanın diğer süjelerinin (örneğin mağdurun) haklarını da ilgilendiriyorsa, bu durumda Cumhuriyet savcısının temyiz hakkı devam edebilir. Pratikte, bir hukuk kuralının “sırf sanık yararına” olup olmadığının tespiti her zaman kolay olmayabilir. Birçok usul kuralı, sanık haklarını korumanın yanı sıra, aynı zamanda adil yargılanmanın genel prensiplerine ve dolayısıyla kamu düzenine de hizmet eder. Örneğin, sanığa ek savunma hakkı verilmemesi veya iddianamenin sorgudan önce okunmaması gibi durumlar ilk bakışta sanık yararına bir kuralın ihlali gibi görünse de, aynı zamanda adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının temelden kısıtlanması anlamına gelir ki bu da kamu düzenini ve yargılamanın genelini ilgilendirir. Yargıtay’ın bu konudaki içtihatları, somut olayın özelliklerine ve ihlal edilen kuralın niteliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örneğin, Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin bir kararında, sanık savunmasının alınmamasının sanık lehine olduğu belirtilerek CMK m.290 uyarınca savcının temyiz hakkı bulunmadığına karar verilirken, karşı oyda bu durumun gerçeğin ortaya çıkarılması ve kamu yararı ilkelerine aykırılık oluşturduğu, dolayısıyla savcının temyiz hakkının olması gerektiği savunulmuştur. Bu durum, avukatların, Cumhuriyet savcısının temyizinin CMK m.290 kapsamında reddedilmesi gerektiğini savunurken, ihlal edilen kuralın niteliğini ve “sırf sanık yararına” olup olmadığını detaylı bir şekilde analiz etmelerini ve Yargıtay içtihatlarıyla desteklemelerini gerektirir. 

Tablo 2: Hukuka Kesin Aykırılık Halleri (CMK Madde 289/1)

Bent Hukuka Kesin Aykırılık Hali Kısa Açıklama/Örnek
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. Mahkeme heyetinin yanlış oluşturulması, görevli olmayan hakimin katılımı.
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması. CMK m.22’deki yasaklılık hallerine rağmen hakimin davaya bakması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması. Hakimin reddi talebinin usulsüz karara bağlanması ve hakimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi. Görevsiz veya yetkisiz mahkemenin davaya bakması.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması. Zorunlu müdafiin, yasal temsilcinin veya savcının bulunması gereken duruşmanın onlarsız yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi. Duruşmanın veya hükmün aleni (açık) yapılmaması gereken haller dışında gizli yapılması veya tefhim edilmemesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi. Kararın gerekçesiz olması, yetersiz veya çelişkili gerekçe içermesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması. Sanığın delil sunma, tanık dinletme, çapraz sorgu, son söz gibi temel savunma haklarının kısıtlanması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması. İşkence, yasa dışı arama, kanuna aykırı dinleme sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınması.

Bu tablo, avukatların bir davada kesin hukuka aykırılık hali olup olmadığını hızlıca kontrol etmelerine yardımcı olabilir. Bu haller, temyiz dilekçesinde özel olarak belirtilmese bile Yargıtay tarafından dikkate alınacağından (usulüne uygun bir temyiz başvurusu varlığında), tespiti ve bilinmesi büyük önem taşır.

IV. Temyiz Başvuru Usulü, Süreleri ve Dilekçe İçeriği

A. Temyiz İsteminde Bulunabilecek Kişiler (CMK Madde 260)

Ceza muhakemesinde kanun yollarına, dolayısıyla temyiz yoluna başvurma hakkı olan kişiler CMK’nın 260. maddesinde düzenlenmiştir:

CMK Madde 260:

Bu hükümlere göre temyiz isteminde bulunabilecek başlıca kişiler şunlardır:

  • Cumhuriyet Savcısı: Hem sanık lehine hem de aleyhine temyiz başvurusunda bulunabilir. Ancak, CMK m.290 uyarınca, sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.
  • Şüpheli ve Sanık: Yargılamanın her aşamasında haklarını korumak amacıyla temyiz yoluna başvurabilirler.
  • Katılan: Suçtan zarar gören ve davaya katılan sıfatını almış olan kişi, kendi haklarını korumak amacıyla temyiz başvurusunda bulunabilir.
  • Katılma İsteği Karara Bağlanmamış, Reddedilmiş veya Katılan Sıfatını Alabilecek Surette Suçtan Zarar Görmüş Bulunanlar: Bu ifade, mağdurun veya suçtan doğrudan zarar gören kişinin, yargılamanın erken aşamalarında katılma talebinde bulunmamış veya talebi reddedilmiş olsa bile, sonradan kanun yoluna başvurma hakkını korumayı amaçlayan önemli bir güvencedir. Özellikle, yargılamanın ilerleyen aşamalarında suçun niteliğinin değişmesi veya zararın boyutunun daha net bir şekilde anlaşılması gibi durumlarda, başlangıçta katılma talebinde bulunmamış veya talebi reddedilmiş kişiler dahi, “suçtan zarar görmüş bulunma” koşulunu sağladıkları takdirde temyiz gibi kanun yollarına başvurabilirler. Avukatların, müvekkillerinin “suçtan zarar görme” potansiyelini ve bu kapsamdaki haklarını dikkatle değerlendirmeleri, katılma talebi reddedilmiş olsa bile kanun yolu haklarının devam edebileceği ihtimalini göz önünde bulundurmaları gerekir. Bu, mağdur haklarının korunması ve adalete erişimin genişletilmesi açısından pozitif bir düzenlemedir. Ancak, “suçtan zarar görmüş bulunma” kavramının Yargıtay tarafından nasıl yorumlandığı (örneğin, doğrudan zarar ile dolaylı zarar ayrımı) ve hangi durumlarda bu hakkın tanındığı, güncel içtihatlarla takip edilmelidir.

Ayrıca, CMK m.262 uyarınca, sanığın yasal temsilcisi (vasi, kayyım gibi) ve eşi de sanık adına onun rızası aranmaksızın temyiz başvurusunda bulunabilirler. Avukatlar da, vekaletnameleri kapsamında müvekkilleri adına temyiz başvurusunda bulunma yetkisine sahiptirler.  

B. Temyiz İsteminin Süresi ve Şekli (CMK Madde 291)

Temyiz isteminin süresi ve şekline ilişkin usuller, hak düşürücü nitelikte olduğundan büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki en güncel düzenleme CMK m.291’de yer almakta olup, 8. Yargı Paketi olarak bilinen 7499 sayılı Kanun ile önemli değişikliklere uğramıştır.

CMK Madde 291/1 (Değişik: 2/3/2024-7499/19 md.):

Bu düzenlemedeki en dikkat çekici değişiklikler şunlardır:

  1. Sürenin Başlangıcı: Eski düzenlemede temyiz süresi “hükmün açıklanmasından itibaren” başlıyordu ki bu, uygulamada genellikle hükmün yüze karşı okunduğu tefhim tarihi anlamına geliyordu. Yeni düzenleme ile sürenin başlangıcı, “hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarih” olarak net bir şekilde belirlenmiştir. Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin benzer süre başlangıçlarını mahkemeye erişim hakkı ve gerekçeli karar hakkı yönünden sorunlu bulduğu kararları ve adil yargılanma ilkesiyle daha uyumludur. Taraflar, artık hükmün gerekçesini öğrendikten sonra temyiz nedenlerini daha sağlıklı bir şekilde oluşturabilecekleri makul bir süreye sahip olmaktadırlar. 
  2. Sürenin Miktarı: Eski düzenlemede “on beş gün” olan temyiz süresi, yeni düzenleme ile “iki hafta” olarak değiştirilmiştir. Bu standardizasyon, usuli karmaşayı azaltmayı hedeflemektedir.
  3. Yürürlük Tarihi: Bu önemli değişiklikler, 7499 sayılı Kanun uyarınca 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarih, avukatların süre hesaplamalarında özellikle dikkat etmeleri gereken kritik bir noktadır.  

Temyiz başvurusu, hükmü veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesine bir dilekçe ile veya bu mahkemenin zabıt kâtibine yapılacak sözlü beyanın tutanağa geçirilmesi suretiyle yapılabilir. Tutuklu sanıklar ise, CMK m.263 uyarınca, bulundukları ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunarak veya dilekçe vererek temyiz başvurusunda bulunabilirler. Bu durumda, beyan veya dilekçe ilgili deftere kaydedilir ve bir örneği sanığa verilir; aslı ise derhal hükmü veren mahkemeye gönderilir. 

Uygulamada, özellikle gerekçeli kararın tebliğinden önce temyiz süresini kaçırmamak adına “süre tutum dilekçesi” adı altında kısa bir dilekçe ile temyiz iradesinin beyan edildiği görülmektedir. Gerekçeli kararın tebliğinden sonra ise ayrıntılı temyiz sebeplerini içeren bir dilekçe sunulmaktadır. Ancak, CMK m.291’deki yeni düzenleme ve CMK m.295’in (temyiz gerekçesini sonradan bildirme) mülga edilmesi karşısında, bu uygulamanın yasal zemininin ne ölçüde devam edeceği ve Yargıtay’ın bu konudaki yaklaşımının ne olacağı dikkatle takip edilmelidir. Yeni düzenleme, iki haftalık sürenin gerekçeli kararın tebliğinden sonra başlaması nedeniyle, süre tutum dilekçesine olan ihtiyacı azaltmış gibi görünmektedir. 

Bu değişiklikler, adil yargılanma hakkının önemli unsurları olan “gerekçeli karar hakkı” ve “mahkemeye erişim hakkı”nı güçlendirmektedir. Ancak, bu durum avukatların yeni süreleri ve başlangıç anlarını titizlikle takip etme, müvekkillerini bu konuda doğru bilgilendirme ve iki haftalık süre içinde kapsamlı temyiz dilekçeleri hazırlama sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.

C. Eski Hale Getirme Süresi İçinde Temyiz Süresinin İşlemesi (CMK Madde 292)

Kanuni sürelerin kusur olmaksızın kaçırılması durumunda başvurulabilecek bir yol olan eski hale getirme kurumu, temyiz başvuruları için de geçerlidir.

CMK Madde 292:

Bu madde, özellikle sanığın yokluğunda verilen ve aleyhine sonuç doğuran hükümlere karşı temyiz süresinin kaçırılması halinde, CMK m.274’te düzenlenen eski hale getirme usulüne atıf yapmaktadır. CMK m.40’a göre, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir. Bu istem, CMK m.41/1 uyarınca (01/06/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun değişikliği ile) engelin kalkmasından itibaren iki hafta içinde yapılır. Eski hale getirme talebi kabul edildiği takdirde, kaçırılan temyiz süresi yeniden işlemeye başlar ve kişi temyiz başvurusunda bulunabilir. Bu hüküm, elde olmayan nedenlerle hak kaybına uğranılmasını önlemeye yönelik önemli bir güvencedir.

D. Temyiz Başvurusunun İçeriği (CMK Madde 294)

Temyiz dilekçesinin içeriği, Yargıtay’ın yapacağı incelemenin kapsamını belirlemesi açısından son derece önemlidir. CMK m.294, bu konuda temel kuralları ortaya koymaktadır:

CMK Madde 294:   

Bu maddenin getirdiği en önemli zorunluluk, temyiz sebeplerinin dilekçede açıkça ve somut bir şekilde gösterilmesi gerekliliğidir. Yargıtay, kural olarak dilekçede belirtilmeyen bir nedenle hükmü bozmaz (CMK m.289’daki kesin hukuka aykırılık halleri hariç). Temyiz dilekçesinde sadece “hükmü temyiz ediyorum” veya “karar usul ve yasaya aykırıdır” gibi soyut ifadelere yer verilmesi, Yargıtay tarafından CMK m.298 uyarınca temyiz isteminin reddedilmesi sonucunu doğurabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, “karar hukuka aykırıdır” şeklindeki genel beyanları dahi bazı istisnai durumlarda (özellikle CMK m.289 kapsamındaki bir inceleme için veya maddi hukuka aykırılık iddiası olarak) bir temyiz iradesi olarak kabul edip inceleme yaptığına dair kararları bulunsa da , bu riskli bir yaklaşımdır ve avukatların her zaman somut, ayrıntılı ve hukuki gerekçelere dayanan temyiz sebepleri sunmaları esastır. 

Maddenin ikinci fıkrası ise, Yargıtay’ın bir hukuki denetim mercii olduğu ilkesini pekiştirerek, temyiz sebebinin ancak hükmün “hukukî yönüne” ilişkin olabileceğini belirtmektedir. Bu, avukatların temyiz dilekçesi hazırlarken maddi vakıalara ilişkin itirazlarını dahi bir “hukuk kuralının ihlali” (CMK m.288) veya “kesin hukuka aykırılık” (CMK m.289) zeminine oturtmaları gerektiği anlamına gelir. Örneğin, “deliller yanlış değerlendirilmiştir” demek yerine, “delillerin X hukuk kuralına (örneğin, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, CMK m.217) aykırı olarak ve Y mantık hatasıyla değerlendirilmesi sonucu Z hukuk kuralı (örneğin, suçun unsurlarının yanlış tespiti, TCK’daki ilgili suç maddesinin yanlış uygulanması) ihlal edilmiştir” gibi daha detaylı ve hukuki bir argümantasyon geliştirilmelidir. “Hukuki yön” sınırlaması, avukatın hukuki analiz yeteneğini ve Yargıtay içtihatlarına hakimiyetini ön plana çıkarır.

CMK m.294/1’in ikinci cümlesinde 7499 sayılı Kanun ile yapılan ve 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik ise, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına mı yoksa aleyhine mi olduğunu açıkça belirtmesi zorunluluğunu getirmiştir. Bu değişiklik, özellikle aleyhe bozma yasağının (CMK m.307/5) ve hükmün bozulmasının diğer sanıklara sirayetinin (CMK m.306) doğru bir şekilde uygulanabilmesi açısından önem taşımaktadır. 

E. Temyiz Gerekçesi (CMK Madde 295 – )

CMK’nın “Temyiz gerekçesi” başlıklı 295. maddesi, 2 Mart 2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

F. Avukatlar İçin Pratik Notlar: Temyiz Dilekçesi Hazırlanırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Başarılı bir temyiz başvurusu için dilekçenin hem şekli hem de esasa ilişkin unsurları titizlikle hazırlanmalıdır:

  • Şekli Unsurlar: Dilekçenin başına “Yargıtay İlgili Ceza Dairesi Başkanlığına Sunulmak Üzere… Bölge Adliye Mahkemesi… Ceza Dairesi Başkanlığına” gibi uygun bir başlık yazılmalıdır. Dosya numarası (hem ilk derece hem BAM), temyiz eden (sanık/müdafii, katılan/vekili, C. Savcısı), karşı taraf, suç, karar tarihi, tebliğ tarihi gibi bilgiler eksiksiz ve doğru bir şekilde belirtilmelidir.
  • Temyiz Edilen Kararın Açıkça Belirtilmesi: Hangi mahkemenin hangi tarih ve sayılı kararının temyiz edildiği net bir şekilde ifade edilmelidir.
  • Temyiz Sebeplerinin Detaylı Açıklanması: Her bir temyiz sebebi (hukuka aykırılık nedeni) ayrı bir başlık altında, somut olayla ilişkilendirilerek, ilgili kanun maddelerine ve emsal Yargıtay içtihatlarına atıf yapılarak açıklanmalıdır. Soyut iddialardan kaçınılmalı, hukuka aykırılığın hükmü nasıl etkilediği ve neden bozma gerektirdiği somut gerekçelerle ortaya konulmalıdır.
  • CMK m.289 Kapsamındaki Hallerin Vurgulanması: Eğer dosyada CMK m.289’da sayılan kesin hukuka aykırılık hallerinden biri veya birkaçı mevcutsa, bunlar dilekçede özellikle ve öncelikle belirtilmelidir. Bu haller Yargıtay tarafından resen dikkate alınacak olsa da, dilekçede vurgulanması önemlidir.
  • Taleplerin Net İfadesi: Dilekçenin sonuç kısmında, Yargıtay’dan ne talep edildiği (örneğin, hükmün bozulması, CMK m.303 kapsamında düzelterek onanması gibi) açık ve net bir şekilde ifade edilmelidir.
  • Süre ve Yetkili Merci: Dilekçenin, CMK m.291’de belirtilen iki haftalık süre içinde ve hükmü veren bölge adliye mahkemesine (veya ilk derece mahkemesine, eğer karar doğrudan temyize tabiyse) sunulması hayati önem taşır.
  • Delil ve Ekler: Yargıtay kural olarak yeni delil incelemesi yapmaz. Ancak, dilekçede dosyada mevcut olan ve temyiz sebeplerini destekleyen delillere veya belgelere atıf yapılabilir.
  • Dil ve Üslup: Dilekçe, hukuki terminolojiye uygun, açık, anlaşılır, saygılı ve ikna edici bir dil ve üslupla yazılmalıdır.

Tablo 3: CMK Temyiz ve İlgili Kanun Yollarındaki Sürelerdeki Son Değişiklikler (01/06/2024 Tarihinden İtibaren Geçerli)

İlgili CMK Maddesi Düzenleme Konusu Eski Süre Yeni Süre (01/06/2024 itibarıyla) Yürürlük Tarihi ve Notlar
Madde 41/1 Eski hale getirme dilekçesinin sunulma süresi Engelin kalkmasından itibaren yedi gün Engelin kalkmasından itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında ortadan kalkan engeller bakımından
Madde 173/1 Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (KYOK) karşı itiraz süresi Kararın tebliğinden itibaren on beş gün Kararın tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen KYOK kararlarına itiraz bakımından
Madde 251/2 Basit yargılama usulünde beyan ve savunmaları sunma süresi Tebliğinden itibaren on beş gün Tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024
Madde 268/1 İtiraz kanun yoluna başvuru süresi (genel kural) Kararın öğrenilmesinden itibaren yedi gün Kararın tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından
Madde 276/2 İstinaf isteminin hükmü veren mahkeme tarafından reddine karşı itiraz süresi Ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün Ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından
Madde 277/1 İstinaf kanun yoluna başvuruya cevap süresi İstinaf başvurusunun tebliğinden itibaren yedi gün İstinaf başvurusunun tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında aleyhine istinaf başvurulan kararlar bakımından
Madde 291/1 Temyiz istemi ve süresi Hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün Hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024
Madde 296/2 Temyiz isteminin hükmü veren mahkeme tarafından reddine karşı Yargıtay’dan karar isteme süresi Ret kararının tebliğinden itibaren yedi gün Ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından
Madde 297/1 Temyiz kanun yoluna başvuruya cevap süresi Temyiz başvurusunun tebliğinden itibaren yedi gün Temyiz başvurusunun tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında aleyhine temyiz başvurulan kararlar bakımından
Madde 297/3 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnameye cevap süresi Tebliğnamenin tebliğinden itibaren bir hafta Tebliğnamenin tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından
Madde 308/1 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, Yargıtay daire kararlarına karşı itiraz süresi İlamın kendisine verilmesinden itibaren otuz gün İlamın kendisine verilmesinden itibaren bir ay 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından
Madde 308/A/1 BAM Cumhuriyet Başsavcılığının kesin nitelikteki BAM kararlarına itiraz süresi Kararın kendisine verilmesinden itibaren otuz gün Kararın kendisine verilmesinden itibaren bir ay 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından
Madde 308/A/1 BAM C. Başsavcılığının sanık aleyhine itirazına karşı sanık/müdafiin cevap süresi Sanık aleyhine itirazın tebliğinden itibaren yedi gün Sanık aleyhine itirazın tebliğinden itibaren iki hafta 01/06/2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlara itiraz bakımından

Bu tablo, 8. Yargı Paketi ile CMK’daki birçok sürede yapılan değişiklikleri özetleyerek avukatlara güncel ve pratik bir başvuru kaynağı sunmaktadır. Sürelerin doğru takibi, hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati önemdedir.

V. Temyiz Başvurusunun Akıbeti ve Yargıtay Aşaması

A. Temyiz Başvurusunun Hükmün Kesinleşmesine Etkisi (CMK Madde 293)

Temyiz kanun yoluna başvurmanın en temel ve önemli sonuçlarından biri, hükmün kesinleşmesini engellemesidir. Bu husus, CMK’nın 293. maddesinin birinci fıkrasında açıkça düzenlenmiştir:

CMK Madde 293/1: “(1) Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.”

Bu kural, Yargıtay tarafından hukuki denetimi yapılmamış bir hükmün infaz edilmesinin önüne geçer. Süresi içinde ve usulüne uygun olarak yapılan bir temyiz başvurusu, bölge adliye mahkemesi kararının kesinleşmesini durdurur ve Yargıtay bu başvuru hakkında bir karar verene kadar hüküm icra edilemez (kural olarak, bazı istisnai durumlar hariç). Bu durum, sanık hakları açısından önemli bir güvencedir; zira Yargıtay denetiminden geçmemiş bir kararla kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması veya diğer yaptırımlara maruz kalması, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı ilkeleriyle bağdaşmaz.

Ancak, bu durumun kamu düzeni açısından bir diğer yönü de, suçlu olduğu Yargıtay tarafından da onanacak kişilerin cezalarının infazının gecikmesidir. Hukuk sistemi, bu iki temel menfaat – bireyin haklarının korunması ve adaletin zamanında tecellisi ile kamu düzeninin sağlanması – arasında bir denge kurmaya çalışır. Bu nedenle, temyiz sürecinin makul sürede tamamlanması büyük önem taşır. Yargıtay’ın iş yükü ve dosyaların incelenme süreleri, bu dengenin sağlanmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Avukatların, müvekkillerine temyiz başvurusunun bu etkisini ve sürecin potansiyel olarak uzayabileceğini açıklamaları, beklentilerin doğru yönetilmesi açısından önemlidir.

CMK m.293’ün ikinci fıkrası, hükmün gerekçesinin tebliğine ilişkin bir düzenleme içermekteydi ancak bu fıkra 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik, CMK m.291’de yapılan ve temyiz süresinin başlangıcını “hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarih” olarak belirleyen yeni düzenleme ile uyum sağlamak amacıyla yapılmıştır. 

B. Temyiz İsteminin Hükmü Veren Mahkemece Reddi ve İtiraz Yolu (CMK Madde 296)

Temyiz başvurularının Yargıtay’a ulaşmadan önce, hükmü veren mahkeme (bölge adliye mahkemesi veya istisnai durumlarda ilk derece mahkemesi) tarafından belirli usuli nedenlerle reddedilebilmesi mümkündür. Bu ön inceleme ve ret yetkisi CMK m.296’da düzenlenmiştir:

CMK Madde 296/1:

Bu hüküm, Yargıtay’ın gereksiz ve usule açıkça aykırı başvurularla meşgul edilmesini önlemeye yönelik bir filtre mekanizması işlevi görür. Mahkeme, temyiz başvurusunun süresinde yapılıp yapılmadığını, temyiz edilen kararın CMK m.286 uyarınca temyize kabil olup olmadığını ve başvuranın CMK m.260 uyarınca temyiz hakkına sahip olup olmadığını inceler. Bu koşullardan birinin eksikliği halinde, dosyayı Yargıtay’a göndermeden temyiz istemini reddedebilir.

Ancak, mahkemenin bu ret yetkisi sınırlıdır ve sadece kanunda açıkça sayılan bu usuli aykırılıklar için geçerlidir. Mahkeme, temyiz nedenlerinin esasına girerek bir değerlendirme yapamaz veya temyiz sebeplerinin yerindeliğini tartışamaz. Buna rağmen, uygulamada mahkemelerin bu yetkiyi zaman zaman geniş yorumlayarak, aslında Yargıtay tarafından değerlendirilmesi gereken temyiz başvurularını hatalı bir şekilde reddetme riski bulunmaktadır.

Bu tür bir ret kararına karşı, temyiz edenin hak arama yolunu kapatmamak amacıyla itiraz imkanı tanınmıştır:

CMK Madde 296/2 (Değişik: 2/3/2024-7499/23 md.):

Bu fıkrada yapılan ve 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren önemli bir değişiklik, Yargıtay’dan bu konuda karar isteme süresinin “yedi gün”den **”iki hafta”**ya çıkarılmasıdır. Bu itiraz üzerine dosya Yargıtay’a gönderilir ve Yargıtay, öncelikle mahkemenin verdiği ret kararının yerindeliğini inceler. Eğer ret kararı yerinde değilse, Yargıtay bu kararı kaldırarak temyiz istemini esastan incelemeye alır. Ret kararı yerindeyse, Yargıtay itirazı reddeder. Avukatların, mahkemenin temyiz istemini reddetme kararının gerekçelerini dikkatle incelemesi ve haksız bir ret durumuyla karşılaştıklarında süresi içinde Yargıtay’a başvurarak bu karara itiraz etmeleri, müvekkillerinin hak kaybına uğramaması açısından kritik öneme sahiptir. Bu mekanizma, doğru kullanıldığında yargılamayı hızlandırabilirken, hatalı kullanıldığında hak arama özgürlüğünü kısıtlayabileceğinden, Yargıtay’ın bu konudaki denetimi mahkemelerin yetkilerini doğru kullanmalarını sağlamak açısından önemlidir.

C. Temyiz Dilekçesinin Tebliği, Cevap Süresi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Görevi (CMK Madde 297)

Hükmü veren mahkemece reddedilmeyerek Yargıtay’a gönderilmesine karar verilen temyiz başvurularında, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na intikalinden önce ve sonra bazı tebligat ve cevap süreçleri işler. Bu süreçler CMK m.297’de düzenlenmiştir ve 7499 sayılı Kanun ile bu maddedeki sürelerde de değişiklikler yapılmıştır.

CMK Madde 297/1 (Değişik: 2/3/2024-7499/24 md.):

Bu fıkra uyarınca, temyiz dilekçesi öncelikle karşı tarafa tebliğ edilir ve karşı tarafın bu dilekçeye karşı cevap verme hakkı vardır. 7499 sayılı Kanun ile yapılan ve 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, bu cevap süresi “yedi gün”den **”iki hafta”**ya çıkarılmıştır.

Cevap süresi bittikten veya cevap verildikten sonra dosya, ilgili mahkeme tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir (CMK m.297/2). Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı inceleyerek hukuki görüşünü içeren bir “tebliğname” düzenler. Bu tebliğname, Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine sunulur ve aynı zamanda belirli koşullarda taraflara da tebliğ edilir:

CMK Madde 297/3 (Değişik: 2/3/2024-7499/24 md.):

Bu fıkrada da 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, tebliğnameye cevap süresi “bir hafta”dan **”iki hafta”**ya çıkarılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi, Yargıtay Ceza Dairesi için bir ön değerlendirme ve yol gösterici niteliğindedir; ancak daireyi bağlayıcı değildir. Tarafların tebliğnameye karşı cevap verme hakkı, “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerinin bir gereğidir. Avukatlar, tebliğnameyi dikkatle incelemeli, özellikle müvekkillerinin aleyhine olan görüşlere karşı ikna edici ve hukuki temellere dayanan cevaplar hazırlamalıdır. Cevap süresinin iki haftaya çıkarılmış olması, daha kapsamlı bir hazırlık için önemli bir imkan sunmaktadır. Tebliğnamedeki lehe görüşler ise, temyiz dilekçesindeki argümanları destekleyici mahiyette kullanılabilir. Cevap hakkının etkin bir şekilde kullanılmaması, Yargıtay Dairesi’nin kararını tebliğnamedeki görüşler doğrultusunda şekillendirme olasılığını artırabilir. Bu nedenle, tebliğname ve cevap süreci, Yargıtay’ın karar verme sürecine tarafların aktif katılımını sağlayarak daha adil bir sonuca ulaşılmasına yardımcı olur ve avukatlar için temyiz stratejilerini gözden geçirme ve güçlendirme fırsatı sunar.

CMK m.297/4’e göre, üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. Ayrıca, CMK m.262 (kanuni temsilcinin ve eşin başvurma hakkı) ve m.263 (tutuklunun kanun yollarına başvurması) hükümleri saklıdır (CMK m.297/5).

D. Temyiz İsteminin Yargıtay Tarafından Reddi (CMK Madde 298)

Yargıtay, dosyayı esastan incelemeye geçmeden önce, temyiz başvurusunun usulüne uygun olup olmadığını bir ön incelemeden geçirir. Bu aşamada, belirli usuli eksikliklerin varlığı halinde temyiz istemini reddedebilir. Bu durum CMK m.298’de düzenlenmiştir:

CMK Madde 298/1:  

Bu maddeye göre Yargıtay’ın temyiz istemini usulden reddetme halleri şunlardır:

  • Süresi İçinde Temyiz Başvurusunda Bulunulmaması: Temyiz süresi (CMK m.291 uyarınca iki hafta) geçtikten sonra yapılan başvurular reddedilir.
  • Hükmün Temyiz Edilemez Olması: Temyiz edilen kararın CMK m.286/2 kapsamında temyizi mümkün olmayan kararlardan olması durumunda başvuru reddedilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/38 E., 2018/113 K. sayılı kararı, BAM’ın beraat kararına karşı temyiz yolunun açık olduğunu belirterek, Özel Dairenin bu gerekçeyle verdiği temyiz isteminin reddi kararını kaldırmıştır; bu durum, “hükmün temyiz edilemez olması” şartının Yargıtay tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirildiğini göstermektedir. 
  • Temyiz Edenin Buna Hakkı Olmaması: Başvuran kişinin CMK m.260 uyarınca temyiz hakkına sahip olmaması (örneğin, davada taraf sıfatı bulunmayan bir kişinin başvurusu) halinde istem reddedilir.
  • Temyiz Dilekçesinin Temyiz Sebeplerini İçermemesi: Bu, uygulamada en sık karşılaşılan ret nedenlerinden biridir. CMK m.294 uyarınca temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorundadır. Yargıtay, soyut, genel ve hiçbir hukuki gerekçe içermeyen (“kararı temyiz ediyorum”, “hüküm usul ve yasaya aykırıdır” gibi) temyiz başvurularını, temyiz sebebi içermediği gerekçesiyle reddetmektedir. Ancak, bazı Yargıtay içtihatlarında (özellikle maddi hukuka aykırılık iddialarında veya CMK m.289’daki kesin hukuka aykırılık hallerinin resen dikkate alınması gereken durumlarda) daha esnek bir yorumun benimsenebildiği ve çok genel ifadelerin dahi bir temyiz iradesi olarak kabul edilerek inceleme yapılabildiği görülmektedir. Bununla birlikte, avukatlar için en güvenli ve doğru yol, temyiz dilekçesinde mutlaka somut, açık ve hukuki temellere dayanan en az bir temyiz sebebi göstermektir. Aksi takdirde, dosyanın esasına dahi girilmeden usulden reddedilme riski oldukça yüksektir. Özellikle CMK m.295’in (ek dilekçe ile sonradan gerekçe bildirme) yürürlükten kaldırılmasıyla, ilk temyiz dilekçesinde sebeplerin eksiksiz belirtilmesinin önemi daha da artmıştır. 

Bu ret kararı, dosyanın esasına girilmeden verilen bir usul kararıdır. Yargıtay’ın bu kuralı uygulama amacı, iş yükünü azaltmak ve sadece ciddi hukuki sorunların incelenmesini sağlamaktır. Ancak, bu kuralın katı uygulanması, özellikle avukat yardımından etkin bir şekilde yararlanamayan sanıklar için adalete erişimde bir engel oluşturma potansiyeli de taşımaktadır.

E. Yargıtay’da Duruşmalı İnceleme (CMK Madde 299)

Temyiz incelemesi kural olarak dosya üzerinden ve yazılı olarak yapılır. Ancak, CMK m.299 belirli durumlarda Yargıtay’ın duruşmalı inceleme yapabilmesine imkan tanımaktadır:

CMK Madde 299:

Bu maddeye göre:

  • Koşul: Duruşmalı inceleme, öncelikle “on yıl veya daha fazla hapis cezasına” ilişkin hükümler için söz konusu olabilir.
  • Takdir Yetkisi: Bu ceza miktarı koşulu sağlansa bile, duruşmalı inceleme yapılıp yapılmayacağı Yargıtay’ın takdirindedir (“uygun görmesi halinde”). 7165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde, on yıl veya daha fazla hapis cezalarında tarafların istemi üzerine veya resen duruşma yapılması daha yaygın bir uygulamayken, yeni düzenleme Yargıtay’a bu konuda daha geniş bir takdir yetkisi vermiştir.  
  • Tarafların Durumu: Duruşma yapılmasına karar verilirse, duruşma günü sanığa, katılana, müdafiye ve vekile bildirilir. Sanık, duruşmada bizzat hazır bulunabileceği gibi kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir. Ancak, tutuklu sanığın duruşmaya katılma isteminde bulunamayacağı açıkça belirtilmiştir.

Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri “sözlülük” olsa da, temyiz aşaması daha çok hukuki denetime odaklandığı için “yazılılık” ilkesi ön plandadır. Yargıtay’ın iş yükü ve temyiz incelemesinin niteliği (maddi vakıa denetimi yapılmaması, sadece hukuki denetim yapılması) göz önüne alındığında, duruşmalı inceleme oldukça istisnai bir uygulama haline gelmiştir. Yargıtay içtihatları, genellikle ceza miktarı yüksek olsa bile duruşmalı inceleme taleplerini takdiren reddetme ve incelemeyi dosya üzerinden yapma eğilimindedir. Avukatlar, duruşmalı inceleme talebinde bulunsalar dahi, bu talebin kabul edilme olasılığının düşük olduğunu bilmeli ve asıl hukuki argümanlarını yazılı temyiz dilekçelerinde güçlü, kapsamlı ve ikna edici bir şekilde sunmaya odaklanmalıdırlar. Duruşmalı inceleme, özellikle karmaşık ve yeni hukuki sorunların tartışılması, farklı Yargıtay daireleri arasında çelişkili içtihatların bulunduğu konuların netleştirilmesi veya yeni içtihatlar oluşturulabilecek emsal niteliğindeki davaların sözlü olarak müzakere edilmesi için faydalı olabilir; ancak bunun için Yargıtay’ın bu yönde bir ihtiyaç ve takdir kullanması gerekmektedir. 

F. Duruşmada Usul (CMK Madde 300)

Yargıtay’da istisnai olarak duruşmalı inceleme yapılmasına karar verildiği takdirde izlenecek usul CMK m.300’de belirtilmiştir:

CMK Madde 300:

Bu maddeye göre, duruşmalı inceleme sürecinde öncelikle bir üye veya tetkik hakimi dosyayı inceleyerek bir rapor hazırlar ve bu rapor diğer üyelere sunulur. Duruşmada ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı (veya görevlendirdiği savcı) ile davanın tarafları (sanık, müdafii, katılan, vekili) iddia ve savunmalarını sözlü olarak açıklarlar. Temyiz isteminde bulunan tarafa ilk söz hakkı verilir ve her durumda son söz sanığa aittir. Bu usul, sözlülük ve çelişmeli yargılama ilkelerinin temyiz aşamasında da sınırlı da olsa uygulanmasına imkan tanır.

G. Temyizde İncelenecek Hususlar (CMK Madde 301)

Yargıtay’ın temyiz incelemesinin kapsamı, kural olarak tarafların temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sebeplerle sınırlıdır. Bu ilke, CMK m.301’de şu şekilde ifade edilmiştir:

CMK Madde 301:

Bu madde, “taleple bağlılık” ilkesinin temyiz aşamasındaki bir yansımasıdır. Yargıtay, kural olarak, tarafların dilekçelerinde belirtmedikleri bir hukuka aykırılık nedeniyle hükmü resen bozmaz. Yani, avukatın veya temyiz edenin dilekçede hangi hukuka aykırılıkları ileri sürdüğü, Yargıtay’ın inceleme yapacağı konuları sınırlar.

Ancak, bu kuralın önemli bir istisnası CMK m.289’da düzenlenen “hukuka kesin aykırılık halleri”dir. Daha önce de belirtildiği gibi, bu haller temyiz dilekçesinde gösterilmemiş olsa dahi, Yargıtay tarafından (usulüne uygun bir temyiz başvurusu varlığında) resen dikkate alınır ve hükmün bozulmasını gerektirir. 

Bu iki madde (CMK m.301 ve CMK m.289) birlikte yorumlandığında ortaya çıkan tablo şudur: Yargıtay’ın incelemesi kural olarak temyiz dilekçesindeki sebeplerle sınırlıdır. Avukatın dilekçede belirtmediği bir hukuka aykırılık (CMK m.289 kapsamı dışındakiler) kural olarak Yargıtay tarafından incelenmez. Ancak, eğer dilekçede en az bir geçerli temyiz sebebi varsa ve dosya Yargıtay tarafından esastan incelemeye alınmışsa, Yargıtay bu aşamada CMK m.289’da sayılan kesin hukuka aykırılık hallerini resen tespit ederse, dilekçede bu husus belirtilmemiş olsa bile hükmü bozabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/459 E., 2020/459 K. sayılı kararında, sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde mahkûmiyet hükmünü sadece “temyiz ettiği” şeklinde bir beyanda bulunması ve başkaca bir temyiz nedeni göstermemesi durumunda, temyiz dilekçesinin CMK m.298 uyarınca reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, CMK m.301’in sınırlayıcı etkisini ve temyiz dilekçesinde somut sebep göstermenin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Bu durum, Yargıtay’ın hem tarafların iradesine saygı duyduğunu (taleple bağlılık) hem de adaletin ağır şekilde ihlal edildiği ve yargılamanın temelini sarsan durumlarda (kesin hukuka aykırılık) resen müdahale etme yetkisini koruduğunu göstermektedir. 

H. Yargıtay’ın Verebileceği Kararlar

Yargıtay, temyiz incelemesi sonucunda başlıca üç tür karar verebilir: temyiz isteminin esastan reddi (onama), hükmün bozulması veya davanın esasına hükmedilmesi/hukuka aykırılığın düzeltilmesi (düzelterek onama).

1. Temyiz İsteminin Esastan Reddi (Onama) (CMK Madde 302/1)

CMK Madde 302/1: ” Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir.

Bu durumda Yargıtay, temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararında herhangi bir hukuka aykırılık saptamaz ve kararı hukuka uygun bularak onar. Onama kararı ile birlikte hüküm kesinleşir ve infaz edilebilir hale gelir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/9688 E., 2024/16268 K. sayılı kararında bu yönde bir onama kararı verilmiştir.

2. Hükmün Bozulması (CMK Madde 302/2-5)

CMK Madde 302/2:

Yargıtay, temyiz edilen hükümde, temyiz başvurusunda gösterilen ve hükmü etkileyecek nitelikte bir veya birden fazla hukuka aykırılık tespit ederse, hükmü bozar. Bozma kararı ile bölge adliye mahkemesi hükmü ortadan kalkar. Bozma sebepleri, Yargıtay ilamında ayrıntılı ve gerekçeli olarak gösterilir. Eğer hüküm, temyiz dilekçesinde belirtilen bir sebeple bozuluyorsa, Yargıtay incelemesi sırasında tespit ettiği ve dilekçede belirtilmemiş olan diğer hukuka aykırılıkları da (eğer varsa) ilamda gösterir. Ayrıca, hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, o hükme esas teşkil eden daha önceki işlemlerden (örneğin, soruşturma veya ilk derece mahkemesi aşamasındaki usulsüzlüklerden) kaynaklanıyorsa, bu işlemler de hükümle birlikte bozulmuş sayılır. CMK m.289’daki kesin hukuka aykırılık hallerinin varlığı durumunda ise, bu haller dilekçede gösterilmese bile hüküm mutlaka bozulur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2020/1 E., 2022/610 K. sayılı kararı, Yargıtay’ın hükmü bozması halinde ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından yapılması gereken işlemleri detaylandırmaktadır. 

3. Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilmesi veya Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi (Düzelterek Onama) (CMK Madde 303)

Bazı durumlarda Yargıtay, tespit ettiği hukuka aykırılığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyecek nitelikte olması ve dosyanın daha fazla aydınlatılmasına ihtiyaç duyulmaması halinde, davanın esasına hükmedebilir veya hükümdeki hukuka aykırılığı düzelterek onama kararı verebilir. Bu durumlar CMK m.303/1’de sınırlı olarak sayılmıştır:

CMK Madde 303/1:” (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir: a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse. b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse. c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise. d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse. e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise. f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise. g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise. h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.    

“Düzelterek onama” yetkisi, Yargıtay’ın maddi vakıalara veya delil takdirine girmesini gerektirmeyen, genellikle hukuki nitelendirme hataları, kanun maddesinin yanlış yazılması, basit hesap hataları, lehe kanun uygulaması gibi açık ve basit hatalarla sınırlıdır. Bu yol, muhakeme ekonomisine hizmet ederek yargılamaların gereksiz yere uzamasını engellemeyi amaçlar. Ancak, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2022/15510 E., 2024/9162 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, eğer bir karar verilmesi delil değerlendirmesini gerektiriyorsa (örneğin, beraat kararı verilmesi gibi), Yargıtay CMK m.303 kapsamında doğrudan karar veremez; bu durumda dosyanın yeniden incelenmek üzere ilgili mahkemeye gönderilmesi gerekir. Bu, Yargıtay’ın “düzelterek onama” yetkisinin sınırlarını ve alt derece mahkemelerinin yargılama yetkisine saygıyı göstermektedir. Avukatlar, CMK m.303 kapsamında bir düzeltme talep ederken, durumun gerçekten yeniden yargılamayı gerektirmediğini ve Yargıtay’ın takdir yetkisine giren bir alan olmadığını (yani, mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu olmayan bir durum olduğunu) göstermelidir. 

I. Yargıtay Kararının Gönderileceği Merci (CMK Madde 304)

Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucunda verdiği kararın (onama, bozma, düzelterek onama) ardından dosyanın hangi mahkemeye gönderileceği CMK m.304’te düzenlenmiştir. Bu madde, 7165 sayılı Kanun ile önemli değişikliklere uğramıştır.

CMK Madde 304 (Değişik: 20/2/2019-7165/9 md.):  “(Değişik:20/2/2019-7165/8 md.) Yargıtayca 302 nci maddenin birinci fıkrası veya 303 üncü madde uyarınca verilen kararlara ilişkin dosya ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği ise bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. (2) Yargıtay, dosyayı 303 üncü maddede belirtilenlerin dışında kalan hâllerde yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir. (Ek cümleler:20/2/2019-7165/8 md.) Ancak bozma kararı, a) İstinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise dosya, gereği için kararı veren ilk derece mahkemesine, b) Hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise dosya, gereği için kararı veren ilk derece mahkemesine ya da bozma kararının içeriği doğrultusunda Yargıtayca uygun görülmesi halinde bölge adliye mahkemesine, gönderilir. Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği hallerde, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir. (3) Hüküm, mahkemenin hukuka aykırı olarak kendisini görevli veya yetkili görmesinden dolayı bozulmuşsa, Yargıtay aynı zamanda dosyayı görevli veya yetkili mahkemeye gönderir. (4) İlk derece mahkemesi tarafından doğrudan temyiz yolu açık bulunan hükümlerle ilgili olarak verilen karara ilişkin dosya, hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir.  

Bu maddeye göre:

  • Yargıtay’ın onama (CMK m.302/1) veya düzelterek onama/esasa hükmetme (CMK m.303) kararları üzerine dosya, kural olarak ilk derece mahkemesine gönderilir; kararın bir örneği de BAM’a iletilir.
  • Bozma kararlarında ise (CMK m.303’teki haller dışında), dosya genellikle hükmü bozulan BAM’a veya Yargıtay’ın uygun göreceği başka bir BAM’a gönderilir. Ancak, önemli istisnalar getirilmiştir:
    • Eğer bozma kararı, BAM’ın “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararına ilişkin ise, dosya ilk derece mahkemesine gönderilir. Bu durumda, ilk derece mahkemesi Yargıtay’ın bozma kararına uyup uymama (direnme) konusunda karar verecektir.
    • Eğer bozma kararı, BAM’ın “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi” kararına ilişkin ise, dosya yine ilk derece mahkemesine veya Yargıtay’ın uygun görmesi halinde BAM’a gönderilebilir.
  • Görev veya yetki nedeniyle bozma durumunda dosya doğrudan görevli/yetkili mahkemeye gönderilir.
  • Doğrudan temyize tabi ilk derece mahkemesi kararlarıyla ilgili Yargıtay kararları ise yine ilk derece mahkemesine gönderilir.

Bu düzenlemeler, Yargıtay kararından sonra yargılamanın hangi mahkeme tarafından ve ne şekilde devam edeceğini belirlemesi açısından önemlidir.

VI. Yargıtay Kararlarının Sonuçları ve Etkileri

A. Yargıtay’da Hükmün Açıklanması (CMK Madde 305)

Yargıtay’da yapılan duruşmalı inceleme sonucunda verilen kararın açıklanmasına ilişkin usul CMK m.305’te düzenlenmiştir:

CMK Madde 305:   

Bu madde, Yargıtay’da duruşmalı inceleme yapıldığı (CMK m.299) ve bu duruşma sonucunda bir karar verildiği hallerde, bu kararın nasıl açıklanacağını belirtir. Kural olarak, Yargıtay kararı da ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları gibi CMK m.231’de belirtilen usule (yani, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hükmün tefhimi ve gerekçesinin ana çizgileriyle açıklanması) uygun olarak açıklanır. Ancak, Yargıtay’ın işleyişi ve kararlarının niteliği gereği, buna her zaman olanak bulunamayabilir. Bu durumda, madde, duruşmanın bitiminden itibaren en geç yedi gün içinde kararın verilmesini öngörmüştür. Bu hüküm, Yargıtay’ın duruşmalı inceleme yaptığı istisnai durumlarda kararın taraflara bildirilme usulünü düzenlemektedir.

B. Hükmün Bozulmasının Diğer Sanıklara Etkisi (Sirayet) (CMK Madde 306)

Çok sanıklı davalarda, sanıklardan bir veya birkaçı hakkında verilen Yargıtay bozma kararının, temyiz yoluna başvurmamış olan diğer sanıkları da etkileyip etkilemeyeceği önemli bir konudur. Bu durum, “bozmanın sirayeti” veya “teşmili” olarak adlandırılır ve CMK m.306’da düzenlenmiştir:

CMK Madde 306:  

Bu madde, adalet ve hakkaniyet düşüncesiyle, belirli koşulların varlığı halinde, temyiz etmeyen sanıkların da lehe olan bozma kararından yararlanmasını sağlar. Sirayetin koşulları Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir :  

  1. Aynı Mahkeme, Aynı Karar: Birden çok sanık aynı mahkeme tarafından aynı kararla mahkum edilmiş olmalıdır.
  2. Bağlantılı Fiil: Sanıkların fiilleri arasında CMK m.8’de tanımlanan nitelikte bir bağlantı bulunmalıdır.
  3. Kısmi Temyiz: Hüküm, sanıkların tamamını kapsamayacak şekilde (örneğin sadece bir sanık tarafından veya savcı tarafından sadece bazı sanıklar aleyhine) temyiz edilmiş olmalıdır.
  4. Sanık Lehine Bozma: Hüküm, bir veya birden fazla sanık lehine (örneğin, suçun unsurlarının oluşmaması, fiilin suç olmaması, cezanın azaltılması veya ortadan kaldırılmasını gerektiren bir nedenle) bozulmuş olmalıdır.
  5. Uygulanabilirlik: Bozma nedeninin ve sonucunun, temyiz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanabilir nitelikte olması gerekir. Yani, bozma sebebi kişisel bir nedene (örneğin, sadece bir sanığa özgü bir indirim nedeninin uygulanmaması) değil, olayın geneline veya tüm sanıkları ilgilendiren bir hukuka aykırılığa dayanmalıdır.

Yargıtay, bozma kararında, bu bozmadan hangi temyiz etmeyen sanıkların yararlanacağını gösterebilir; ancak göstermemiş olması, yararlanmayı engellemez. Mahkeme, bu durumu kanun gereği olarak kendiliğinden gözetmek zorundadır. Lehe bozmanın sirayeti durumunda, temyiz yoluna başvurmayan sanıklar hakkında kesinleşmiş gibi görünen hüküm de ortadan kalkar ve bu sanıklar hakkında da yeniden hüküm kurulması gerekir. 

Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, lehine bozmanın sirayeti ilkesi uygulanarak hakkında yeniden hüküm tesis edilen sanığın, bu yeni hükmü temyiz etme hakkı bulunmamaktadır. Zira bu sanık, ilk hükmü temyiz etmeyerek bu hakkından vazgeçmiş sayılmakta, sirayet yoluyla sadece lehe sonuçtan yararlandırılmaktadır. Ayrıca, eğer mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına direnirse, sirayetten söz edilemez; çünkü bozma kararı kabul edilmemiş olur. Bu durum, sirayet kurumunun karmaşıklığını ve dikkatli bir hukuki değerlendirme gerektirdiğini göstermektedir.  

C. Davaya Yeniden Bakacak Mahkemenin İşlemleri (Bozmaya Uyma, Direnme, Aleyhe Değiştirme Yasağı) (CMK Madde 307)

Yargıtay’ın bozma kararı üzerine dosyanın geri gönderildiği bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemesi, belirli usuli işlemleri yerine getirmek ve bozma kararına karşı bir tutum belirlemek durumundadır. Bu süreç CMK m.307’de düzenlenmiştir:

CMK Madde 307:  

Bu maddeye göre mahkemenin başlıca seçenekleri ve dikkat etmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Bozmaya Karşı Diyeceklerin Sorulması: Mahkeme, öncelikle Yargıtay’ın bozma kararına karşı davanın taraflarının (sanık, müdafii, katılan, vekili, Cumhuriyet savcısı) diyeceklerini sormalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, özellikle aleyhe bozma halinde sanığın mutlaka bozmaya karşı beyanının alınması zorunludur; müdafiinin dinlenilmesi yeterli değildir. Bozma kararı sanık lehine olsa bile, sanığa tebligat yapılarak duruşmaya çağrılması ve beyanının alınması esastır. Bu, savunma hakkının kısıtlanmaması açısından önemlidir. 
  • Bozma Kararına Uyma: Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararındaki hukuka aykırılıkları ve gerekçeleri yerinde görürse, bozma kararına uyar. Uyma kararı bir ara kararla veya bozma gerekleri yerine getirilerek eylemli olarak verilebilir. Bozmaya uyulduktan sonra mahkeme, Yargıtay’ın işaret ettiği doğrultuda yeniden yargılama yapar, eksiklikleri giderir ve yeni bir hüküm kurar. Bozmaya uyan mahkeme, sonradan bu kararından dönerek direnme kararı veremez.  
  • Bozma Kararına Direnme: Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararını yerinde görmezse, gerekçelerini açıklayarak önceki kararında direnebilir. Direnme kararı, öncelikle kararına direnilen Yargıtay dairesine gönderilir. Daire, direnme kararını inceler; eğer direnme kararını yerinde görürse kendi bozma kararını düzeltebilir. Eğer daire, direnme kararını yerinde görmezse, dosya nihai kararı vermek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca verilen kararlara karşı direnilemez. Bu, Ceza Genel Kurulu’nun adli yargıda içtihat birliğini sağlama ve son sözü söyleme rolünün bir gereğidir. 
  • Aleyhe Değiştirme Yasağı (Reformatio in Peius): CMK m.307/5’te düzenlenen bu önemli ilkeye göre, eğer ilk hüküm sadece sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı ya da diğer yetkili kişilerce temyiz edilmişse, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden verilecek hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan (hem tür hem miktar olarak) daha ağır olamaz. Bu yasak, sanığın temyiz hakkını kullanmaktan çekinmesini önlemeyi amaçlar. Ancak, bu kural suç niteliği (vasfı) yönünden uygulanmaz; yani, bozma sonrası suç vasfı sanık aleyhine değişebilir, ancak sonuç ceza önceki cezadan ağır olamaz. Yargıtay kararlarında, bu yasağın (kazanılmış hakkın) gözetilip gözetilmediği dikkatle incelenmektedir.  
  • Bozmaya Uyma Sonrası Kanun Yolu: 7165 sayılı Kanun ile eklenen CMK m.307/3’e göre, Yargıtay’dan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen yeni karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına (CMK m.272, m.286) bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir. Bu, bozma sonrası verilen kararların doğrudan Yargıtay denetimine tabi olmasını sağlar.

Bu düzenlemeler, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasındaki yargılama sürecinin adil, etkin ve hukuka uygun bir şekilde yürütülmesini temin etmeye yöneliktir.

VII. Güncel Yargıtay Kararlarından Örnekler (2023-2024 Odaklı)

Bu bölümde, temyiz kanun yoluna ilişkin önemli CMK maddeleri (özellikle m.286, m.289, m.302 ve m.303) kapsamında Yargıtay Ceza Daireleri ve Ceza Genel Kurulu tarafından 2023 ve 2024 yıllarında verilmiş bazı emsal kararlara değinilecektir. Bu kararlar, Yargıtay’ın güncel yorumlarını ve uygulamalarını yansıtması açısından avukatlar için yol gösterici olacaktır.

A. CMK Madde 286 Kapsamında Temyiz Edilebilirlik Sınırlarına İlişkin Kararlar

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/246 E., 2023/582 K.: Bu önemli kararda, ilk derece mahkemesinin kararını istinaf etmeyen tarafın da (örneğin sanığın) bölge adliye mahkemesi kararını temyiz etme hakkının bulunduğu vurgulanmıştır. Kurul, CMK’da istinaf etmeyenin temyiz edemeyeceğine dair bir sınırlama bulunmadığını, aksine bir yorumun Anayasa m.36 ve AİHS m.6 ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceğini belirtmiştir. Bu karar, temyiz hakkının geniş yorumlanması gerektiğini göstermesi açısından önemlidir.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/63 E., 2023/558 K.: İlk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün bölge adliye mahkemesince kaldırılarak sanığın ilk defa mahkûmiyetine karar verilmesi ve bu mahkûmiyetin CMK m.272/3 kapsamı dışında kalması halinde, suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı iki yıl veya daha az hapis olsa bile, bu BAM mahkûmiyet kararının temyize tabi olduğu kabul edilmiştir. Bu karar, CMK m.286/2-d’deki temyiz yasağının önemli bir istisnasını ve sanık aleyhine ilk kez BAM’da kurulan mahkumiyetlerin denetimini sağlamaktadır.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/354 E., 2023/545 K.: İlk derece mahkemesince davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına veya güvenlik tedbirine hükmedilmiş ve bu kararların istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise, CMK m.286/2-h (eski g bendi) uyarınca bu BAM kararının temyiz edilemeyeceği teyit edilmiştir. 

B. CMK Madde 289 Kapsamında Hukuka Kesin Aykırılık Hallerine İlişkin Kararlar

  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2022/5683 E., 2022/8347 K. (Karar 2022 tarihli olsa da, CMK 289 uygulamasına güncel bir örnektir): Bu kararda, duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilse bile, hükmün CMK m.182 uyarınca mutlaka açık duruşmada tefhim edilmesi gerektiği, bu zorunluluğa uyulmamasının CMK m.289/1-f bendinde düzenlenen “duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi” niteliğinde kesin hukuka aykırılık hali oluşturacağı belirtilmiştir. 
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Genel Yaklaşımı: Dilekçede bir temyiz nedeni var ise, CMK m.289’da sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinin Yargıtay tarafından resen dikkate alınacağı, ancak hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir başvuruda bu hallerin kendiliğinden gözetilemeyeceği yönündeki içtihatlar güncelliğini korumaktadır. Bu, avukatların dilekçelerinde en az bir somut hukuka aykırılık nedeni göstermelerinin önemini bir kez daha vurgular.

C. CMK Madde 302 ve 303 Kapsamında Onama, Bozma ve Düzelterek Onama Kararlarına Örnekler

  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2023/9688 E., 2024/16268 K. (07.03.2024 tarihli karar): Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile diğer sanık hakkındaki beraat hükmüne yönelik temyiz istemleri incelenmiştir. Yargıtay, her iki sanık yönünden de BAM kararında hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek, CMK m.302/1 uyarınca temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanmasına karar vermiştir. Bu karar, Yargıtay’ın onama yetkisini kullandığı güncel bir örnektir. 
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2022/15510 E., 2024/9162 K. (Karar 2024 tarihli): Bu kararda, Yargıtay, CMK m.303/1-a bendinde düzenlenen “olayın daha fazla aydınlatılmasına gerek kalmadan beraate karar verilmesi” halinin, ancak delil değerlendirmesi gerektirmeyen, dosya üzerinden derhal verilebilecek beraat kararları için geçerli olduğunu vurgulamıştır. Eğer beraat kararı verilmesi delillerin takdirini ve tartışılmasını gerektiriyorsa, Yargıtay’ın bu durumda CMK m.303 uyarınca doğrudan beraat kararı veremeyeceği, dosyanın yeniden incelenmek üzere mahkemesine gönderilmesi (bozma) gerektiği belirtilmiştir. Bu, Yargıtay’ın düzelterek onama (veya esasa hükmetme) yetkisinin sınırlarını gösteren önemli bir karardır. 
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2023/3030 E., 2024/7488 K. (Karar 2024 tarihli): Hırsızlık suçundan verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararına karşı yapılan temyiz incelenmiştir. Bu tür kararlar, genellikle CMK m.303 kapsamında küçük maddi hataların veya eksikliklerin Yargıtay tarafından düzeltilerek onandığı durumlara işaret eder. 
  • Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Kararı (CGK 2019/509 E., 2022/379 K. ile atıf yapılan): İlk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen sanık müdafisinin, ilk derece mahkemesi kararını sanık aleyhine değiştirmeyen BAM hükmünü temyize hakkı bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin CMK m.298 uyarınca reddine karar verilmiş; ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk derece kararını istinaf etmese de kanun yoluna başvurma hakkı bulunan sanık müdafisinin BAM kararını temyiz edebileceği yönünde itirazda bulunmuştur. Bu tür uyuşmazlıklar, temyiz hakkının kapsamı ve CMK m.298’in uygulanması açısından önemlidir. 

Bu örnekler, Yargıtay’ın temyiz incelemesinde CMK hükümlerini nasıl yorumladığına ve uyguladığına dair güncel bir bakış açısı sunmaktadır. Avukatların, benzer hukuki durumlarla karşılaştıklarında bu ve benzeri güncel içtihatları dikkate almaları, müvekkillerinin haklarını daha etkin bir şekilde savunmalarına yardımcı olacaktır.

VIII. Temyiz Sürecinde Avukatların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar ve Sık Karşılaşılan Sorunlar

Temyiz kanun yolu, karmaşık usul kuralları ve titizlik gerektiren bir süreçtir. Avukatların bu süreçte dikkat etmesi gereken pek çok husus bulunmakta olup, bazı sorunlarla da sıkça karşılaşılabilmektedir.

A. Sürelerin Titizlikle Takibi ve Son Değişiklikler

Temyiz başvuru süreleri hak düşürücü niteliktedir ve bu sürelerin kaçırılması, müvekkilin en önemli hak arama yollarından birini kaybetmesi anlamına gelir. Avukatların, CMK’da düzenlenen ve özellikle 8. Yargı Paketi ile 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren süre değişikliklerini (Tablo 3’te detaylandırıldığı üzere) titizlikle takip etmeleri hayati önem taşır. Temyiz istem süresinin (CMK m.291) “hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğinden itibaren iki hafta” olarak değişmesi, temyiz isteminin reddine karşı Yargıtay’dan karar isteme süresinin (CMK m.296/2) “iki hafta”ya çıkması, temyiz dilekçesine ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesine cevap sürelerinin (CMK m.297) “iki hafta”ya uzatılması gibi değişiklikler, avukatların iş takvimlerini ve müvekkil bilgilendirmelerini güncellemelerini gerektirmektedir. Sürelerin başlangıç anının “tebliğ” olarak netleştirilmesi olumlu bir gelişme olsa da, tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının kontrolü de avukatın sorumluluğundadır. 

B. Temyiz Dilekçesinin Gerekçelendirilmesinin Önemi

CMK m.294 uyarınca temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorundadır. Yargıtay, temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi halinde CMK m.298 uyarınca temyiz istemini reddedebilir. Bu nedenle, temyiz dilekçesinin soyut ve genel ifadelerden arındırılmış, somut hukuka aykırılık iddialarını içeren, bu iddiaları dosyadaki delillerle ve ilgili mevzuat/içtihatlarla destekleyen, açık ve ikna edici bir şekilde gerekçelendirilmesi zorunludur. Özellikle CMK m.295’in (ek dilekçe ile gerekçe bildirme) yürürlükten kaldırılmasıyla, ilk temyiz dilekçesinde tüm argümanların eksiksiz sunulmasının önemi daha da artmıştır. “Karar hukuka aykırıdır” gibi genel bir ifadenin yeterli olmayacağı, her bir temyiz sebebinin ayrıntılı olarak açıklanması gerektiği unutulmamalıdır.

C. Yargıtay İçtihatlarının Güncel Takibinin Zorunluluğu

Temyiz kanun yolu, büyük ölçüde Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmektedir. Kanun maddelerinin yorumlanması, temyiz edilebilirlik sınırları, hukuka kesin aykırılık hallerinin tespiti, “hukuki yön” kavramının kapsamı gibi pek çok konuda Yargıtay’ın güncel kararları belirleyici olmaktadır. Avukatların, sadece kanun metinlerine değil, aynı zamanda Yargıtay’ın ilgili ceza dairelerinin ve özellikle Ceza Genel Kurulu’nun en son tarihli emsal kararlarını düzenli olarak takip etmeleri, başarılı bir temyiz stratejisi oluşturmanın temel koşullarındandır. Hukuk sürekli değişen ve gelişen bir alan olduğundan, güncel içtihatlara hakimiyet, avukatın mesleki yetkinliğinin önemli bir göstergesidir.

D. Duruşmalı İnceleme Talepleri ve Beklentiler

CMK m.299 uyarınca on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde Yargıtay’ın duruşmalı inceleme yapma takdiri bulunsa da, bu uygulama oldukça istisnaidir. Avukatlar, müvekkillerine bu konuda gerçekçi beklentiler sunmalı, duruşmalı inceleme talebinin kabul edilme olasılığının düşük olduğunu ve asıl mücadelenin yazılı dilekçeler üzerinden yürütüleceğini açıklamalıdır. Duruşmalı inceleme talep edilecekse bile, bu talebin neden gerekli olduğu (örneğin, konunun karmaşıklığı, yeni bir hukuki soruna işaret etmesi gibi) dilekçede ayrıca gerekçelendirilmelidir. 

E. Sirayet ve Aleyhe Bozma Yasağı Gibi Özel Durumlar

Çok sanıklı davalarda hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi (sirayet – CMK m.306) veya sanık lehine yapılan temyiz üzerine verilecek yeni hükmün öncekinden ağır olamayacağı (aleyhe değiştirme/bozma yasağı – CMK m.307/5) gibi özel ve teknik konular, temyiz sürecinde özel bir dikkat gerektirir. Avukatların bu kurumların uygulama koşullarını ve Yargıtay içtihatlarını iyi bilmeleri, müvekkillerinin haklarını tam olarak koruyabilmeleri için elzemdir. Örneğin, sirayet kurumu, temyiz etmeyen bir sanığın dahi lehe bozmadan yararlanmasını sağlayabilirken, aleyhe bozma yasağı, sanığın temyiz hakkını kullanmaktan çekinmesini engeller. Bu tür durumların varlığı halinde, temyiz dilekçesinde bu hususlara özel olarak değinilmesi ve Yargıtay’ın dikkatinin çekilmesi faydalı olabilir.

Bu hususlara ek olarak, avukatların temyiz dilekçesini hazırlarken dosyanın tamamına hakim olmaları, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi aşamalarındaki tüm delilleri, beyanları ve kararları dikkatle incelemeleri, hukuka aykırılık iddialarını somut olayla ve delillerle ilişkilendirmeleri, açık, anlaşılır ve ikna edici bir dil kullanmaları, gereksiz tekrarlardan kaçınmaları ve Yargıtay’ın inceleme usulüne uygun bir dilekçe sunmaları, temyiz başvurusunun başarısı için kritik öneme sahiptir.

IX. Sonuç ve Değerlendirme

Ceza muhakemesinde temyiz kanun yolu, adil yargılanma hakkının hayata geçirilmesinde ve hukukun yeknesak uygulanmasının sağlanmasında vazgeçilmez bir role sahiptir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ila 307. maddeleri arasında düzenlenen bu önemli kurum, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarının Yargıtay tarafından hukuki yönden denetlenmesini mümkün kılmaktadır.

Bu makalede incelendiği üzere, temyiz süreci, temyize tabi olan ve olmayan kararların tespiti, temyiz nedenlerinin doğru bir şekilde belirlenmesi, başvuru usul ve sürelerine titizlikle riayet edilmesi gibi pek çok teknik detayı içermektedir. Özellikle CMK m.286’da belirtilen temyiz edilebilirlik sınırları ve bu sınırlara CMK m.286/3 ile getirilen istisnalar, avukatların dikkatle değerlendirmesi gereken önemli noktalardır. Temyiz nedenlerinin sadece hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği (CMK m.288, m.294/2) ve CMK m.289’da sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinin varlığı, Yargıtay incelemesinin temelini oluşturmaktadır.

  1. Yargı Paketi olarak bilinen 7499 sayılı Kanun ile CMK’nın temyiz süreleri ve başvuru usullerine ilişkin birçok maddesinde (özellikle m.291, m.296, m.297) yapılan ve 01 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikler, temyiz sürecinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Temyiz süresinin “hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğinden itibaren iki hafta” olarak belirlenmesi ve diğer birçok sürenin de “iki hafta” standardına getirilmesi, uygulamada yeknesaklığı artırmayı ve hak kayıplarını azaltmayı hedeflemektedir. CMK m.295’in (temyiz gerekçesini sonradan bildirme) yürürlükten kaldırılması ise, temyiz nedenlerinin ilk dilekçede tam ve eksiksiz olarak sunulmasının önemini daha da pekiştirmiştir.

Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucunda verebileceği onama, bozma veya düzelterek onama kararları, davanın seyrini ve sonucunu doğrudan etkilemektedir. Bozma kararları üzerine davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri, direnme hakkı ve özellikle aleyhe değiştirme yasağı (CMK m.307/5) gibi kurumlar, adil yargılanma ilkesinin temyiz sonrası aşamada da korunmasını sağlamaktadır. Çok sanıklı davalarda hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi (sirayet – CMK m.306) ise hakkaniyetin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak, ceza avukatlarının temyiz kanun yoluna ilişkin güncel mevzuatı, Yargıtay’ın emsal içtihatlarını ve uygulamadaki değişiklikleri yakından takip etmeleri, müvekkillerinin haklarını en etkin şekilde savunabilmeleri için elzemdir. Temyiz dilekçelerinin hukuki argümanlarla güçlü bir şekilde desteklenmesi, somut gerekçelerle hukuka aykırılıkların ortaya konulması ve usul kurallarına titizlikle uyulması, bu zorlu ve teknik süreçte başarıya ulaşmanın anahtarıdır. Hukukun sürekli devinimi içinde, avukatların mesleki gelişimlerini sürdürmeleri ve adaletin tecellisine katkıda bulunmaları, hukuk devletinin temel bir gereğidir.

Büromuz İstanbul-Levent (KANYON AVM’nin yanı) bölgesinde kalmakta olup, İstanbul Adliyesi (Çağlayan), İstanbul Anadolu Adliyesi (Kartal), Bakırköy, Küçükçekmece, Büyükçekmece Adliyelerinde Ağır Ceza Avukatı arayan müvekkillerine Avukat Enver Alper Mutluer 17 senelik tecrübesiyle, ceza yargılamasında avukatlık hizmeti vermektedir.

Detaylı Bilgi Almak İçin Bize 0532 263 41 65 olan telefon numaramızdan ulaşabilirsiniz. Çalışma saatlerimiz hafta içi 09:00-18:00 arasındadır.


Kategoriler:

Etiketler:

İlk yorum yazan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lorem ipsum dolor sit amet, at mei dolore tritani repudiandae. In his nemore temporibus consequuntur, vim ad prima vivendum consetetur. Viderer feugiat at pro, mea aperiam

Detayları bize yazın size en kısa sürede ulaşalım

Tüm hakları saklıdır.
2025 Mutluer Hukuk Bürosu

Binlerce Yıllık Türk Devlet Aklı, Bugünün Dünyasında Yeniden Hayat Buluyor: Türk Töresi ve Türk'ün Prensipleri