Uluslararası Hukukun Alacakaranlığı: 2026 ABD-Venezuela Askeri Müdahalesi, “Trump Eklesi” ve Egemenlik Doktrininin Çöküşü
1. Giriş: “Mutlak Kararlılık” ve Yeni Amerikan Yüzyılı İddiası
2026 yılının ilk günlerinde, Karayipler’den Güney Amerika’nın derinliklerine uzanan bir coğrafyada, uluslararası hukuk düzeninin fay hatlarını yerinden oynatan bir askeri operasyon gerçekleşmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle harekete geçen ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM), Venezuela’nın başkenti Caracas’taki Miraflores Sarayı’nı ve stratejik askeri tesisleri hedef alan şafak baskınlarıyla, egemen bir devletin başkanını “yargısal infaz” (judicial enforcement) adı altında gözaltına almıştır.2 Bu eylem, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega’nın devrilip tutuklandığı “Just Cause” operasyonu ile paralellikler taşısa da, ölçeği, beyan edilen hedefleri ve jeopolitik bağlamı itibarıyla çok daha derin bir kırılmayı işaret etmektedir.5
Operasyonun hemen ardından Başkan Trump’ın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” ve “Petrol gelirleri harcamalarımızı karşılayacak” şeklindeki beyanları 6, müdahalenin sadece bir kolluk kuvveti operasyonu olmadığını, aynı zamanda bölgenin doğal kaynakları üzerinde doğrudan bir “vesayet” (trusteeship) veya “fiili ilhak” (de facto annexation) girişimi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). maddesinde düzenlenen kuvvet kullanma yasağının ve devletlerin egemen eşitliği ilkesinin, ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri lehine tek taraflı olarak askıya alındığı yeni bir dönemi simgelemektedir.
1.1 Operasyonel Zaman Çizelgesi ve Askeri Varlık
Açık kaynak istihbarat verileri ve resmi açıklamalar ışığında operasyonun kronolojisi şu şekildedir:
-
Hazırlık Aşaması (2025 Sonbaharı): ABD Donanması, “uyuşturucu ile mücadele” tatbikatları adı altında Karayipler’deki varlığını Soğuk Savaş’tan bu yana en yüksek seviyeye çıkarmıştır. USS Gerald R. Ford uçak gemisi görev grubu bölgeye konuşlandırılmış, Venezuela kıyılarına yakın uluslararası sularda seyreden “şüpheli” gemilere yönelik İHA saldırıları düzenlenmiş ve 100’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan bu saldırılar “narko-teröristlere yönelik meşru müdafaa” olarak nitelendirilmiştir.8
-
3 Ocak 2026 Şafak Vakti: ABD Hava Kuvvetleri’ne ait hayalet uçaklar ve seyir füzeleri, Venezuela’nın Rus yapımı S-300 hava savunma sistemlerini, radar istasyonlarını ve iletişim altyapısını hedef almıştır. Eş zamanlı olarak, özel kuvvet unsurları (Delta Force ve DEVGRU olduğu tahmin edilmektedir) Caracas’a sızarak Devlet Başkanlığı Sarayı’na baskın düzenlemiştir.
-
Yakalanma ve Nakil: Çatışmalarda, aralarında Küba güvenlik personelinin de bulunduğu belirtilen Venezuela Cumhuriyet Muhafızları etkisiz hale getirilmiş; Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, zırhlı araçlarla bir hava üssüne, oradan da USS Iwo Jima amfibi hücum gemisine nakledilmiştir. Çift, daha sonra New York’a getirilerek federal mahkeme önüne çıkarılmıştır.10
Tablo 1: 3 Ocak 2026 Operasyonu’nun Askeri ve Hukuki Parametreleri
| Parametre | Detaylar | Hukuki Karşılığı |
| Hedef | Nicolás Maduro (Devlet Başkanı), Cilia Flores | Devlet Başkanı Dokunulmazlığı (Ratione Personae) İhlali |
| Gerekçe | Narko-terörizm, ABD’ye kokain ihracı komplosu | BM Şartı Madde 51 (Meşru Müdafaa) Kapsamına Girmez |
| Yöntem | Hava bombardımanı, kara harekatı, siber saldırı | BM Şartı Madde 2(4) (Kuvvet Kullanma Yasağı) İhlali |
| Sonuç | Rejim değişikliği, petrol sahalarının kontrolü | Lahey Yönetmelikleri (İşgal Hukuku) Uygulaması |
2. Hukuki Derinlik: Jus ad Bellum ve “Narko-Terörizm” Doktrini
Bir avukat gözüyle bakıldığında, ABD’nin bu müdahalesi, uluslararası hukukun jus ad bellum (savaşa giriş hakkı) kurallarının sınırlarını zorlamakla kalmayıp, onları tamamen yeniden tanımlama girişimidir. Washington’un hukuki savunması üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir: (1) Narko-terörizmle mücadele, (2) Önleyici meşru müdafaa ve (3) İnsani müdahale/demokrasi inşası. Bu argümanların her biri, mevcut uluslararası hukuk normları karşısında ciddi zaaflar barındırmaktadır.
2.1 “Narko-Terörizm” ve Meşru Müdafaa (Madde 51)
ABD Adalet Bakanlığı, Maduro’yu bir devlet başkanından ziyade, “Cartel de los Soles” (Güneşler Karteli) adlı uluslararası bir suç örgütünün lideri olarak tanımlamaktadır. İddianameye göre, bu örgüt ABD topraklarına tonlarca kokain sokarak Amerikan vatandaşlarını zehirlemekte ve bu durum ABD ulusal güvenliğine karşı “süregelen bir silahlı saldırı” (ongoing armed attack) niteliği taşımaktadır.10
Ancak, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) yerleşik içtihatları (Nikaragua Davası, Kongo v. Uganda), devlet dışı aktörlerin (uyuşturucu kartelleri gibi) eylemlerinin, bir devlete atfedilebilse dahi, Madde 51 kapsamında meşru müdafaa hakkı doğuran bir “silahlı saldırı” eşiğine ulaşması gerektiğini belirtir. Uyuşturucu kaçakçılığı, ne kadar büyük ölçekli olursa olsun, klasik anlamda bir “silahlı saldırı” değildir. Hukukçular, uyuşturucuya bağlı ölümlerin (doz aşımı vb.) bir devletin askeri saldırısıyla eş tutulamayacağını, zira burada “iradi bir tüketim” zincirinin söz konusu olduğunu savunmaktadır.12 Dolayısıyla, ABD’nin “uyuşturucu ile savaş” (war on drugs) retoriğini, gerçek bir “savaş” (war) hukuki statüsüne yükseltmesi, BM Şartı’nın lafzına ve ruhuna aykırıdır.
2.2 Önleyici Meşru Müdafaa (Anticipatory Self-Defense) ve “Caroline” Testi
Trump yönetimi, operasyonun hukuki zeminini güçlendirmek için 19. yüzyıldan kalma “Caroline Doktrini”ne atıfta bulunmaktadır. Bu doktrine göre, meşru müdafaa hakkının doğması için saldırının gerçekleşmesi beklenmez, ancak tehdidin “anlık, ezici, başka çare ve düşünme süresi bırakmayan” (instant, overwhelming, leaving no choice of means, and no moment for deliberation) nitelikte olması gerekir.
Venezuela örneğinde, Maduro rejiminin varlığı ABD’ye yönelik “anlık ve ezici” bir askeri tehdit oluşturmamaktadır. Venezuela ordusunun ABD topraklarına saldırma kapasitesi veya niyeti olduğuna dair herhangi bir istihbarat sunulmamıştır.13 ABD’nin buradaki argümanı, “önleyici” (preemptive) olmaktan ziyade “ön alıcı” (preventive) niteliktedir; yani gelecekte oluşabilecek belirsiz bir tehdidi (Çin veya Rusya’nın bölgeye yerleşmesi gibi) bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Uluslararası hukuk, ön alıcı meşru müdafaayı, saldırganlık suçunun (crime of aggression) önünü açacağı gerekçesiyle kesin olarak reddeder.3
2.3 Devlet Başkanı Dokunulmazlığı (Head of State Immunity)
Nicolás Maduro, yakalandığı sırada Venezuela’nın de facto ve birçok ülke nezdinde de jure devlet başkanıydı. Uluslararası teamül hukuku, görevdeki devlet başkanlarına mutlak bir dokunulmazlık (ratione personae) tanır. Bu dokunulmazlık, devlet başkanının yabancı bir devletin yargı yetkisinden (tutuklama, yargılama) muaf olmasını sağlar. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi uluslararası tribunallerde bu dokunulmazlık geçerli olmayabilir, ancak bir devletin ulusal mahkemesi (New York Federal Mahkemesi) başka bir devletin başkanını yargılayamaz. ABD’nin Maduro’yu “gayrimeşru” ilan etmesi, bu dokunulmazlığı kaldırmaz; zira devlet başkanlığı statüsü, diğer devletlerin tanımasından ziyade, o devletin iç anayasal düzeni ve etkin kontrolü ile ilgilidir.15
3. Monroe Doktrini’nin “Trump Eklesi”: 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi
Hukuki tartışmaların ötesinde, operasyonun stratejik çerçevesi, Aralık 2025’te yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinde formüle edilen “Trump Eklesi” (The Trump Corollary) ile çizilmiştir. Bu belge, ABD dış politikasında “küresel polislikten” “yarımküre hegemonyasına” sert bir dönüşü simgelemektedir.16
3.1 Doktrinin Metinsel Analizi
2025 NSS belgesi, açıkça şu ifadeyi kullanmaktadır:
“ABD, Batı Yarımküre’deki Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini’ni yeniden teyit ve infaz edecektir… Yarımküre dışı rakiplerin, bizim Yarımküremizde güç konuşlandırmasını veya stratejik varlıkları kontrol etmesini engelleyeceğiz.” 17
Bu ifade, 1823 Monroe Doktrini’nin (savunmacı) ve 1904 Roosevelt Eklesi’nin (müdahaleci) ötesine geçerek, “dışlayıcı” (exclusionary) ve “sahiplenici” bir nitelik taşımaktadır. “Trump Eklesi”, Latin Amerika’yı egemen devletlerden oluşan bir bölge olarak değil, ABD’nin “arka bahçesi” ve “stratejik derinliği” olarak kodlamaktadır.
3.2 “Yarımküre Dışı Güçler” ve Egemenlik Sorunu
Bu doktrin, Venezuela’nın Rusya, Çin veya İran ile kurduğu ilişkileri, doğrudan ABD’nin ulusal güvenliğine bir tehdit ve müdahale gerekçesi (casus belli) saymaktadır. Hukuki açıdan bu yaklaşım, devletlerin egemen eşitliği ve bağımsız dış politika yürütme hakkını (BM Şartı Madde 2(1)) ihlal etmektedir. ABD, üçüncü ülkelerin Venezuela ile yaptığı ticari veya askeri anlaşmaları, kendi egemenlik alanına bir tecavüz olarak yorumlamaktadır.16 Bu durum, uluslararası hukukta yeri olmayan bir “Nüfuz Alanı” (Sphere of Influence) doktrininin, hukuki bir norma dönüştürülme çabasıdır.
Tablo 2: Monroe Doktrini’nin Evrimi ve Trump Eklesi
| Doktrin | Dönem | Temel Prensip | Uygulama |
| Monroe Doktrini | 1823 | Avrupa’nın Amerika kıtasında yeni koloni kurmasına ret. | Savunmacı (Defensive) |
| Roosevelt Eklesi | 1904 | “Kronik yanlış yönetim” durumunda ABD’nin polislik görevi. | Müdahaleci (Interventionist) |
| Trump Eklesi | 2025 | Yarımküre dışı güçlerin (Çin, Rusya) varlığının reddi, mutlak hakimiyet. | Önleyici/Dışlayıcı (Preemptive/Exclusionary) |
4. Petrolün Hukuki Statüsü: Tazminat mı, Savaş Suçu mu?
Müdahalenin en somut ve tartışmalı sonucu, Venezuela’nın devasa petrol rezervleri üzerindeki ABD kontrolüdür. Başkan Trump’ın “Petrolü geri alacağız”, “Bize ait olanı alıyoruz” ve “Masraflarımızı buradan karşılayacağız” şeklindeki açıklamaları 6, uluslararası ekonomi hukuku ve savaş hukuku açısından ciddi ihlaller barındırmaktadır.
4.1 Lahey Yönetmelikleri ve “Yağma” (Pillage)
1907 Lahey Yönetmelikleri’nin 47. maddesi ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri, işgal altındaki topraklarda “yağma”yı (pillage) kesin olarak yasaklar. Yağma, özel veya kamu mülkiyetinin, sahibinin rızası olmaksızın, özel veya kişisel kullanım amacıyla el konulmasıdır.19
Bir işgal gücü (ABD), işgal ettiği topraklardaki doğal kaynakları (petrol kuyuları) sadece “intifa hakkı” (usufruct) kuralları çerçevesinde işletebilir (Lahey Madde 55). Bu kurala göre:
-
Kaynakların sermayesi (ana yapısı) korunmalıdır.
-
Elde edilen gelir, öncelikle işgalin zorunlu masrafları ve yerel halkın ihtiyaçları için kullanılmalıdır.
-
Gelir, işgalci devletin kendi ekonomisini finanse etmek veya savaş tazminatı olarak kullanılamaz.
ABD’nin Venezuela petrolünü satıp gelirini ABD Hazinesi’ne veya Amerikan petrol şirketlerine aktarması, “usufruct” kuralının ihlali ve açıkça “yağma” suçudur. Uzmanlar, bu eylemin UCM Roma Statüsü’nün 8(2)(b)(xvi) maddesi uyarınca bir savaş suçu teşkil edebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır.12
4.2 “Hırsızlığın Tazmini” Argümanı
ABD yönetimi, 2007 yılında Hugo Chávez döneminde ExxonMobil ve ConocoPhillips’in varlıklarının kamulaştırılmasını “hırsızlık” olarak nitelemekte ve bugünkü el koymayı bir “geri alma” (restitution) olarak meşrulaştırmaya çalışmaktadır.18
Ancak hukukçular bu tezi reddetmektedir:
-
Kamulaştırma Hakkı: Devletlerin kendi topraklarındaki doğal kaynakları kamulaştırma hakkı (egemenlik hakkı) vardır. Tartışma sadece “yeterli, efektif ve hızlı tazminat” ödenip ödenmediği üzerinedir.
-
Drago Doktrini ve Kuvvet Kullanma Yasağı: 1902 Drago Doktrini ve 1907 Lahey Sözleşmesi (Porter Sözleşmesi), sözleşmesel borçların veya tazminatların tahsili için askeri güç kullanılmasını yasaklar. ABD’nin ticari alacaklar için bir ülkeyi işgal etmesi, modern hukukun “borç için hapis” (debtors’ prison) dönemine geri döndürülmesidir.21
4.3 Çevresel Etki ve “Drill, Baby, Drill”
ABD’nin Venezuela petrol üretimini günde 3 milyon varilin üzerine çıkarma planı, çevresel hukuk açısından da bir felaket senaryosudur. Venezuela petrolü, çıkarılması ve işlenmesi son derece yüksek karbon emisyonuna neden olan “ekstra ağır” ham petroldür. Bu üretimin artırılması, Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerini baltalayacak ve küresel ısınmayı hızlandıracaktır.6 John Sterman (MIT) gibi uzmanlar, ucuz Venezuela petrolünün piyasaya sürülmesinin, yenilenebilir enerji yatırımlarını sekteye uğratacağı uyarısında bulunmaktadır.
5. Venezuela İçinde Anayasal Kriz ve Geçiş Süreci
Maduro’nun ABD’ye kaçırılması, Venezuela’da derin bir anayasal boşluk ve yönetim krizi yaratmıştır.
5.1 Delcy Rodríguez’in Hukuki Statüsü
Venezuela Yüksek Mahkemesi (TSJ), Anayasa’nın “Devlet Başkanının mutlak yokluğu” (falta absoluta) durumunu düzenleyen 233. maddesine dayanarak, Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in “Vekil Devlet Başkanı” olarak görevi devralmasına hükmetmiştir.22
ABD’nin tutumu ise çelişkilidir. Washington, bir yandan rejimi “narko-terörist” ilan ederken, diğer yandan rejimin iki numaralı ismi olan Rodríguez ile “işbirliği” yapmaktadır. CIA raporlarına göre, muhalefet lideri María Corina Machado’nun ordu üzerinde kontrolü sağlayamayacağı endişesiyle, ABD “pragmatik” bir tercihle Rodríguez’i muhatap almıştır.24 Bu durum, ABD’nin amacının demokratik bir geçişten ziyade, “itaatkar” (compliant) ve petrol akışını güvenceye alacak istikrarlı bir rejim olduğunu göstermektedir. Rodríguez, ABD’nin “ülkeyi biz yönetiyoruz” iddiasını reddetse de, fiiliyatta ABD’nin “petrol karantinası” ve askeri tehdidi altında sınırlı bir egemenlik kullanmaktadır.25
5.2 Muhalefetin Durumu
2024 seçimlerinin galibi olduğunu iddia eden ve 2025 Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina Machado, ABD’nin müdahalesini desteklemiş ve bunu “hukukun uygulanması” olarak nitelemiştir.4 Ancak Trump’ın Machado’yu “yeterli desteğe sahip değil” diyerek kenara itmesi, Venezuela muhalefetinde büyük bir hayal kırıklığı ve ABD’nin niyetlerine dair şüphe yaratmıştır.26
6. Kuzeydeki Cephe: Grönland’ın İlhakı Tehdidi
“Trump Eklesi”, sadece Latin Amerika ile sınırlı kalmayıp, Arktik bölgesini de kapsamaktadır. ABD’nin Grönland’ı Danimarka’dan satın alma teklifi ve askeri güç kullanma iması, NATO ittifakı içinde eşi görülmemiş bir krize yol açmıştır.
6.1 Hukuki İnceleme: Toprak Satışı ve Self-Determinasyon
Trump yönetimi, Grönland’ı stratejik bir gayrimenkul olarak görmekte ve “ulusal güvenlik” gerekçesiyle satın almak istemektedir.27 Ancak 21. yüzyıl uluslararası hukukunda, üzerinde halk yaşayan toprakların devletler arasında alınıp satılması (cession) mümkün değildir.
-
Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı: Grönland halkı (Inuitler), BM Şartı ve uluslararası sözleşmeler uyarınca kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Danimarka Anayasası ve 2009 Özerklik Yasası, Grönland’ın statüsündeki herhangi bir değişikliğin Grönland halkının rızasına tabi olduğunu belirtir.29 Danimarka Başbakanı ve Grönland liderliği, “Grönland satılık değildir” diyerek bu teklifi reddetmiştir.30
-
1951 Savunma Anlaşması: ABD, Grönland’da (Thule Üssü) zaten geniş askeri haklara sahiptir.31 Trump’ın “askeri seçenek masada” tehdidi, bu anlaşmanın ruhuna ve NATO’nun 5. maddesine (bir müttefike saldırı) aykırıdır. Bir NATO üyesinin diğerini işgal tehdidinde bulunması, ittifakın hukuki temelini sarsmaktadır.
7. Bölgesel Tehditler: Küba, Kolombiya ve Guyana
“Trump Eklesi”nin yarattığı şok dalgaları, tüm Batı Yarımküre’de hissedilmektedir.
7.1 Küba: Abluka ve Rejim Sonu Senaryosu
Venezuela operasyonunda Küba askeri personelinin öldürülmesi, Havana’yı doğrudan krizin içine çekmiştir.32 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba rejiminin “başının büyük dertte olduğunu” belirterek, sıradaki hedefin Küba olabileceğini ima etmiştir.33 Venezuela’dan gelen sübvansiyonlu petrolün kesilmesi, Küba ekonomisinin çökmesine neden olabilir. Hukuki olarak, ABD’nin Küba’ya uygulayacağı olası bir deniz ablukası (naval blockade), uluslararası hukukta bir “savaş eylemi” (act of war) sayılır.
7.2 Kolombiya: “Narko-Devlet” Retoriği
Solcu Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Trump tarafından açıkça hedef alınmış ve “kokain üretip ABD’ye satmakla” suçlanmıştır.34 ABD’nin Kolombiya’ya yönelik askeri tehditleri, uyuşturucu ile mücadelenin, istenmeyen siyasi rejimleri baskı altına almak için bir araç (instrumentalization) olarak kullanıldığını göstermektedir. Petro, bu durumu Latin Amerika’nın egemenliğine bir saldırı olarak nitelemiş ve bölgesel dayanışma çağrısı yapmıştır.34
7.3 Guyana: Koruma mı, İşgal mi?
Venezuela’nın Essequibo üzerindeki hak iddiaları bağlamında, Guyana Devlet Başkanı Irfaan Ali, ABD müdahalesini memnuniyetle karşılamış ve güvenlik planlarını devreye sokmuştur.36 ABD’nin Essequibo sınırındaki askeri varlığı, Guyana’nın toprak bütünlüğünü koruma amacı taşısa da, uzun vadede Guyana’yı ABD’nin bir askeri üssüne dönüştürme ve ülkenin petrol kaynakları üzerinde (ExxonMobil aracılığıyla) tam kontrol sağlama riski taşımaktadır.37 ABD’nin varlığı, Venezuela’dan gelebilecek mülteci akınına karşı bir set oluştururken, bölgedeki gerilimi kalıcı hale getirebilir.
8. Sonuç: Yeni Bir Hukuk Düzeni mi, Kaos mu?
2026 yılı başında yaşanan olaylar, uluslararası hukuk sisteminin derin bir krizde olduğunu göstermektedir. ABD’nin eylemleri, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan kurallara dayalı düzenin (rules-based order) temel sütunlarını yıkmaktadır:
-
Egemenliğin Görecelileşmesi: “Trump Eklesi” ile egemenlik, artık devletlerin doğal bir hakkı değil, ABD’nin güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olduğu sürece tanınan geçici bir imtiyaz haline gelmiştir.
-
Yargının Silahşörleşmesi (Lawfare): ABD iç hukukunun (iddianamelerin) uluslararası alanda askeri güç kullanımı için meşruiyet zemini yapılması, evrensel yargı yetkisinin kötüye kullanımıdır.
-
Ekonomik Yağmanın Normalleşmesi: Doğal kaynaklara el konulmasının “tazminat” adı altında meşrulaştırılması, sömürgecilik dönemi pratiklerinin 21. yüzyıla taşınmasıdır.
Bir hukukçu perspektifiyle, bu tablo, uluslararası hukukun “normatif gücünü” kaybettiği ve yerini saf “güç siyasetine” (machtpolitik) bıraktığı karanlık bir dönemi işaret etmektedir. Eğer uluslararası toplum, Venezuela ve Grönland örneklerinde olduğu gibi, bu ihlallere etkili bir tepki veremezse, BM Şartı fiilen yürürlükten kalkmış ve “güçlü olanın haklı olduğu” bir orman kanunu dönemi başlamış demektir.
Tablo 3: Bölgesel Risk Matrisi ve Hukuki Statü
| Ülke | Risk Seviyesi | ABD’nin Eylemi/Tehdidi | Hukuki İhlal Türü |
| Venezuela | Gerçekleşmiş | Askeri Müdahale, Rejim Değişikliği | Madde 2(4), Madde 2(1), Lahey Yön. (Yağma) |
| Grönland | Yüksek | İlhak Tehdidi, Satın Alma Baskısı | Self-Determinasyon Hakkı, NATO Antlaşması |
| Küba | Çok Yüksek | Abluka, Rejim Değişikliği Tehdidi | Madde 2(4), İnsancıl Hukuk |
| Kolombiya | Orta | “Narko-Devlet” İlanı, Yaptırım | Egemen Eşitlik, İç İşlerine Karışmama |
| Guyana | Düşük (Kısa Vade) | Askeri Konuşlanma | Bölgesel Barışın Tehdidi (uzun vadede) |

İlk yorum yazan siz olun