israrli-takip

Ceza Hukukunda Israrlı Takip Suçu (TCK m.123/A)

A. Israrlı Takip Kavramı ve Toplumsal Önemi

Israrlı takip (stalking), bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren, yoğun psikolojik travmalara yol açabilen ve ne yazık ki bazen daha ağır şiddet eylemlerinin bir öncüsü olarak karşımıza çıkan önemli bir toplumsal sorundur. Özellikle kadınlar ve diğer kırılgan gruplar açısından ciddi bir tehdit unsuru olan bu eylemler, mağdurun kendini güvende hissetme hakkını elinden alarak temel özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Mağdurun sürekli bir endişe ve korku içinde yaşamasına neden olan ısrarlı takip, bireyin gündelik hayatını çekilmez hale getirebilmekte, sosyal izolasyona ve hatta iş veya okul hayatını terk etmeye kadar varan sonuçlar doğurabilmektedir. Toplumun bu tür eylemleri sadece bir “rahatsızlık verme” olarak değil, özgürlüğü ve kişisel güvenliği hedef alan ciddi bir haksızlık olarak tanıması, bu suçla mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Bu toplumsal farkındalık, ısrarlı takibin ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesine yönelik yasal düzenlemelerin de itici gücü olmuştur. Zira daha önce mevcut kanunlar çerçevesinde bu tür eylemlerin tam olarak karşılanamaması, mağdurların yeterli korumayı alamamasına neden olmaktaydı. Israrlı takibin kendine özgü dinamiklerini ve yarattığı özel mağduriyeti anlayan bir yasal çerçevenin gerekliliği, bu suçun ayrıca ve özel olarak tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, ısrarlı takibin önlenmesi ve faillerin etkin bir şekilde cezalandırılması, toplumsal huzurun ve bireysel özgürlüklerin korunması açısından hayati öneme sahiptir.

B. Türk Ceza Hukukunda Israrlı Takip Suçunun Düzenlenişi: TCK m.123/A

Türk Ceza Kanunu (TCK), ısrarlı takip fiilini özel bir suç tipi olarak düzenleyerek bu toplumsal soruna cevap vermiştir. 12 Mayıs 2022 tarihli ve 7406 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesi ile TCK’ya eklenen 123/A maddesi, “Israrlı Takip” başlığı altında bu eylemleri müstakil bir suç olarak tanımlamıştır. Bu düzenleme, TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” adlı yedinci bölümünde yer almaktadır.  

Bu yasal düzenleme öncesinde, ısrarlı takip niteliğindeki eylemler genellikle TCK m.123 kapsamında düzenlenen “Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma”, TCK m.105 kapsamındaki “Cinsel Taciz” veya TCK m.106 kapsamındaki “Tehdit” gibi suçlar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılıyordu. Ancak bu suç tanımları, ısrarlı takibin süreklilik arz eden, sistematik ve mağdur üzerinde özel bir psikolojik baskı yaratan özgün haksızlık içeriğini tam olarak kavramakta yetersiz kalıyordu. Örneğin, TCK m.123’te aranan “sırf huzur ve sükununu bozma maksadı” gibi özel kast unsurları, ısrarlı takip vakalarının karmaşık motivasyonlarını (takıntı, kontrol arzusu, yanlış yorumlanmış bir sevgi vb.) karşılamakta zorluk çıkarıyordu. Ayrıca, diğer suçlar genellikle tekil eylemlere odaklanırken, TCK m.123/A özellikle “ısrar” unsurunu, yani eylemlerin bir örüntü oluşturmasını vurgulamaktadır. TCK m.123/A’nın getirdiği en önemli yeniliklerden biri de, suçun oluşumu için mağdurda “ciddi bir huzursuzluk” veya “kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duyma” şeklinde somut bir neticenin aranmasıdır. Bu yaklaşım, ısrarlı takibin mağdur üzerindeki psikolojik etkisini suçun merkezine yerleştirmektedir. Uluslararası sözleşmelerin, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin ısrarlı takibin özel olarak suç sayılması yönündeki tavsiyelerinin de bu yasal değişikliğin hayata geçirilmesinde etkili olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, TCK m.123/A’nın ihdası, ısrarlı takibin sadece bir rahatsızlık veya başka bir suçun unsuru olmaktan çıkarılıp, kendine has dinamikleri ve zararları olan ayrı bir suç olarak tanınması yönünde önemli bir paradigma değişimini ifade etmektedir.

C. 7406 Sayılı Kanun ile Getirilen Değişiklik ve Kanuni Gerekçesi

7406 sayılı Kanun ile TCK m.123/A’nın hukuk sistemimize dahil edilmesinin temelinde yatan kanuni gerekçe, madde metninin genel ruhunda ve ilgili komisyon raporlarında da vurgulandığı üzere, ısrarlı takip fiillerinin, mağdurun maddi ve manevi varlığına, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına yönelik daha ağır suçlar işlenmeden önceki aşamada, orantılı bir yaptırımla karşılanması ve bu yolla önleyici bir etki sağlanmasıdır. Kanun koyucu, bu tür eylemlerin mağdurlar üzerinde yarattığı derin korku, sürekli endişe hali, sosyal hayattan çekilme, günlük rutinlerini değiştirme zorunluluğu ve genel yaşam kalitesindeki düşüş gibi ağır psikolojik ve sosyal sonuçlara dikkat çekmiştir. 

Özellikle “kadına yönelik şiddet” bağlamında ısrarlı takibin sıkça bir öncü davranış olarak ortaya çıkması, bu düzenlemenin en önemli motivasyonlarından birini oluşturmuştur. Araştırmalar ve mağdur anlatımları, ısrarlı takibin özellikle yakın veya eski partnerler tarafından sergilendiğinde fiziksel veya cinsel saldırıya, hatta cinayete varan daha vahim suçlara evrilebildiğini göstermektedir. Bu nedenle, TCK m.123/A, sadece cezalandırıcı bir norm olmanın ötesinde, daha ağır şiddet biçimlerini engellemeyi amaçlayan önleyici bir araç olarak da tasarlanmıştır. Kanun, ısrarlı takibi erken bir aşamada suç sayarak, mağdurlara yasal koruma sağlamayı ve failleri daha ağır sonuçlar doğmadan caydırmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, ulusal ve uluslararası düzeyde kadına yönelik şiddetle mücadele stratejileriyle de uyum içindedir. Dolayısıyla, TCK m.123/A’nın kanuni gerekçesi, bireyin temel hak ve özgürlüklerini koruma altına alırken, aynı zamanda toplumsal bir sorun olan şiddetin önlenmesine yönelik proaktif bir adımı temsil etmektedir.

D. Korunan Hukuki Değer

Israrlı takip suçunun TCK m.123/A ile düzenlenmesiyle koruma altına alınan hukuki değer, çok katmanlı bir yapıya sahiptir. En temel düzeyde, bireylerin korku, endişe ve tedirginlikten uzak, huzurlu ve sükun içinde bir yaşam sürme hakkı, yani kişi hürriyeti ve iç barışı güvence altına alınmaktadır. Bu suç tipi, mağdurun sadece fiziksel özgürlüğünü değil, aynı zamanda irade serbestisini, yani başkalarının müdahalesi olmaksızın kendi hayatı hakkında karar verme ve bu kararlar doğrultusunda hareket etme özgürlüğünü de korumayı amaçlar. 

Bununla birlikte, korunan hukuki değer yalnızca soyut bir hürriyet kavramıyla sınırlı değildir. Mağdurun özel hayatının gizliliği, mahremiyeti ve kişisel yaşam alanı da ısrarlı takip eylemlerine karşı korunmaktadır. Failin sürekli takibi veya istenmeyen iletişim çabaları, mağdurun kendini özel alanında dahi güvende hissedememesine, sürekli bir gözetim altında olduğu hissine kapılmasına yol açar. Bu durum, bireyin psikolojik bütünlüğünü ve ruh sağlığını derinden etkileyebilir. Nitekim TCK m.123/A-2(b)’de mağdurun okulunu, iş yerini veya konutunu değiştirmek zorunda kalmasının nitelikli hal olarak düzenlenmesi, suçun mağdurun yaşam düzeni ve temel özgürlükleri üzerindeki somut etkilerini yansıtmaktadır. Dolayısıyla, TCK m.123/A ile korunan hukuki değer, sadece bir rahatsızlıktan özgür kalma hakkının ötesinde, bireyin psikolojik bütünlüğünü, kişisel güvenliğini ve gündelik yaşamındaki özerkliğini içeren daha geniş bir çerçeveyi kapsamaktadır. Kanun, bu şekilde bireyin onurlu bir yaşam sürebilmesi için gerekli olan temel “huzur ve sükun” halini güvence altına almayı hedeflemektedir. 

II. Israrlı Takip Suçunun Unsurları (TCK m.123/A)

A. Maddi Unsurlar

1. Fail ve Mağdur

Israrlı takip suçu, fail ve mağdur açısından özel bir nitelik aramamaktadır. TCK m.123/A hükmünde, suçun faili olabilecek kişiler için herhangi bir sınırlama veya özel bir statü tanımlanmamıştır. Bu nedenle, cinsiyet, yaş, meslek veya başka bir kişisel özellik fark etmeksizin herkes bu suçun faili olabilir. 

Benzer şekilde, suçun mağduru da herhangi bir birey olabilir. Kanun metni, mağdurun belirli bir cinsiyete, yaş grubuna veya sosyal statüye sahip olmasını şart koşmamaktadır. Her ne kadar madde gerekçesinde ve toplumsal algıda bu suçun özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında önemli bir araç olduğu vurgulansa da , hukuken erkekler, çocuklar veya herhangi bir birey de ısrarlı takip suçunun mağduru olabilir. Ancak, tüzel kişilerin bu suçun mağduru olamayacağı kabul edilmektedir.

Fail ve mağdurun kim olabileceği konusunda yasal bir kısıtlama olmamasına rağmen, suçun kanuni gerekçesinde “kadına yönelik şiddet”e yapılan atıf , uygulayıcıların ve yargı mercilerinin, özellikle bu tür vakalarda mevcut olabilecek cinsiyet temelli güç dengesizliklerine ve mağdurun özel hassasiyetine dikkat etmeleri gerektiği yönünde bir işaret olarak değerlendirilebilir. İstatistiksel veriler ve araştırmalar, ısrarlı takip mağdurlarının büyük çoğunluğunun kadınlar olduğunu ve faillerin de genellikle eski partnerler olduğunu göstermektedir. Bu yasal kabul, savcıların ve hakimlerin bu tür suçların bağlamını anlamalarına, güç dengesizliklerini tanımalarına ve mağdur ifadelerinin güvenilirliğini değerlendirmelerine yardımcı olabilir. Ayrıca, eski eş tarafından işlenen ısrarlı takibin TCK m.123/A-2(a) kapsamında nitelikli hal olarak düzenlenmiş olması da bu hassasiyeti pekiştirmektedir.  

2. Fiil: Seçimlik Hareketler

TCK m.123/A, ısrarlı takip suçunun işleniş biçimi olarak iki temel seçimlik hareket öngörmektedir. Bu hareketlerden herhangi birinin “ısrarlı” bir şekilde gerçekleştirilmesi, suçun maddi unsurunun oluşması için yeterlidir. 

a. Israrlı Bir Şekilde Fiziken Takip Etmek

Bu seçimlik hareket, failin mağduru fiziki varlığıyla rahatsız etmesini ve takip edildiği hissini uyandırmasını ifade eder. Mağdurun günlük aktiviteleri sırasında (okula, işe, alışverişe giderken veya sosyal etkinliklerde) peşinden gidilmesi, sürekli olarak beklenmedik yerlerde karşısına çıkılması, konutunun, işyerinin veya sıkça bulunduğu diğer mekanların çevresinde ısrarla beklenmesi gibi davranışlar bu kapsamda değerlendirilir. 

Fiziken takip, failin mağdurla doğrudan bedensel bir temas kurmasını gerektirmez. Önemli olan, failin mağdura kendi varlığını ısrarlı bir şekilde hissettirmesi ve bu yolla mağdur üzerinde bir baskı ve kontrol algısı yaratmasıdır. Yargıtay, daha önceki TCK m.123 (kişilerin huzur ve sükununu bozma) hükümleri çerçevesinde verdiği kararlarda, mağduru araçla ısrarlı bir şekilde takip etme eylemini bu suç kapsamında değerlendirmiştir. Bu tür içtihatlar, TCK m.123/A’nın yorumlanmasında da yol gösterici olabilir. “Fiziken takip” kavramının geniş yorumlanması, failin doğrudan takip eyleminin yanı sıra, mağdurun çevresinde sürekli ve istenmeyen bir varlık göstererek onu kontrol altında tutma ve izlenme hissi yaratma çabalarını da kapsaması, suçla mücadelenin etkinliği açısından önemlidir. Zira failler, doğrudan bir yüzleşmeden kaçınarak, dolaylı fiziki varlık gösterme yoluyla da mağduru ciddi şekilde rahatsız edebilirler. Kanun, bu tür incelikli ancak mağdur üzerinde ağır psikolojik etki yaratan davranışları da suç kapsamına almayı hedeflemektedir.

b. Haberleşme ve İletişim Araçlarını, Bilişim Sistemlerini veya Üçüncü Kişileri Kullanarak Israrlı Bir Şekilde Temas Kurmaya Çalışmak (Siber Takip Dahil)

Bu seçimlik hareket, teknolojinin ve modern iletişim yöntemlerinin ısrarlı takip suçlarında nasıl bir araç olarak kullanılabileceğini dikkate alarak düzenlenmiştir. Failin, mağdurla ısrarlı bir şekilde iletişim kurma çabası, çeşitli vasıtalarla gerçekleştirilebilir:

  • Geleneksel Haberleşme Araçları: Mektup, faks, telefonla arama, SMS gönderme, e-posta yollama gibi klasik iletişim yöntemleri bu kapsamdadır. 
  • Bilişim Sistemleri (Siber Takip): Günümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal medya platformları (örneğin WhatsApp, Instagram, Twitter, Facebook), internet siteleri, çeşitli mobil uygulamalar ve diğer bilişim sistemleri aracılığıyla mağdura sürekli mesaj göndermek, yorum yapmak, takip isteği yollamak, mağdurun paylaşımlarını izlemek veya onun adına sahte profiller oluşturmak gibi eylemler “siber takip” olarak adlandırılır ve bu madde kapsamında suç teşkil eder. Siber takip, mağdurun dijital alandaki huzurunu ve güvenliğini de hedef alarak, takibin etkisini daha da yaygın ve kaçınılmaz hale getirebilir. 
  • Üçüncü Kişileri Kullanmak: Failin, mağdurla doğrudan temas kurmak yerine, ortak arkadaşlar, aile üyeleri veya tanımadığı başka kişileri aracı olarak kullanarak mağdura ulaşmaya çalışması da bu seçimlik hareket kapsamındadır. Bu, failin engellenmiş olmasına rağmen mağdura ulaşma çabasını veya mağdur üzerinde sosyal baskı kurma niyetini gösterebilir.

Bu hareketin oluşumu için failin mağdurla fiilen temas kurmuş olması şart değildir. Önemli olan, failin ısrarlı bir şekilde temas kurma çabası içinde olması ve bu çabanın mağdur tarafından bilinerek onda kanunda belirtilen neticeleri (ciddi huzursuzluk veya güvenlik endişesi) doğurmasıdır. Örneğin, mağdur tarafından okunmamış çok sayıda mesaj veya cevapsız bırakılmış onlarca arama da, mağdurun bu durumdan haberdar olması koşuluyla, suçun oluşumuna neden olabilir. Kanunun “bilişim sistemleri” ve “üçüncü kişiler” gibi ifadeleri açıkça içermesi, dijital çağda ısrarlı takibin aldığı yeni biçimleri ve faillerin mağdurları taciz etmek için kullandığı çeşitli ve karmaşık yöntemleri kapsamayı amaçladığını göstermektedir. Bu, yasal düzenlemenin güncel tehditlere karşı daha kapsamlı bir koruma sağlama niyetini ortaya koymaktadır. 

3. “Israr” Unsuru: Tanımı, Kapsamı ve Güncel Yargıtay İçtihatlarında Değerlendirilmesi

“Israr” unsuru, TCK m.123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçunun en temel ve ayırt edici öğelerinden biridir. Bu unsur, failin eylemlerinin anlık bir rahatsızlıktan öte, süreklilik arz eden ve mağdurun iradesine karşı bilinçli bir şekilde devam ettirilen bir haksızlık olduğunu ortaya koyar. Kelime anlamı itibarıyla “ısrar”, bir düşüncede veya davranışta ayak direme, üsteleme, bir konuda direşkenlik gösterme ve süreklilik anlamına gelir.

Ceza hukuku bağlamında “ısrar”, failin yasaklanan davranışı bir kez yapmakla yetinmeyip, mağdurun aksi yöndeki açık veya zımni iradesine rağmen, bu davranışı belirli bir süre boyunca tekrarlaması ve devam ettirmesi olarak anlaşılmalıdır. Tek bir eylem, ne kadar rahatsız edici veya istenmeyen olursa olsun, genellikle “ısrar” unsurunu karşılamak için yeterli görülmez. Ancak, Yargıtay’ın TCK m.123 (kişilerin huzur ve sükununu bozma) ile ilgili bazı kararlarında, tek bir eylemin niteliği ve sürekliliği (örneğin, uzun süreli ve kesintisiz bir takip) göz önüne alındığında ısrarın oluşabileceği kabul edilmiştir. Bu tür içtihatlar, TCK m.123/A’nın “ısrar” unsurunun yorumlanmasında da dikkate alınabilir. 

Yargıtay, “ısrar” unsurunun varlığını her somut olayın kendine özgü koşulları çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu değerlendirmede;

  • Failin eylemlerinin sayısı ve sıklığı,
  • Eylemler arasında geçen zaman aralığı,
  • Eylemlerin niteliği ve çeşitliliği (fiziki takip, mesaj gönderme, arama yapma vb.),
  • Mağdurun bu eylemlere karşı gösterdiği tepkiler (örneğin, faili engellemesi, uyarması, şikayetçi olması),
  • Failin, mağdurun bu tepkilerine rağmen eylemlerine devam etme kararlılığı gibi faktörler önemli rol oynamaktadır. 

Örneğin, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 22.12.2021 tarihli, 2021/27098 E. ve 2021/29961 K. sayılı kararında, failin farklı zamanlarda telefon etmesi, mağdurun evinin önüne gelmesi ve mağduru takip etmesi şeklindeki bir bütün olarak değerlendirilen eylemlerin “ısrar” unsurunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Buna karşılık, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 25.10.2021 tarihli, 2021/21142 E. ve 2021/25277 K. sayılı kararında ise, sanığın müştekiyi ne sıklıkta aradığı, yapılan görüşmelerin ne kadar sürdüğü ve müşteki tarafından sanığa yönelik bir karşı aramanın olup olmadığı gibi hususların belirlenerek “ısrar” unsurunun oluşup oluşmadığının titizlikle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 

“Israr” unsurunun ispatı, genellikle bir davranış örüntüsünün ortaya konulmasını gerektirir. Bu, failin eylemlerinin tesadüfi veya anlık olmadığını, aksine mağduru hedef alan bilinçli ve devamlı bir taciz kampanyasının parçası olduğunu gösterir. Yargı kararları, bu unsurun değerlendirilmesinde olayın bütünlüğüne, eylemlerin sürekliliğine ve mağdurun açıkça belirttiği isteksizliğe rağmen failin davranışlarını sürdürme inadına odaklanmaktadır. Bu nedenle, “ısrar” sadece eylem sayısından ibaret olmayıp, failin tutumundaki süreklilik ve mağdurun iradesini hiçe sayma boyutunu da içeren niteliksel bir değerlendirmeyi zorunlu kılar.

4. Netice

Israrlı takip suçunun TCK m.123/A kapsamında oluşabilmesi için, failin yukarıda açıklanan ısrarlı eylemleri neticesinde mağdur üzerinde belirli olumsuz sonuçların meydana gelmesi gerekmektedir. Bu suç, bir zarar suçu olarak düzenlenmiştir; yani, sadece fiilin işlenmesi yeterli olmayıp, kanunda tanımlanan zararlı neticelerden en az birinin gerçekleşmesi aranır. 

a. Mağdur Üzerinde “Ciddi Bir Huzursuzluk” Oluşması

Failin ısrarlı takip eylemlerinin, mağdurun iç huzurunu, ruhsal dengesini ve sükunetini “ciddi” bir şekilde bozması gerekmektedir. Kanun koyucu, “ciddi” ifadesini kullanarak, gündelik hayatta karşılaşılabilecek gelip geçici, önemsiz veya hafif rahatsızlıkları suç kapsamı dışında tutmayı amaçlamıştır. Huzursuzluğun ciddiyeti, her somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından takdir edilecektir. Bu takdirde, mağdurun yaşı, cinsiyeti, kişisel özellikleri, fail ile arasındaki ilişki, eylemlerin niteliği, sıklığı, süresi ve gerçekleştirildiği ortam gibi birçok faktör dikkate alınacaktır. Makul bir kişinin benzer koşullar altında duyacağı huzursuzluk seviyesi de bir ölçüt olarak kullanılabilir. Mağdurun beyanları bu neticenin ispatında önemli bir rol oynamakla birlikte, mümkün olduğunca tanık beyanları, mesaj kayıtları, tıbbi raporlar (örneğin, yaşanan stres nedeniyle alınan psikolojik destek) gibi objektif delillerle desteklenmesi, “ciddi huzursuzluk” eşiğinin aşılıp aşılmadığının tespiti açısından önemlidir. Bu unsurun sübjektif doğası, yani mağdurun iç dünyasında yarattığı etki, ispat açısından zorluklar yaratabilmektedir. Bu nedenle, savcılık ve mahkemelerin, mağdurun yaşadığı huzursuzluğun ciddiyetini, sadece mağdurun beyanına dayanarak değil, olayın tüm koşullarını ve mevcut delilleri bütüncül bir şekilde değerlendirerek tespit etmesi gerekmektedir. 

b. Mağdurun Kendisinin veya Yakınlarından Birinin “Güvenliğinden Endişe Duyması”

Failin ısrarlı takip eylemlerinin, mağdurda kendisinin veya yakınlarından birinin (örneğin aile üyeleri, çocukları, arkadaşları) fiziksel, cinsel veya psikolojik güvenliğine yönelik bir tehdit algısı yaratması, bir tehlike endişesi doğurması da suçun oluşumu için aranan diğer bir neticedir. Bu endişe, failin açık bir tehdidinden kaynaklanabileceği gibi, failin ısrarlı, rahatsız edici ve öngörülemez davranışlarının yarattığı genel bir güvensizlik ve korku hissinden de beslenebilir. Mağdurun, failin kendisine veya sevdiklerine zarar verebileceği yönünde makul bir korku yaşaması yeterlidir. “Yakınlarından biri” ifadesi geniş yorumlanmalı, mağdurun duygusal bağının olduğu ve güvenliğinden endişe duyacağı kişileri kapsamalıdır. Bu neticenin varlığı, mağdurun aldığı önlemler (örneğin, evden çıkmaktan çekinme, güvenlik kamerası taktırma, yanında birileri olmadan dışarı çıkmama), tanıkların mağdurun korku ve endişesini teyit eden beyanları veya failin geçmişteki şiddet içeren davranışları gibi delillerle desteklenebilir. “Endişe” unsuru, ısrarlı takibin mağdurun yaşamını nasıl bir korku ve güvensizlik sarmalına soktuğunu ve temel güvenlik duygusunu nasıl sarstığını vurgulaması açısından önemlidir. Bu durum, suçun sadece bir huzursuzluk yaratmanın ötesinde, mağdurun yaşamını derinden etkileyen bir korku iklimi oluşturduğunu gösterir. 

B. Manevi Unsur (Kast)

Israrlı takip suçunun (TCK m.123/A) manevi unsuru kasttır. Failin, TCK m.123/A’da tanımlanan seçimlik hareketlerden olan ısrarlı bir şekilde fiziken takip etme veya haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini yahut üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışma eylemlerini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Bu suçun oluşumu için failin belirli bir saikle (özel kast) hareket etmesi aranmaz. Yani, failin eylemlerini “sırf mağdurun huzur ve sükununu bozma maksadıyla” (TCK m.123’teki gibi) veya başka özel bir amaçla (örneğin intikam, cinsel arzu, merak vb.) işlemiş olması suçun varlığı açısından bir fark yaratmaz. Önemli olan, failin gerçekleştirdiği ısrarlı eylemlerin bilincinde olması ve bu eylemlerin mağdur üzerinde kanunda belirtilen neticeleri (ciddi huzursuzluk veya güvenlik endişesi) doğurabileceğini öngörmesidir.

Israrlı takip suçu olası kastla da işlenebilir. Failin, eylemlerinin mağdurda ciddi bir huzursuzluk yaratabileceğini veya güvenlik endişesine yol açabileceğini öngörmesine rağmen, bu sonucu kabullenerek hareket etmesi durumunda olası kastın varlığından söz edilebilir. 

TCK m.123/A’nın manevi unsur açısından TCK m.123’ten ayrılması, ısrarlı takip suçunun etkin bir şekilde soruşturulması ve kovuşturulması açısından kritik bir öneme sahiptir. TCK m.123’te aranan “sırf huzur ve sükununu bozma maksadı” şeklindeki özel kastın ispatı uygulamada ciddi zorluklara yol açmaktaydı. Failler genellikle eylemlerini farklı gerekçelerle (örneğin, “sadece konuşmak istedim”, “barışmak istedim” gibi) meşrulaştırmaya çalıştığından, bu özel kastın varlığını kanıtlamak güçleşiyordu. TCK m.123/A’da ise genel kastın yeterli görülmesi, ispat yükünü hafifletmekte ve odak noktasını failin niyetinden ziyade, gerçekleştirdiği ısrarlı eylemlere ve bu eylemlerin mağdur üzerindeki somut etkilerine kaydırmaktadır. Bu değişiklik, ısrarlı takibin özgün haksızlık içeriğini daha iyi kavramakta ve mağdurlara daha etkin bir koruma sağlamaktadır. Failin iç dünyasındaki karmaşık ve çoğu zaman gizli kalan saiklerini ispatlamak yerine, dış dünyaya yansıyan ısrarlı davranışları ve bu davranışların mağdurda yarattığı kanıtlanabilir sonuçlar üzerinden bir değerlendirme yapılması, ceza adaletinin sağlanması açısından daha işlevsel bir yaklaşım sunmaktadır.

C. Hukuka Aykırılık Unsuru

Israrlı takip suçunun oluşabilmesi için, fail tarafından gerçekleştirilen ve TCK m.123/A’da tanımlanan maddi unsurlara uyan fiilin aynı zamanda hukuka aykırı olması gerekmektedir. Hukuka aykırılık, ceza hukukunun genel prensiplerinden olup, bir fiilin hukuk düzeniyle çelişki içinde olmasını ifade eder. Failin eylemleri, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) veya diğer kanunlarda düzenlenen bir hukuka uygunluk nedeni kapsamında ise, suç oluşmayacaktır.   

Hukuka uygunluk nedenleri arasında meşru savunma (TCK m.25/1), kanun hükmünü yerine getirme (TCK m.24/1), hakkın kullanılması (TCK m.26/1) ve ilgilinin rızası (TCK m.26/2) sayılabilir. Israrlı takip suçu özelinde, bu hukuka uygunluk nedenlerinin uygulama alanı sınırlı olmakla birlikte, bazı durumlarda gündeme gelebilir. Örneğin, CMK hükümleri çerçevesinde kolluk kuvvetlerinin bir şüpheliyi takip etmesi, kanun hükmünü yerine getirme kapsamında hukuka uygun bir eylem olabilir. Ancak, bu tür bir takibin de kanuni sınırlar içinde ve usulüne uygun yapılması şarttır.

Mağdurun rızası, ısrarlı takip suçunda önemli bir hukuka uygunluk nedenidir. Eğer mağdur, failin kendisine yönelik takip veya temas kurma çabalarına açık ve özgür iradesiyle rıza göstermişse, fiil hukuka aykırı olmayacak ve dolayısıyla suç oluşmayacaktır. Ancak, bu rızanın geçerli olabilmesi için, mağdurun baskı, tehdit veya aldatma altında olmaması, rızanın fiilin tümünü kapsaması ve fiil işlendiği sırada devam ediyor olması gerekir. Özellikle geçmişte var olan bir rızanın (örneğin, eski bir duygusal ilişkideki rıza), ilişkinin bitiminden sonra failin ısrarlı takip eylemlerini meşrulaştırmayacağı açıktır. Mağdurun rızasını geri alması ve bunu faile açıkça bildirmesi durumunda, failin eylemlerine devam etmesi hukuka aykırılık unsurunu oluşturacaktır. Bu nedenle, özellikle daha önce bir yakınlık ilişkisi bulunan taraflar arasındaki ısrarlı takip vakalarında, mağdurun mevcut ve güncel rızasının olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Failin, mağdurun rızasının olmadığına dair açık işaretlere (örneğin, engelleme, iletişimi kesme, uyarıda bulunma) rağmen eylemlerine devam etmesi, hukuka aykırılık unsurunun varlığını güçlendirecektir. 

III. Israrlı Takip Suçunun Nitelikli Halleri (TCK m.123/A-2)

Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesinin ikinci fıkrası, ısrarlı takip suçunun belirli koşullar altında işlenmesi durumunda daha ağır bir cezayı öngören nitelikli halleri düzenlemektedir. Bu hallerin varlığı, suçun haksızlık içeriğinin arttığını ve failin daha tehlikeli bir profil sergilediğini gösterir. Bu durumlarda faile, temel ceza olan altı aydan iki yıla kadar hapis cezası yerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. 

A. Çocuğa ya da Ayrılık Kararı Verilen veya Boşandığı Eşe Karşı İşlenmesi

Bu nitelikli hal, mağdurun özel durumunu ve savunmasızlığını dikkate alarak daha etkin bir koruma sağlamayı amaçlamaktadır. 

  • Çocuğa Karşı İşlenmesi: Çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimleri devam ettiğinden, ısrarlı takip eylemlerinden daha derin ve kalıcı şekilde etkilenmeleri olasıdır. Kanun koyucu, çocukların bu özel hassasiyetini gözeterek, onlara yönelik ısrarlı takip eylemlerini daha ağır bir yaptırıma tabi tutmuştur.
  • Ayrılık Kararı Verilen veya Boşandığı Eşe Karşı İşlenmesi: Ayrılık veya boşanma süreçleri ve sonrasında, taraflar arasında gerginliklerin ve husumetin devam etmesi, bir tarafın diğerini kontrol etme veya intikam alma amacıyla ısrarlı takip eylemlerine başvurması ne yazık ki sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu tür eylemler, mağdurun yeni bir hayat kurma çabasını engelleyebilir ve ciddi psikolojik baskı yaratabilir. Bu nitelikli hal, özellikle bu tür ilişkilerde mağdurun maruz kalabileceği artan riski ve güç dengesizliğini tanımaktadır. Bu durum, kanun koyucunun ısrarlı takibi özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet bağlamında ele aldığının bir göstergesidir.

B. Mağdurun Okulunu, İş Yerini, Konutunu Değiştirmesine ya da Okulunu veya İşini Bırakmasına Neden Olması

Bu nitelikli hal, failin ısrarlı takip eylemlerinin mağdurun yaşamı üzerinde yarattığı somut ve yıkıcı sonuçları cezalandırmayı hedefler. Mağdurun, failin yarattığı korku ve endişe nedeniyle okulunu, işini veya evini değiştirmek zorunda kalması, suçun vahametini ve mağdurun temel özgürlüklerine yönelik müdahalenin ciddiyetini açıkça ortaya koyar. Bu durum, bir “neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç” hali olarak da değerlendirilebilir. Kanun, bu tür ağır sonuçların varlığı halinde daha caydırıcı bir ceza öngörerek, ısrarlı takibin mağdurun hayatını ne denli olumsuz etkileyebileceğini kabul etmektedir. Bu nitelikli hal, suçun sadece psikolojik bir rahatsızlık yaratmanın ötesine geçip, mağdurun temel yaşam düzenini ve sosyal bağlarını koparmasına yol açtığı durumları özel olarak ele alır. 

C. Hakkında Uzaklaştırma ya da Konuta, Okula veya İş Yerine Yaklaşmama Tedbirine Karar Verilen Fail Tarafından İşlenmesi (6284 Sayılı Kanun ile Bağlantısı)

Bu nitelikli hal, failin daha önce hakkında verilmiş bir koruma tedbirini (örneğin, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma veya belirli yerlere yaklaşmama kararı) ihlal ederek ısrarlı takip suçunu işlemesi durumunda uygulanır. Bu durum, failin sadece mağdurun iradesine değil, aynı zamanda mahkeme kararlarına ve hukuk düzenine karşı da bir kayıtsızlık içinde olduğunu ve potansiyel tehlikeliliğinin daha yüksek olduğunu gösterir. Bu nitelikli hal, 6284 sayılı Kanun gibi koruyucu tedbir mekanizmalarının etkinliğini artırmayı ve bu tedbirlerin ihlalini daha ağır bir şekilde cezalandırmayı amaçlar. Böylece, medeni veya idari nitelikteki bir koruma tedbirinin ceza hukuku yoluyla da desteklenmesi sağlanarak, mağdur için daha güçlü bir koruma kalkanı oluşturulur. Bu, ısrarlı takip suçunun önlenmesi ve faillerin caydırılması açısından önemli bir hükümdür, zira mevcut bir yasal yasağa rağmen eylemlerine devam eden failin daha ciddi bir yaptırımla karşılaşacağını bilmesi beklenir. 

IV. Israrlı Takip Suçunda Yaptırımlar ve Muhakeme Usulü

A. Temel ve Nitelikli Haller İçin Öngörülen Cezalar

Israrlı takip suçunun yaptırımları, suçun temel ve nitelikli hallerine göre farklılık göstermektedir:

  • Temel Hal (TCK m.123/A-1): Bu fıkra kapsamında suçun temel şeklini işleyen faile, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. 
  • Nitelikli Haller (TCK m.123/A-2): Suçun çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi, mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması veya hakkında uzaklaştırma ya da belirli yerlere yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi durumlarında ise faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. 

Bu ceza aralıkları, hakime somut olayın özelliklerini, failin kusur derecesini ve suçun mağdur üzerindeki etkilerini dikkate alarak adil bir ceza belirleme imkanı tanımaktadır. Nitelikli haller için öngörülen daha ağır cezalar, bu durumların haksızlık içeriğinin daha fazla olduğunu ve mağdur açısından daha büyük bir tehlike veya zarar potansiyeli taşıdığını yansıtmaktadır.

B. Cezanın Ertelenmesi, Adli Para Cezasına Çevrilmesi, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

Israrlı takip suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası bakımından, ceza hukukunun genel prensipleri çerçevesinde bazı bireyselleştirme kurumlarının uygulanması mümkündür:

  • Adli Para Cezasına Çevrilme: TCK m.50 uyarınca, koşulları oluştuğu takdirde, özellikle suçun temel hali için hükmedilen kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir.
  • Cezanın Ertelenmesi: TCK m.51’de düzenlenen cezanın ertelenmesi kurumu, ısrarlı takip suçu için de uygulanabilir. Failin belirli bir denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlememesi ve mahkemece belirlenen diğer yükümlülüklere uyması halinde, hapis cezasının infazından vazgeçilebilir. 
  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): CMK m.231’de düzenlenen HAGB kararı, ısrarlı takip suçu açısından da verilebilir. Bu durumda, sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmü belirli bir denetim süresi boyunca hukuki bir sonuç doğurmaz ve sanığın denetim süresini yükümlülüklere uygun olarak geçirmesi halinde düşme kararı verilir.

Bu bireyselleştirme kurumlarının, özellikle suçun temel hali için uygulanabilir olması, bazı çevrelerce suçun caydırıcılığını azaltabileceği yönünde eleştirilere neden olabilmektedir. Özellikle ısrarlı takibin mağdurlar üzerinde yarattığı derin psikolojik travmalar göz önüne alındığında, HAGB veya erteleme gibi kararların sıkça verilmesi, kanunun koruyucu amacını zayıflatabilir. Suçun temel şekli için tutuklama tedbirinin uygulanamaması da bu endişeleri artırmaktadır. Ancak, bu kurumlar aynı zamanda hakime, her somut olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre daha adil ve orantılı bir karar verme esnekliği de sunmaktadır. Özellikle ilk kez suç işleyen veya eylemleri daha az yoğunlukta olan failler açısından rehabilitasyon odaklı bir yaklaşım benimsenebilir.

C. Şikayet, Şikayet Süresi ve Zamanaşımı

Israrlı takip suçu, TCK m.123/A-3 uyarınca takibi şikayete bağlı bir suçtur. Bu, soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için mağdurun yetkili makamlara şikayette bulunmasının zorunlu olduğu anlamına gelir. 

  • Şikayet Süresi: Mağdurun, hem fiili hem de faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayet hakkını kullanması gerekir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. 
  • Dava Zamanaşımı: Israrlı takip suçu için öngörülen genel dava zamanaşımı süresi TCK m.66 uyarınca genellikle 8 yıldır. Bu süre, ısrarlı takip eylemlerinin kesildiği, yani suçun tamamlandığı andan itibaren işlemeye başlar. 
  • Ceza Zamanaşımı: Hükmedilen cezanın infazı için öngörülen ceza zamanaşımı süresi ise TCK m.68 uyarınca genellikle 10 yıldır. 

Suçun şikayete bağlı olması, mağdurun iradesine saygı gösterilmesi açısından önemli olsa da, ısrarlı takip vakalarının doğası gereği mağdurun korku, baskı veya travma nedeniyle şikayette bulunmaktan çekinebileceği veya gecikebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. 6 aylık şikayet süresi, bu tür durumlarda mağdur açısından pratik bir engel teşkil edebilir. Bu nedenle, mağdurların şikayet haklarını kullanmaları konusunda desteklenmeleri ve bilgilendirilmeleri büyük önem taşımaktadır.

D. Uzlaştırma Kurumunun Uygulanmaması

Israrlı takip suçu, şikayete tabi bir suç olmasına rağmen, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 253. maddesinin 3. fıkrası uyarınca uzlaştırma kapsamı dışında tutulmuştur. Kanun teklifinin gerekçesinde, ısrarlı takip suçunun koruduğu hukuki yararın ve suçun niteliğinin, taraflar arasında gönüllü bir anlaşma ve onarıcı adaleti hedefleyen uzlaştırma kurumunun mahiyetiyle bağdaşmadığı belirtilmiştir.

Israrlı takip vakalarında genellikle fail ile mağdur arasında ciddi bir güç dengesizliği, korku ve kontrol ilişkisi söz konusudur. Böyle bir durumda, mağduru fail ile aynı masaya oturtarak uzlaşmaya zorlamak, mağdurun yeniden travmatize olmasına ve adaletin sağlanamamasına yol açabilir. Kanun koyucunun bu suçu uzlaştırma kapsamı dışında bırakması, ısrarlı takibin ciddiyetini ve mağdurun korunması gerekliliğini vurgulayan önemli bir adımdır. Bu yaklaşım, suçun sadece taraflar arasında özel bir anlaşmazlık olarak değil, aynı zamanda kamu düzenini ve bireysel özgürlükleri tehdit eden bir haksızlık olarak ele alındığını göstermektedir.

E. Görevli Mahkeme ve Yargılama Usulü (Basit Yargılama Usulü)

Israrlı takip suçuna bakmakla görevli mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesidir. 

Yargılama usulü açısından, TCK m.123/A-1’de düzenlenen suçun temel şekli için öngörülen hapis cezasının üst sınırı iki yıl olduğundan, CMK m.251 vd. hükümleri uyarınca basit yargılama usulü uygulanabilir. Basit yargılama usulü, iddianamenin kabulünden sonra mahkemenin duruşma açmaksızın dosya üzerinden karar verebilmesine olanak tanır. Ancak, mahkeme gerekli görürse duruşma açılmasına da karar verebilir. Suçun TCK m.123/A-2’de düzenlenen nitelikli hallerinde ise, ceza üst sınırı üç yıl olduğundan genel yargılama usulü uygulanacaktır. 

Basit yargılama usulünün suçun temel şekli için uygulanabilir olması, yargılamanın hızlandırılması ve adli kaynakların daha etkin kullanılması amacına hizmet edebilir. Ancak, ısrarlı takip gibi örüntüsel davranışların ve mağdur üzerindeki psikolojik etkilerin (ciddi huzursuzluk, endişe) detaylı bir şekilde incelenmesini gerektiren suçlarda, bu usulün uygulanması bazı sakıncalar doğurabilir. Delillerin ve tanık beyanlarının yeterince derinlemesine tartışılamaması, adil yargılanma hakkı açısından endişelere yol açabilir. Bu nedenle, mahkemelerin basit yargılama usulünü uygulama konusundaki takdir yetkisini , her somut olayın karmaşıklığını ve ispat zorluklarını dikkate alarak kullanması, adaletin tecellisi açısından büyük önem taşımaktadır. 

V. Israrlı Takip Suçunun Diğer Suçlarla İlişkisi (İçtima)

Israrlı takip eylemleri, çoğu zaman tek başına işlenmeyip, failin mağdura yönelik diğer suç teşkil eden davranışlarıyla birlikte veya bu davranışların bir parçası olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda, ceza hukukunun içtima kurallarının doğru bir şekilde uygulanması, failin tüm haksız eylemlerinden dolayı sorumlu tutulması açısından kritik öneme sahiptir.

A. Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (TCK m.123) ile Farkları

Israrlı takip suçu (TCK m.123/A), TCK m.123’te düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun özel bir görünümüdür ve bu suçla yakın bir ilişki içindedir. Ancak aralarında önemli farklar bulunmaktadır:  

Özellik TCK m.123/A (Israrlı Takip) TCK m.123 (Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma)
Korunan Hukuki Değer Kişi hürriyeti, iç barışı, özel hayatın gizliliği, psikolojik bütünlük, güvenlik duygusu. Kişilerin psikolojik, ruhsal sükûn içinde yaşama hakkı.
Manevi Unsur (Kast Türü) Genel kast yeterlidir. Failin özel bir saikle hareket etmesi aranmaz. Özel kast aranır (“sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla”).
Aranan Netice Zarar suçudur. Mağdurda “ciddi bir huzursuzluk” veya “güvenliğinden endişe duyma” neticesi aranır. Tehlike suçu olarak kabul edilebilir; belirli bir zararın oluşması şart değildir.
Fiilin Kapsamı Seçimlik hareketler daha spesifiktir: ısrarlı fiziken takip veya belirli araçlarla ısrarlı temas kurma çabası. Daha geneldir: ısrarla telefon etme, gürültü yapma veya aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranış.
Özel Norm/Genel Norm İlişkisi Özel norm niteliğindedir. Genel norm niteliğindedir.
Yaptırım Temel hal: 6 aydan 2 yıla kadar hapis. Nitelikli haller: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. 3 aydan 1 yıla kadar hapis.

TCK m.123/A’nın TCK m.123’e göre özel norm (lex specialis) niteliğinde olması, ısrarlı takip suçunun unsurlarının oluştuğu durumlarda faile ayrıca TCK m.123’ten ceza verilemeyeceği anlamına gelir (lex specialis derogat legi generali). TCK m.123/A’nın getirilmesiyle, özellikle kast unsurunun ispatındaki zorluklar ve ısrarlı takibin özgün haksızlık içeriğinin TCK m.123 tarafından tam olarak karşılanamaması gibi sorunların aşılması hedeflenmiştir. Israrlı takip suçunun zarar suçu olarak düzenlenmesi ve mağdur üzerindeki somut psikolojik etkiyi (ciddi huzursuzluk veya endişe) araması, bu suç tipini TCK m.123’ten ayıran en önemli özelliklerden biridir. Bu ayrım, ısrarlı takip eylemlerinin daha özel ve çoğu zaman daha ağır sonuçlar doğuran niteliğini yansıtmakta ve bu tür eylemlerle daha etkin bir mücadele imkanı sunmaktadır.

B. Tehdit, Hakaret, Şantaj, Cinsel Taciz Gibi Suçlarla Birlikte İşlenme Durumu

Israrlı takip eylemleri, sıklıkla mağdura yönelik başka suç teşkil eden davranışlarla birlikte işlenebilir. Fail, ısrarlı takip sırasında mağduru korkutmak için tehdit (TCK m.106), aşağılamak veya küçük düşürmek için hakaret (TCK m.125), bir menfaat elde etmek veya mağduru bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şantaj (TCK m.107) ya da cinsel amaçlı olarak cinsel taciz (TCK m.105) suçlarını da işleyebilir. 

Bu gibi durumlarda, ceza hukukunun içtima kuralları (TCK m.42 vd.) devreye girer. Eğer failin ısrarlı takip eylemleri, aynı zamanda başka bir suçun da unsurlarını oluşturuyorsa, kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanır ve fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılır. Örneğin, fail mağduru ısrarla takip ederken aynı zamanda ona ölüm tehdidi içeren mesajlar gönderiyorsa, hem TCK m.123/A (ısrarlı takip) hem de TCK m.106 (tehdit) suçlarından sorumlu tutulacaktır. Benzer şekilde, takip sırasında gönderilen mesajlar cinsel içerikli ve rahatsız edici ise cinsel taciz suçu da ayrıca oluşabilir.

Savcılık makamının, soruşturma aşamasında failin eylemlerini bütüncül bir şekilde değerlendirerek, ısrarlı takip suçunun yanı sıra diğer suçların unsurlarının da oluşup oluşmadığını dikkatlice araştırması ve iddianameyi buna göre düzenlemesi, adaletin tam olarak tecellisi açısından büyük önem taşır. Zira ısrarlı takip, genellikle mağdur üzerinde çok yönlü bir baskı ve korku yaratan, farklı suç tiplerini içinde barındırabilen karmaşık bir eylemler bütünüdür. Bu nedenle, failin tüm haksız fiillerinden dolayı hesap vermesi, hem mağdurun tatmini hem de suçla mücadelenin etkinliği açısından gereklidir.

VI. Israrlı Takip Suçunda İspat ve Delil Değerlendirmesi

A. Karşılaşılan İspat Zorlukları

Israrlı takip suçunun ispatı, suçun doğası gereği bazı zorlukları beraberinde getirebilmektedir. Özellikle “ısrar” unsurunun ve mağdurda oluşan “ciddi bir huzursuzluk” veya “güvenlik endişesi” gibi sübjektif neticelerin somut delillerle kanıtlanması, uygulamada önemli bir meydan okuma oluşturmaktadır. 

Failler, eylemlerini genellikle gizli veya mağdurla yalnızken gerçekleştirmeye çalıştığından, doğrudan tanık bulmak zorlaşabilir. Siber takip vakalarında ise failin kimliğinin tespiti, anonim hesapların kullanılması veya IP adreslerinin gizlenmesi gibi nedenlerle teknik uzmanlık ve zaman gerektirebilir.

Mağdurun beyanı, bu tür suçlarda genellikle en önemli delillerden biri olmakla birlikte, tek başına mahkumiyet için yeterli görülmeyebilir ve Yargıtay kararlarında da mağdur beyanının diğer delillerle desteklenmesi gerektiği sıkça vurgulanmaktadır. Mağdurun yaşadığı travma, korku veya utanç nedeniyle olayı tam ve tutarlı bir şekilde anlatmakta zorlanması ya da şikayette bulunmaktan çekinmesi de ispat sürecini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, failin eylemlerini “masum” veya “yanlış anlaşılmış” gibi gösterme çabaları, ispatı daha da karmaşıklaştırabilir. Bu sübjektif unsurların ve genellikle gizlilik içinde işlenen eylemlerin kanıtlanması, savcılık makamı ve mağdur vekilleri için titiz bir delil toplama ve değerlendirme sürecini zorunlu kılmaktadır. 

B. Dijital Delillerin (HTS Kayıtları, Sosyal Medya Verileri, Mesajlar vb.) Toplanması, Hukuka Uygunluğu ve Değerlendirilmesi

Günümüzde ısrarlı takip eylemlerinin önemli bir kısmı dijital ortamda gerçekleştirildiğinden, dijital delillerin toplanması ve değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

  • HTS (Historical Traffic Search) Kayıtları: HTS kayıtları, fail ile mağdur arasındaki telefon aramalarının ve SMS mesajlaşmalarının zamanı, süresi, sıklığı ve tarafların arama anındaki baz istasyonu bilgilerini içerir. Bu kayıtlar, failin mağdurla ısrarlı bir şekilde iletişim kurmaya çalıştığını veya mağdura fiziksel olarak yakın bölgelerde bulunduğunu göstermesi açısından önemli bir belirti delili olabilir. Ancak, HTS kayıtları iletişimin içeriğini (konuşulanları veya mesaj metinlerini) göstermez. Bu nedenle, tek başlarına suçun sübutu için genellikle yeterli kabul edilmezler ve diğer delillerle desteklenmeleri gerekir. HTS kayıtlarının elde edilmesi için CMK m.135 vd. hükümlerine göre hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri gereklidir. 
  • Sosyal Medya Verileri, Mesajlar, E-postalar: Failin sosyal medya platformları (Instagram, Facebook, Twitter vb.) üzerinden gönderdiği mesajlar, yaptığı yorumlar, paylaşımlar, mağduru takip etme veya engellenmesine rağmen farklı hesaplardan ulaşma çabaları önemli dijital delillerdir. Benzer şekilde, WhatsApp, Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamalarındaki yazışmalar, e-postalar, mağdurun telefonuna veya bilgisayarına gönderilen rahatsız edici içerikler de delil niteliği taşır. Bu tür dijital delillerin ekran görüntüleri alınarak, mümkünse zaman damgalarıyla birlikte ve kaynağı belirtilerek dosyaya sunulması önemlidir. 
  • Konum Bilgileri: Akıllı telefonlardaki veya uygulamalardaki konum servisleri aracılığıyla elde edilen veriler, failin mağduru fiziken takip ettiğine dair kanıt sunabilir.
  • Hukuka Uygunluk ve Güvenilirlik: Dijital delillerin toplanması ve incelenmesi sırasında hukuka uygunluk ilkesine titizlikle riayet edilmelidir. Örneğin, bir bilgisayarda veya telefonda arama yapılması için CMK’da öngörülen usullere (hakim kararı vb.) uyulması gerekir. Aksi takdirde elde edilen deliller hukuka aykırı delil (CMK m.206/2-a, m.217/2) sayılarak hükme esas alınamayabilir. Dijital delillerin değiştirilmemiş (manipüle edilmemiş) ve güvenilir olduğunun tespiti için adli bilişim uzmanlarından destek alınması gerekebilir.

Dijital delillerin toplanması ve kullanılması, teknik karmaşıklıklar ve hukuki prosedürler nedeniyle özen gerektirir. Özellikle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve CMK’daki özel hayatın gizliliğine ilişkin hükümler dikkate alınmalıdır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen dijital delillerin yargılamada kullanılamayacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle, hem mağdurların hem de kolluk kuvvetlerinin dijital delilleri usulüne uygun bir şekilde toplaması ve muhafaza etmesi, adaletin tecellisi için hayati önemdedir. 

C. Tanık Beyanlarının Rolü

Israrlı takip suçunun ispatında tanık beyanları da önemli bir rol oynayabilir. Mağdurun, failin ısrarlı takip eylemlerine maruz kaldığını gören, duyan veya bu eylemler sonucunda yaşadığı ciddi huzursuzluğa ve güvenlik endişesine bizzat tanık olan kişilerin ifadeleri, iddiaların doğrulanmasına ve suçun sübuta ermesine katkı sağlayabilir. 

Tanıklar genellikle şu kategorilerde olabilir:

  • Görgü Tanıkları: Failin mağduru fiziken takip ettiğini, mağdurun evinin veya işyerinin etrafında beklediğini, mağdurla zorla iletişim kurmaya çalıştığını doğrudan gören kişiler (örneğin, komşular, iş arkadaşları, mağdurun yanında bulunan diğer kişiler).
  • Bilgi Sahibi Tanıkları: Mağdurun, failin ısrarlı takip eylemlerini anlattığı, yaşadığı korku ve endişeyi paylaştığı kişiler (örneğin, aile üyeleri, yakın arkadaşlar, terapistler). Bu tanıklar, doğrudan eylemi görmemiş olsalar bile, mağdurun beyanlarını destekleyici ve mağdurun ruh halindeki değişiklikleri teyit edici bilgiler sunabilirler.
  • Failin Eylemlerine Tanık Olan Diğer Kişiler: Failin, mağdur hakkında üçüncü kişilere olumsuz şeyler söylediği, mağduru takip etmesi için başkalarından yardım istediği veya mağdura ulaşmak için başkalarını aracı olarak kullandığı durumlarda, bu üçüncü kişilerin beyanları da delil niteliği taşıyabilir.

Tanık beyanlarının delil değeri, tanığın güvenilirliği, olayı algılama ve aktarma biçimi, diğer delillerle tutarlılığı gibi faktörlere bağlı olarak mahkeme tarafından takdir edilir. Tanıkların, olayı somut ayrıntılarıyla (yer, zaman, failin davranışları, mağdurun tepkileri vb.) ve çelişkisiz bir şekilde anlatmaları, beyanlarının inandırıcılığını artırır. Özellikle mağdurun beyanını destekleyen ve “ciddi huzursuzluk” veya “güvenlik endişesi” gibi sübjektif unsurların varlığını teyit eden tanık ifadeleri, yargılama sürecinde kritik bir öneme sahip olabilir. Israrlı takip eylemleri genellikle mağdurun yalnız olduğu zamanlarda veya gizlice yapıldığından, doğrudan görgü tanığı bulmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda, mağdurun yaşadığı psikolojik değişimleri ve korkuları gözlemleyen yakın çevresinin tanıklığı, suçun manevi unsurlarının ve mağdur üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yardımcı olabilir.

VII. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Israrlı Takip Mağdurlarına Sağlanan Tedbirler

A. Alınabilecek Koruyucu ve Önleyici Tedbirler (Uzaklaştırma, İletişim Yasağı vb.)

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişiler ile birlikte “tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını” da açıkça koruma altına almaktadır. Bu kanun, ısrarlı takip mağdurlarına yönelik olarak hem koruyucu hem de önleyici nitelikte çeşitli tedbirlerin alınmasına imkan tanımaktadır. Bu tedbirler, mağdurun güvenliğini sağlamak ve failin ısrarlı takip eylemlerine son vermek amacıyla hızlı ve etkin bir şekilde uygulanabilir.

Hakim tarafından verilebilecek önleyici tedbirler arasında şunlar bulunmaktadır (6284 S.K. m.5):

  • Failin, mağdura yönelik şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
  • Failin, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
  • Failin, korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
  • Failin, korunan kişiyi iletişim araçlarıyla (telefon, internet, sosyal medya vb.) veya sair surette rahatsız etmemesi (iletişim yasağı).
  • Failin, bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

Ayrıca, mülki amir veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri tarafından da mağdur için uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi gibi koruyucu tedbirler alınabilir. 

6284 sayılı Kanun’un en önemli özelliklerinden biri, bu tedbirlerin alınması için “delil veya belge aranmaması” ilkesidir. Mağdurun beyanı esas alınarak, ivedilikle koruma sağlanması amaçlanır. Bu, özellikle ısrarlı takip gibi ispatı zor olabilen ve mağdur için acil güvenlik riski taşıyan durumlarda hayati bir mekanizmadır. Alınan bu tedbirler, TCK m.123/A-2(c)’de düzenlenen nitelikli halin (hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından suçun işlenmesi) oluşumunda da dikkate alınacaktır. Bu durum, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki idari/medeni nitelikteki tedbirlerle ceza hukuku yaptırımları arasında caydırıcılığı artıran bir sinerji yaratmaktadır. 

B. Tedbirlerin Etkinliği ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

6284 sayılı Kanun, ısrarlı takip mağdurları için teoride kapsamlı bir koruma sağlamakla birlikte, uygulamada etkinliği konusunda çeşitli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Tedbir kararlarının ihlali durumunda faile yönelik zorlama hapsi (3 ila 10 gün, tekrarında 15 ila 30 gün, toplamda 6 ayı geçmemek üzere) uygulanabilmektedir. Bu, tedbirlerin ciddiyetini ve uyulması gerekliliğini vurgulayan önemli bir yaptırımdır. 

Ancak, uygulamada karşılaşılan bazı sorunlar tedbirlerin etkinliğini zayıflatabilmektedir:

  • Tebligat Sorunları: Tedbir kararlarının faile usulüne uygun ve zamanında tebliğ edilememesi, kararın hukuki sonuç doğurmasını geciktirebilir veya engelleyebilir. 
  • İhlallerin Yeterince Takip Edilmemesi ve Yaptırımların Caydırıcılığı: Tedbir ihlallerinin mağdur tarafından bildirilmesine rağmen, kolluk veya adli makamlarca yeterince hızlı ve etkin bir şekilde takip edilmemesi veya uygulanan zorlama hapsi sürelerinin caydırıcı olmaması, faillerin eylemlerine devam etmesine neden olabilir.
  • Mağdurun Yeterince Bilgilendirilmemesi: Mağdurların hakları, başvuru süreçleri ve tedbirlerin nasıl işlediği konusunda yeterince bilgilendirilmemesi, koruma mekanizmalarından etkin bir şekilde yararlanmalarını engelleyebilir.
  • Kanunun Kötüye Kullanımı İddiaları: Bazı durumlarda, kanunun asıl amacı dışında, örneğin boşanma davalarında avantaj elde etmek gibi farklı niyetlerle kötüye kullanıldığı yönünde iddialar ve eleştiriler bulunmaktadır. Bu tür iddialar, kanunun meşruiyetini ve gerçekten korunmaya ihtiyacı olan mağdurlar için etkinliğini zedeleyebilir.
  • Kurumlar Arası Koordinasyon Eksikliği: Kolluk, adli makamlar, ŞÖNİM’ler ve diğer ilgili kurumlar arasındaki koordinasyon eksiklikleri, mağdurun korunma sürecinde aksamalara yol açabilir.

Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, elektronik kelepçe gibi teknik takip sistemlerinin daha yaygın ve etkin kullanılması , KADES gibi acil destek uygulamalarının bilinirliğinin artırılması , tebligat süreçlerinin hızlandırılması, ihlallere karşı daha caydırıcı ve hızlı yaptırımların uygulanması, mağdur destek hizmetlerinin güçlendirilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin artırılması gibi adımlar atılması gerekmektedir. 6284 sayılı Kanun’un ruhuna uygun bir şekilde, mağdur odaklı ve etkin bir uygulama, ısrarlı takip suçlarıyla mücadelede hayati öneme sahiptir.

VIII. Avukatlar İçin Israrlı Takip Davalarında Stratejiler

A. Mağdur Vekili Açısından Dikkat Edilmesi Gerekenler ve İzlenecek Yol

Israrlı takip vakalarında mağdur vekili olarak görev alan avukatın, müvekkilinin haklarını en etkin şekilde korumak ve adaletin tecellisine katkıda bulunmak için titiz bir çalışma yürütmesi gerekmektedir. İzlenecek temel stratejiler ve dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  1. Detaylı Görüşme, Güven İnşası ve Psikolojik Durumun Gözetilmesi:

    • Mağdurla ilk görüşmede empati kurmak, yaşadığı travmayı anlamaya çalışmak ve güvenli bir ortam sağlamak esastır. Mağdurun kendini rahatça ifade edebilmesi için sabırlı, yargılamayan ve destekleyici bir tutum sergilenmelidir.
    • Olay örgüsü, failin eylemleri, bu eylemlerin sıklığı, süresi, niteliği ve mağdur üzerindeki etkileri (ciddi huzursuzluk, güvenlik endişesi) detaylı bir şekilde öğrenilmelidir.
    • Mağdurun psikolojik durumu (korku, anksiyete, depresyon vb.) göz önünde bulundurulmalı, gerekirse profesyonel psikolojik destek alması için yönlendirme yapılmalıdır.
  2. Kapsamlı Delil Toplama:

    • Israrlı takip eylemlerini somutlaştırmak ve ispatlamak amacıyla her türlü delil titizlikle toplanmalıdır. Bu deliller arasında;
      • Dijital Deliller: Fail tarafından gönderilen tehdit, taciz veya rahatsız edici içerikli mesajlar (SMS, WhatsApp, sosyal medya mesajları, e-postalar), arama kayıtları (HTS raporları talep edilebilir), sosyal medya paylaşımları, sahte hesaplar, mağdurun bilgisi dışında oluşturulmuş içerikler, konum bilgileri vb. dijital veriler ekran görüntüleri alınarak, zaman damgalarıyla birlikte ve kaynağı belirtilerek muhafaza edilmeli ve dosyaya sunulmalıdır. 
      • Tanık Beyanları: Failin ısrarlı takip eylemlerine veya mağdurun yaşadığı huzursuzluk ve endişeye tanık olan kişilerin (aile üyeleri, arkadaşlar, iş arkadaşları, komşular vb.) kimlik bilgileri tespit edilerek beyanlarının alınması sağlanmalıdır.
      • Fiziki Takip Delilleri: Güvenlik kamerası kayıtları (ev, işyeri, sokak vb.), mağdurun faili gördüğü yer ve zamanlara ilişkin tuttuğu notlar, fotoğraflar veya videolar delil olarak kullanılabilir.
      • Mağdurun Notları ve Günlükleri: Mağdurun, failin eylemlerini ve kendisinde yarattığı etkileri düzenli olarak not etmesi, olayın kronolojisinin ve “ısrar” unsurunun ortaya konulmasına yardımcı olabilir.
      • Psikolojik ve Tıbbi Raporlar: Mağdurun yaşadığı stres, anksiyete, uyku bozuklukları gibi psikolojik sorunlar veya fiziksel sağlık sorunları için aldığı tıbbi veya psikolojik tedaviye ilişkin raporlar, suçun mağdur üzerindeki “ciddi huzursuzluk” veya “endişe” yarattığını destekleyebilir.
  3. 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Acil Tedbir Talebi:

    • Mağdurun güvenliğini derhal sağlamak amacıyla, 6284 sayılı Kanun kapsamında fail hakkında uzaklaştırma kararı, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme kararı, belirli yerlere yaklaşmama kararı gibi koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması için vakit kaybetmeksizin ilgili Aile Mahkemesine veya mülki amirliğe başvurulmalıdır. Bu tedbirlerin alınması, hem mağduru koruyacak hem de failin TCK m.123/A-2(c) kapsamındaki nitelikli hali işlemesini engelleyebilecektir. 
  4. Etkili Şikayet Dilekçesi ve Hukuki Sürecin Takibi:

    • Toplanan deliller ışığında, TCK m.123/A’da tanımlanan suçun tüm unsurlarını (özellikle “ısrar”, “ciddi huzursuzluk”, “güvenlik endişesi”) açıkça ortaya koyan, kronolojik, net ve hukuki argümanlarla desteklenmiş bir şikayet dilekçesi hazırlanmalıdır.
    • Soruşturma ve kovuşturma aşamaları etkin bir şekilde takip edilmeli, savcılık ve mahkeme nezdinde gerekli taleplerde (ek delil sunma, tanık dinletme, HTS kaydı celbi vb.) bulunulmalıdır.
    • Mağdurun duruşmalara katılımı sağlanmalı, beyanlarının doğru ve eksiksiz bir şekilde zapta geçirilmesine özen gösterilmelidir. Mağdurun ikincil örselenmesini önlemek için CMK’daki mağdur haklarının (örneğin, faille yüzleştirilmeme, uzman eşliğinde ifade verme) kullandırılması talep edilmelidir.

Mağdur vekilinin temel stratejisi, ısrarlı takip eylemlerinin bir örüntü oluşturduğunu ve bu örüntünün mağdurun yaşamında somut ve ciddi olumsuz etkiler yarattığını kanıtlamak olmalıdır. Bu, sadece doğrudan iletişim kayıtlarını değil, aynı zamanda mağdurun yaşam tarzındaki değişiklikleri, duygusal durumunu ve tanık gözlemlerini de içeren bütüncül bir delil sunumu gerektirir. 6284 sayılı Kanun kapsamında proaktif bir şekilde koruma tedbirleri talep etmek, hem mağdurun acil güvenliğini sağlar hem de failin tedbirleri ihlal etmesi durumunda TCK m.123/A-2(c) uyarınca daha ağır bir ceza almasına zemin hazırlayabilir.

B. Sanık Müdafii Açısından Dikkat Edilmesi Gerekenler ve Savunma Stratejileri

Israrlı takip suçlamasıyla karşı karşıya kalan bir sanığın müdafiliğini üstlenen avukatın, müvekkilinin adil yargılanma hakkını korumak ve haksız bir mahkumiyeti önlemek amacıyla dikkatli bir savunma stratejisi geliştirmesi gerekmektedir.

  1. Dosyanın Detaylı İncelenmesi ve Müvekkille Görüşme:

    • Soruşturma ve kovuşturma dosyası (iddianame, mağdur ve tanık beyanları, sunulan deliller vb.) titizlikle incelenmeli, suçlamanın hukuki dayanağı ve delillerin gücü analiz edilmelidir.  
    • Müvekkille gizlilik içinde ve güvene dayalı bir görüşme yapılarak olay hakkındaki kendi anlatımı, mağdurla ilişkisi, iddia edilen eylemlere ilişkin açıklamaları ve varsa lehine olan deliller detaylı bir şekilde öğrenilmelidir. Müvekkile hakları (susma hakkı, yalan tanıklık yapmama yükümlülüğü vb.) hatırlatılmalıdır.
  2. Suçun Maddi ve Manevi Unsurlarının Sorgulanması:

    • “Israr” Unsurunun Yokluğu İddiası: İddia edilen eylemlerin TCK m.123/A anlamında “ısrar” teşkil etmediği, tekil, birbirinden bağımsız, tesadüfi veya süreklilik arz etmeyen eylemler olduğu savunulabilir. Eylemler arasında uzun zaman boşlukları olması, mağdurun da zaman zaman iletişimi başlatması gibi durumlar bu savunmayı destekleyebilir.
    • “Ciddi Huzursuzluk” veya “Güvenlik Endişesi” Neticesinin Oluşmadığı İddiası: Mağdurun iddia ettiği huzursuzluk veya endişenin “ciddi” boyutta olmadığı, abartılı olduğu, mağdurun aşırı hassasiyetinden kaynaklandığı veya iddia edilen eylemler dışındaki başka nedenlerden (örneğin, taraflar arasındaki genel bir anlaşmazlık) kaynaklandığı ileri sürülebilir. Mağdurun eylemlerden sonraki davranışları (örneğin, faille gönüllü olarak görüşmeye devam etmesi, sosyal hayatında bir değişiklik olmaması) bu iddiayı destekleyebilir.
    • Kastın Yokluğu veya Farklılığı: Müvekkilin eylemlerinin ısrarlı takip kastıyla değil, farklı ve meşru bir amaçla (örneğin, alacağını talep etme, çocuğunu görme isteği, barışma çabası, yanlış anlaşılmayı düzeltme niyeti) yapıldığı, mağdurda kanunda belirtilen neticeleri (ciddi huzursuzluk, endişe) yaratma kastının bulunmadığı savunulabilir.
  3. Delillerin Hukuka Aykırılığı, Yetersizliği veya Farklı Yorumlanması:

    • Mağdur tarafından sunulan veya soruşturma makamlarınca toplanan delillerin (özellikle dijital delillerin) hukuka aykırı yöntemlerle elde edilip edilmediği kontrol edilmelidir. Hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı (CMK m.217/2) ileri sürülmelidir.
    • HTS kayıtlarının iletişimin içeriğini göstermediği, sadece arama/mesajlaşma trafiğini belirttiği; sosyal medya paylaşımlarının veya mesajların yanlış yorumlandığı, bağlamından koparıldığı veya müvekkilin kastını yansıtmadığı iddia edilebilir.
    • Mağdur beyanlarındaki çelişkiler, tutarsızlıklar veya abartılar vurgulanarak güvenilirliği sorgulanabilir. Mağdur ile müvekkil arasında husumet bulunması gibi durumlar, beyanın objektifliğini etkileyebilecek faktörler olarak sunulabilir.
    • Suçun sübutu için sunulan delillerin yetersiz olduğu, şüpheyi kesin olarak ortadan kaldırmadığı ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin uygulanması gerektiği savunulabilir.
  4. Mağdurun Rızası veya Teşviki İddiası (Somut Delillere Dayanmalı):

    • Çok istisnai durumlarda ve güçlü delillerle desteklenmesi koşuluyla, mağdurun iddia edilen eylemlere başlangıçta rıza gösterdiği, faili teşvik ettiği veya iletişimden rahatsızlık duymadığı, sonradan farklı nedenlerle şikayetçi olduğu iddia edilebilir. Ancak bu tür bir savunma, mağduru suçlayıcı bir nitelik taşıyabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır.

Sanık müdafiinin temel stratejisi, savcılığın suçun tüm unsurlarını (özellikle “ısrar” ve “ciddi huzursuzluk/endişe” neticelerini) şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlayamadığını ortaya koymak olmalıdır. Eylemlerin farklı yorumlanabileceğini, müvekkilin kastının farklı olduğunu veya sunulan delillerin hukuka aykırı ya da yetersiz olduğunu göstermek önemlidir. Özellikle dijital delillerin hukuka uygunluğu ve doğru yorumlanması konusunda titiz bir inceleme yapılmalı, gerekirse uzman mütalaası alınmalıdır.

IX. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirmeler ve Sonuç

A. Yargıtay’ın Israrlı Takip Suçuna İlişkin Son Dönem Kararlarının Analizi

TCK m.123/A hükmü, 2022 yılında yürürlüğe giren nispeten yeni bir düzenleme olduğundan, Yargıtay’ın bu maddeye özgü içtihadı henüz tam anlamıyla oturmuş ve kapsamlı bir şekilde şekillenmemiştir. Ancak, Yargıtay’ın benzer suç tipleri, özellikle TCK m.123 (Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma), tehdit, hakaret ve cinsel taciz suçlarına ilişkin yerleşik kararları, TCK m.123/A’nın temel unsurları olan “ısrar”, “ciddi bir huzursuzluk oluşması” ve “güvenliğinden endişe duyma” gibi kavramların yorumlanmasında önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. 

Mevcut Yargıtay kararları ve doktrindeki tartışmalar ışığında, Yargıtay’ın “ısrar” unsurunu değerlendirirken, failin eylemlerinin sürekliliğine, tekrarına, mağdurun açık veya zımni iradesine aykırılığına ve eylemler arasındaki zamansal ve mantıksal bağlantıya odaklandığı görülmektedir. Tek bir eylemin bu suçu oluşturmayacağı genel kabul görmekle birlikte, eylemin niteliği ve devamlılığı “ısrar”ın varlığı açısından belirleyici olmaktadır.

“Ciddi huzursuzluk” ve “güvenliğinden endişe duyma” neticelerinin varlığı ise, her somut olayın kendine özgü koşulları, mağdurun beyanlarının tutarlılığı ve inandırıcılığı, bu beyanları destekleyen diğer deliller (tanık ifadeleri, mesaj kayıtları, tıbbi raporlar vb.) ve eylemlerin mağdurun günlük yaşamı üzerindeki etkileri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Yargıtay’ın bu sübjektif unsurların varlığını tespit ederken, objektif kriterleri ve makul kişi ölçütünü de göz önünde bulundurması beklenmektedir. 

Önümüzdeki dönemde Yargıtay’ın TCK m.123/A özelinde vereceği kararlar, bu suç tipinin uygulama sınırlarının netleşmesi, özellikle “ısrar”, “ciddi huzursuzluk” ve “endişe” kavramlarının somut olaylara nasıl tatbik edileceği, dijital delillerin hukuka uygunluğu ve ispat gücü, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlerle olan etkileşimi gibi konularda yol gösterici olacaktır. Bu içtihatlar, uygulayıcılar için önemli bir rehber niteliği taşıyacak ve suçla mücadelenin etkinliğine katkı sağlayacaktır.

B. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Israrlı takip suçunun TCK m.123/A ile müstakil bir suç olarak düzenlenmesi önemli bir adım olmakla birlikte, uygulamada bazı sorunlarla karşılaşılması muhtemeldir:

  • İspat Zorlukları: Suçun temel unsurları olan “ısrar”ın ve mağdurda oluşan “ciddi huzursuzluk” veya “güvenlik endişesi” gibi sübjektif neticelerin ispatı en önemli zorluklardan biridir. Özellikle dijital delillerin toplanması, hukuka uygunluğunun sağlanması ve doğru bir şekilde değerlendirilmesi teknik ve hukuki uzmanlık gerektirmektedir. 
  • Mağdurun Şikayetten Çekinmesi: Mağdurlar, failden korkma, utanç, suçluluk duygusu, olayın ciddiye alınmayacağı endişesi veya hukuki sürece olan güvensizlik gibi nedenlerle şikayette bulunmaktan çekinebilir veya şikayet süresini (6 ay) kaçırabilirler.
  • 6284 Sayılı Kanun Tedbirlerinin Etkinliği: 6284 sayılı Kanun kapsamında alınan koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanmaması, ihlallerin yeterince ve zamanında cezalandırılmaması, ısrarlı takip suçunun önlenmesinde ve mağdurun korunmasında zafiyet yaratabilir. 
  • Kavramların Soyutluğu ve Yorum Farklılıkları: “Ciddi huzursuzluk” ve “endişe” gibi kavramların soyut olması, uygulamada farklı yorumlara ve yeknesaklığın sağlanamamasına yol açabilir.
  • Toplumsal Farkındalık Eksikliği: Israrlı takibin bir suç olduğu ve ciddi sonuçlar doğurabileceği konusunda toplumsal farkındalığın yeterli olmaması, mağdurların destek bulmasını ve faillerin eylemlerinden vazgeçmesini zorlaştırabilir.

Bu sorunların çözümüne yönelik olarak şu önerilerde bulunulabilir:

  • Adli Bilişim Kapasitesinin Artırılması: Kolluk kuvvetleri ve adli makamların dijital delil toplama, analiz etme ve değerlendirme konusundaki teknik ve personel kapasitesi güçlendirilmelidir.
  • Mağdur Destek Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması ve Güçlendirilmesi: Mağdurlara yönelik psikolojik, hukuki ve sosyal destek hizmetleri (ŞÖNİM’ler, baroların adli yardım büroları, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla) yaygınlaştırılmalı ve erişilebilir hale getirilmelidir. Mağdurların şikayet sürecinde ve sonrasında yalnız bırakılmaması önemlidir.
  • 6284 Sayılı Kanun’un Etkin Uygulanması: Koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının ivedilikle alınması, faile etkin bir şekilde tebliğ edilmesi ve ihlallerin caydırıcı yaptırımlarla karşılanması sağlanmalıdır. Kurumlar arası koordinasyon güçlendirilmelidir.
  • Yargı Mensuplarına Yönelik Uzmanlık Eğitimleri: Hakim ve savcılara, ısrarlı takip suçunun özellikleri, ispat yöntemleri, mağdur psikolojisi ve 6284 sayılı Kanun’un etkin uygulanması konularında düzenli ve kapsamlı eğitimler verilmelidir.
  • Toplumsal Farkındalık Çalışmaları: Israrlı takibin bir suç olduğu, kabul edilemez bir davranış olduğu ve mağdurların yasal haklarının bulunduğu konusunda toplumu bilinçlendirmeye yönelik kampanyalar düzenlenmelidir.

Bu çok yönlü yaklaşım, hem yasal düzenlemelerin kağıt üzerinde kalmamasını sağlayacak hem de ısrarlı takip suçlarıyla mücadelede daha etkin sonuçlar alınmasına yardımcı olacaktır.

C. De Lege Ferenda (Olması Gereken Hukuk) Açısından Değerlendirmeler

TCK m.123/A ile ısrarlı takip suçunun müstakil bir suç olarak düzenlenmesi, ceza hukuku sistemimiz açısından olumlu bir gelişme olmakla birlikte, uygulamanın daha etkin ve adil olması için de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından bazı değerlendirmeler yapılabilir:

  • Kavramların Somutlaştırılması: “Israr”, “ciddi huzursuzluk” ve “güvenlik endişesi” gibi suçun temelini oluşturan kavramların kanun metninde veya gerekçesinde daha somut ölçütlerle tanımlanması veya Yargıtay içtihatlarıyla bu kavramların sınırlarının netleştirilmesi, uygulamada yeknesaklığı artırabilir ve yorum farklılıklarını azaltabilir.
  • Manevi Unsur ve Netice İlişkisi: Suçun manevi unsurunda özel bir saik aranmamasının isabetli olduğu genel kabul görmektedir. Ancak, mağdurda aranan “ciddi huzursuzluk” veya “güvenlik endişesi” neticelerinin, bazı yazarlarca savunulduğu gibi “objektif cezalandırılabilme şartı” olarak kabul edilmesi, kastın kapsamı konusundaki tartışmaları sonlandırabilir ve daha tutarlı bir uygulamaya zemin hazırlayabilir. Bu yorum, failin bu neticeleri ayrıca istemiş olmasını gerektirmeyecek, ancak cezalandırma için bu neticelerin objektif olarak varlığını arayacaktır. 
  • Uzlaştırma Yasağının Gözden Geçirilmesi: Mevcut düzenlemede ısrarlı takip suçu uzlaştırma kapsamı dışındadır. Bu yaklaşım, suçun ciddiyeti ve mağdurun korunması gerekliliğiyle gerekçelendirilse de, bazı özel durumlarda (örneğin, tarafların rızası ve mağdurun güvenliğinin tam olarak sağlandığı hallerde) onarıcı adalet mekanizmalarının değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmaya açık bir konudur. Ancak mevcut yasal düzenleme bu yönde bir esneklik tanımamaktadır.
  • Siber Takip ve Teknolojik Gelişmeler: Teknolojinin hızla gelişmesi, siber takip yöntemlerinin de sürekli çeşitlenmesine yol açmaktadır. Kanuni düzenlemelerin ve uygulamanın bu gelişmelere paralel olarak güncellenmesi, yeni takip yöntemlerini de kapsayacak şekilde esnek bir yoruma açık olması önemlidir.
  • Mağdur Koruma Mekanizmalarının Güçlendirilmesi: Israrlı takip mağdurlarının korunmasına yönelik yasal ve kurumsal mekanizmaların (özellikle 6284 sayılı Kanun uygulamaları) daha da güçlendirilmesi, mağdurların adalete erişimini kolaylaştıracak ve ikincil mağduriyetlerini önleyecektir.

Sonuç olarak, TCK m.123/A ile hukuk sistemimize kazandırılan ısrarlı takip suçu, bireylerin huzur ve güven içinde yaşama hakkını korumaya yönelik önemli bir adımdır. Ancak bu düzenlemenin etkinliği, uygulayıcıların yasanın ruhunu ve amacını doğru bir şekilde kavraması, Yargıtay’ın yol gösterici içtihatlar geliştirmesi ve mağdur odaklı bir yaklaşımın benimsenmesiyle mümkün olacaktır. Hukuk uygulayıcıları olarak biz avukatlara da, bu suçla mücadelede hem mağdurların haklarını savunmak hem de adil bir yargılama sürecine katkıda bulunmak gibi önemli görevler düşmektedir.

mutluer.av.tr

İstanbul Ceza Avukatı

Ağır Ceza Avukatı Nedir?


Kategoriler:

Etiketler:

İlk yorum yazan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lorem ipsum dolor sit amet, at mei dolore tritani repudiandae. In his nemore temporibus consequuntur, vim ad prima vivendum consetetur. Viderer feugiat at pro, mea aperiam

Detayları bize yazın size en kısa sürede ulaşalım

Tüm hakları saklıdır.
2025 Mutluer Hukuk Bürosu

Binlerce Yıllık Türk Devlet Aklı, Bugünün Dünyasında Yeniden Hayat Buluyor: Türk Töresi ve Türk'ün Prensipleri