Cengiz Han’ın Kanunları ve Suçlara Verilen Cezalar
Cengiz Han,[a] (doğum adıyla Temuçin,[b] 1162 – Ağustos 1227), Moğol İmparatorluğu‘nun kurucusu ve ilk Kağanı olan Türk komutan ve hükümdardır.[3] Hükümdarlığı döneminde gerçekleştirdiği hiçbir savaşı kaybetmeyen Cengiz Han, dünya tarihinin en büyük askerî liderlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. 13. yüzyılın başında Orta Asya‘daki tüm göçebe bozkır kavimlerini birleştirip, bir ulus hâline getirerek Moğol siyasi kimliği çatısı altında toplamıştır. Cengiz Han, hükümdarlığı döneminde 1206-1227 arasında, Kuzey Çin‘deki Batı Xia ve Jin Hanedanı; Türkistan‘daki Kara Hıtay, Maveraünnehir; Harezm, Horasan ve İran‘daki Harezmşahlar, Kafkasya‘daki Gürcüler, Deşt-i Kıpçak‘taki Rus Knezlikleri, Kıpçaklar ile İdil Bulgarları üzerine seferler yaptı.[4] Bunların sonucunda Pasifik Okyanusu‘ndan Hazar Denizi‘ne ve Karadeniz‘in kuzeyine kadar uzanan bir imparatorluk kurdu.

Dünya’nın % 22’sine yayılmış 34 milyon km² ‘den fazla bir alanı kapsıyan, ve tarihin bitişik sınırlara sahip olmuş en büyük imparatorluğudur. 100 milyondan fazla kişiyi topraklarında barındırıyordu. Moğol İmparatorluğu 1206 yılında Cengiz Han tarafından kuruldu. Güneydoğu Asya’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir alana yayıldı.
Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu ve dünyanın en büyük kara imparatorluklarından birinin lideri olarak, halkı ve fethedilen toprakları etkili bir şekilde yönetmek için kendi kanunlarını (“Yasa” ya da “Yasak”) oluşturmuştur. Bu kanunlar, İmparatorlukta düzeni ve adaleti sağlamak için son derece katı ve sert yaptırımlar içermektedir. Yasalar, Uygur Türklerinden yararlanarak hazırlanmıştır. Türk töresinden alınma hükümlere yer verilmiştir. Aşağıda, bu kanunlar kapsamında yer alan belli başlı suçlar ve bunlara uygulanan cezalar yer almaktadır.
Cengiz Han Türk müdür?
Cengiz Hanın söylediğine göre ; “Atam Barlas Türklerinden, anam Nayman Moğollarındandır.”
Ölüm Cezasının Felsefi ve Pratik Sınırları: Yargısal Facia Tehdidi ve Nitelikli Hâkim Zorunluluğu
Cezasızlık algısının kurumsallaştığı, canice hislerle işlenen cinayetlerin, çocuk istismarlarının ve vatana ihanet cürümlerinin kamu vicdanını sarstığı dönemlerde, idam cezasının iadesi talebi kaçınılmaz bir kamusal refleks olarak ortaya çıkmaktadır. Ceza felsefesinde Immanuel Kant ve mutlak adalet teorisyenleri tarafından savunulan “denk yaptırım” (jus talionis) ilkesi, insan hayatını kasten ve canice yok eden failin bu eyleminin nihai karşılığının yaşam hakkının sonlandırılması olduğunu ileri sürer. Devletin en temel meşruiyet kaynağı, masum yurttaşlarının yaşam hakkını güvenceye almak ve bu hakka kasteden en ağır saldırılara en yüksek yaptırımla mukabele etmektir.
Bununla ölüm cezası, doğası gereği diğer tüm cezai yaptırımlardan geri döndürülemez (irreversible) olması niteliğiyle ayrılmaktadır. Hapis cezalarında veya adli para cezalarında meydana gelebilecek yargısal yanılgıların yargılamanın yenilenmesi yoluyla düzeltilmesi, tazminat ödenmesi ve failin itibarının iadesi mümkündür. Oysa ölüm cezasının infazı sonrasında ortaya çıkacak bir adli hatanın telafisi ontolojik olarak imkânsızdır. Bu durum, idam cezasını salt bir ceza siyaseti tercihi olmaktan çıkararak doğrudan yargı teşkilatının ehliyeti, niteliği ve ahlaki seviyesi meselesi haline getirmektedir.
İdam cezasının adalet üretmesi, ancak ve ancak iki vazgeçilmez yapısal şartın aynı anda varlığına bağlıdır:
-
Yargı erkinin hiçbir siyasi, ideolojik, tarikat/cemaat bağı veya yürütme baskısına maruz kalmaksızın mutlak bir bağımsızlık ve tarafsızlıkla görev yapması,
-
Dosyadaki maddi gerçeği en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak biçimde (in dubio pro reo ilkesini en katı biçimde işleterek) tespit edebilen, felsefi derinliğe, etik olgunluğa ve üst düzey hukuk nosyonuna sahip elit bir hâkimler zümresinin varlığı.
Yargıç formasyonunun zayıfladığı, hâkim ve savcı alımlarının nesnel liyakat yerine siyasi sadakat ilişkileriyle yürütüldüğü, delil değerlendirme kabiliyetinin yetersiz kaldığı bir düzende ölüm cezasının ihdası adalet değil, telafisi gayrikabil yargısal facialar doğuracaktır. Böylesi bir zemin, ölüm cezasını masumların canını alan veya siyasi muhaliflerin yargısal kılıflarla tasfiye edildiği bir devlet terörüne dönüştürme potansiyeli barındırır.
Cengiz Han Kanunları
1. Her kim zina ederse, kim olduğuna ve evli olup olmadığına bakılmaksızın idam edilir.
2. Livata yapanlar idam edilir.
3. Bilerek yalan söyleyenler, büyücülük yapanlar ve başkalarının aleyhine muhbirlik yapanlar, ya da kavga edenler arasında taraf tutarak diğerine yardım edenler idam edilir.
4. Suyu kirletenler ve suya idrarını yapanlar idam edilir.
5. Mal alıp verirken iflas edenler, iflasları üç kez üst üste olursa o kişi idam edilir.
6. Sahibinden izin almaksızın, onun kölesine yiyecek ve içecek verenler idam edilir.
7. Bir köle veya esir kaçmışsa ve bir başkası onu bulur da geri vermezse, o kişi idam edilir.
8. Bir hayvanın yenilmeden önce ayakları bağlanmalıdır. Karnı da yırtılarak açılmalıdır. Hayvanın kalbi ölene kadar sıkılmalıdır.
9. Savaş sırasından veya ricat anında eğer bir kişi silahlarından birini yere düşürürse, arkasında bulunan adam atından inmeli ve düşen eşyayı yerden alıp, sahibine vermelidir. Bu şekilde atından inmeyen ve malı sahibine iade etmeyen idam edilmelidir.
10. Cengiz Han karar vermiştir ki, Allah’ın Kur’an’ını okuyanlar, hukuk adamları, hekimler, âlimler, kendilerini ibadet ve riyazete verenler, müezzinler ve ölü yıkayanlar vergi ödemeyecek ve çalışma mecburiyetinde olmayacaklardır.
11. Bütün dinlere sayı gösterilecek. Aralarından ayrım yapılmayacak. Cengiz Han, bütün bu emirlerini, tanrıya inanılması için verir.
12. Cengiz Han insanlarına emir verdi ki; her kim birine yemek verirse, yemeği veren tadına bakmaktan, başkaları yemeği yemeyecek. Yemeği paylaşmaya davet etmelidir. Davet edilmeden bir diğerinin yanında yemek yenmeyecek. Kişi, diğerlerinden fazla yemek yemeyecektir. Cengiz Han, yemeklerin piştiği ateşe ve insanların yemek yediği kaba basmayı yasakladı.
13. Eğer bir yolcu, yemek yiyenlerin yanından geçerse, diğerleri onu yemeğe çağırmalıdır. Yolcunun yemek yemesine engel onulmamalıdır.
14. Cengiz Han insanlarının ellerini suya sokmalarını yasakladı. Su almak için kap kullanmalarını emretti.
15. Cengiz Han, elbiselerin çok kirlenmeden yıkanmasını yasakladı.
16. Cengiz Han, kötü ve ahlak dışı söz etmeyi yasakladı. Her şeyin ahlaklı olmasını emretti.
17. Cengiz Han emretmiştir, herhangi bir mezhebe ayrıcalık gösterilmeyecektir. Sözler vurgulanarak söylenmeyecektir. Onur veren unvanların kullanılması yasak edilmiştir. Sultan veya her kim ile konuşulursa, sadece onun adı zikredilmelidir.
18. Savaşa gidilirken, askerlerin donanımları önceden denetlenmelidir. Askerlerin sefer için ihtiyacı olan her neyse, iğneden, ipliğe kadar her şey özden geçirilmelidir. Eğer askerlerden biri zorunlu ihtiyaçlarından birini beraberinde getirmemişse, o asker cezalandırılmalıdır.
19. Cengiz Han, erkekler savaşa gittiğinde, onların işlerini yapmak için kadınların da askeri birliklerle beraber gitmesini emretti.
20. Cengiz Han, savaştan döndüklerinde, askerlerine Han’ın hizmetinde bazı işleri görmelerini emretti.
21. Cengiz Han, emretti ki, kendisi ve çocukları için eş seçmek için, her yılın başında bütün kızlar kendine takdim edilmelidir.
22. Cengiz Han, emreder ki, Noyanlar askeri birliklerin başına geçer ve binler, yüzler ve onlar olarak birliklerin başına komutanlar atar.
23. Cengiz Han emretmiştir; eğer yaşlı bir adam bir suç işlemişse onu cezalandırmak için bir haberci gönderilir. O yaşlı adam en değersiz bir haberci bile olsa kendini ona teslim edecektir. Verilen ceza uygulanmadan önce, yaşlı ve suçlu adam, cezası idam bile olsa, onun önünde yere kapanacaktır.
24. Cengiz Han yasaklamıştır ki, hükümdar dışında kimse kendisine başka bir muhatap gösteremez. Her kim kendine başka bir muhatap gösterirse idam edilecektir. İzin almadan posta yerini değiştiren kişiler de idam edilir.
25. Cengiz Han, iyi zamanlarda, ülkede olanları bilmek için posta haberleşme teşkilatı kurulmasını emretmiştir.
26. Cengiz Han, yasaları uygulaması için oğlu Çağatay’a emir verdi.
27. Cengiz Han, ihmalkarlık yapanların cezalandırılmasını emretmiştir. Sürek avı sırasında, avın kaçmasına neden olan kişiler, sopayla dövülerek cezalandırılmalı. Suç eğer ağır ise idam edilmeli.
28. Adam öldürmenin cezası idamdır; ama fidye verilirse kendini kurtarabilir. Bu miktar Hz. Muhammed’e inananlar için 40 altın para (Balysh), bir Çinli için bir eşektir.
29. Eğer bir kişinin mülkünde çalınmış bir at bulunursa, kişi aynı cinsten dokuz at ekleyerek sahibine iade edecektir. Kişi bu cezayı ödeyemezse, yerine çocukları alınır. Eğer kişinin çocuğu yoksa kişi koyun gibi boğazlanabilir.
30. Cengiz Han yasaları, yalan söylemeyi, yalanı, hırsızlık yapmayı, zina etmeyi yasaklar. Ve kişinin komşusunu en az kendisi kadar sevmesini emreder. İnsanların birbirlerini yaralamamasını emreder. Saldırıları unutmalarını, intikam almamalarını emreder. Gönüllü olarak teslim olan ülke ve şehirlerin bağışlanmalarını, tanrıya adanmış tapınakların vergiden muaf tutulmalarını emreder. Her kim bu emirlere uymazsa idam edilir.
31. Cengiz Han şunu emreder; yemek üzerinde boğulan kişi hemen obadan çıkarılmalı ve derhal öldürülmelidir. Ordu komutanının çadırının eşiğine ayağını koyan kimse idam edilmelidir.
32. Yasa bu kuralları emreder; herkes birbirini sevecektir. Zina yapılmayacak. Çalınmayacak. Yalancı şahitlik yapılmayacak. Hainlik yapılmayacak. Yaşlı ve düşkün insanlara saygı gösterilecek. Bu emirlere karşı duranlar ise idam edilecektir.
33. Kişi içmekten vazgeçemiyorsa, ayda üç defa sarhoş olabilir. Eğer üç kereden fazla sarhoş olursa kabahatlidir. Eğer ayda iki kez sarhoş oluyorsa bu iyidir. Eğer bir kez oluyorsa bu daha da iyidir. Eğer hiç içmiyorsa bundan daha iyi ne olacaktır? Fakat öyle bir kişi nerede vardır? Böyle bir kişi varsa, o en yüksek saygıya layıktır.
34. Bir cariyeden doğmuş çocuklar meşru kabul edilecek ve babaları tarafından yapılan paylaştırılmaya uygun bir şekilde mirastan paylarını alacaktır. Mülkün dağıtımı, yaşça büyük çocuk, yaşça küçük olandan daha fazla pay alır. Genç oğlana babanın ev halkı miras kalır. Çocukların yaşça büyükleri annelerinin sıralanışına bağlı olur. Eşlerden biri her zaman yaşça büyük olmalıdır. Bu öncelikle onun evlenme tarihine göre belirlenir.
35. Babasının ölümünün ardından, kendi annesi hariç, oğul babasının karılarının hepsini elden çıkarabilir. Onlarla evlenebilir veya evlendirerek başkalarına verebilir.
36. Yasal mirasçıları hariç, başka hiçbir kişi vefat edenin malını kullanamaz.
Kemalist Devlet Felsefesi, Hukuk Devrimi ve Adalet Mefkûresi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi, teokratik ve feodal kalıntıları bertaraf ederek egemenliği kayıtsız şartsız millete devreden modern, rasyonel ve laik bir hukuk mimarisi inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen Hukuk Devrimi, kanunun şahıslara ve zümrelere göre esnediği imtiyazlı yapıları tasfiye ederek kanun önünde mutlak eşitliği hâkim kılmıştır.
Cumhuriyetin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun gerekçelerinde somutlaşan anlayışı, Cumhuriyet adaletinin çekirdeğini teşkil eder: “Devletin dini adalettir”. Bu ilke, devlet mekanizmasının varlık gayesini dogma ve ideolojilerde değil; yurttaşın canını, malını, hürriyetini ve vakarını koruyan adil ve muktedir bir kamu nizamında görmektedir. Bozkurt, Türk İhtilali’nin ceza hukuku politikasını tarif ederken, kanunların tavizsiz ve gerektiğinde çelik bir kararlılıkla uygulanması gerektiğini, suçluya gösterilecek orantısız merhametin topluma ve masum yurttaşlara yönelmiş bir zulme dönüşeceğini açıkça ifade etmiştir.
Bozkırın Cengiz Han Yasası’ndan modern devlete aktarılması gereken rasyonel miras, Orta Çağ’ın fiziksel cezalandırma pratikleri değil; normun herkesi bağlaması, kayırmacılığın tasfiyesi ve kararların gecikmeksizin icra edilmesidir. Cumhuriyet, bu disiplin ve ciddiyeti rasyonel hukuk, anayasal güvenceler ve insan onurunu koruyan adil yargılanma standartlarıyla sentezlemiştir. Kanunun iyi ve dürüst insanları savunmasız bırakıp kötü niyetlilerin istismar aracına dönüştüğü bir ortam, Cumhuriyetin kurucu idealleriyle bağdaşmaz. Devlet, kudretini masum yurttaşın hürriyetlerini kısıtlayarak değil; organize suça, yolsuzluğa, kamu malı yağmasına ve şiddete karşı gösterdiği demir iradeyle somutlaştırmak zorundadır.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk ve Devlet Nizamı Manifestosu
Türk devletinin bekâsı, Türk milletinin bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetin adalet mefkûresi doğrultusunda; ceza adaleti, infaz rejimi ve yargı mimarisinde köklü bir yeniden yapılanmaya gidilmesi tarihsel bir zorunluluktur. Cumhurbaşkanlığı makamının temsil ettiği milli egemenlik iradesi, yasama ve yürütme süreçlerine istikamet verecek temel devlet nizamı doktrinini milletin huzurunda ilan eder:
Cezasızlık Düzeninin Tasfiyesi ve İnfazın Kesinliği
Ceza mahkemelerince tesis edilen mahkûmiyet hükümleri ile cezanın fiili infazı arasındaki tutarsızlık kökten ortadan kaldırılacaktır. Denetimli serbestlik müessesesinin fiili bir cezasızlık ve genel af mekanizmasına dönüştürülmesine son verilecek; kısa süreli hapis cezası alan faillerin cezaevi disiplinini bizzat tecrübe etmeleri yasal güvenceye bağlanacaktır. Suç işlemeyi itiyad haline getirmiş mükerrirler ile organize suç faillerine yönelik infaz rejimleri ağırlaştırılacak, toplum suçluların insafına terk edilmeyecektir.
Suç Gelirlerinin Tam Müsaderesi ve Telafi Edici Adalet
Suç yoluyla iktisadi kazanç sağlama düzeni bütünüyle dağıtılacaktır. Organize suç, uyuşturucu ticareti, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kamu kaynaklarını zimmete geçirme fiillerinde failin ve suçla irtibatlı üçüncü şahısların tüm malvarlıklarına derhal el konulacaktır. Mağdurun uğradığı maddi zarar, failin malvarlığından kuruşu kuruşuna tazmin edilmedikçe hiçbir fail infaz indiriminden veya koşullu salıverilmeden yararlandırılmayacaktır. Hukuk, suçun ekonomik getirisini yok eden koruyucu bir kalkan olarak vazife görecektir.
Kamu Görevlilerinin Yargılanabilirliği ve Tüzlük Nizamı
Bozkırın tüzlük ve Cumhuriyetin kanun önünde mutlak eşitlik ilkeleri gereğince, hiçbir bürokrat, siyasetçi veya kamu görevlisi yargı denetiminden imtiyazlı kılınmayacaktır. Devlete sadakat görüntüsü altında rüşvete bulaşan, nüfuz ticareti yapan, yetkisini kötüye kullanan veya organize çıkar ağlarıyla iş birliği geliştiren görevliler, sıradan faillerden daha ağır cezai yaptırımlarla muhatap kılınacaktır. Kamu yetkisini kişisel servet ve zümresel menfaat için kullananların devlet kadrolarında yer almasına müsaade edilmeyecektir.
Milli İrade, İstiklal Adaleti ve Vatana İhanetle Mücadele: İdam ve Tam Müsadere Rejimi
Milli Kurtuluş Savaşı’nın buhranlı günlerinde devlet otoritesini, cephe gerisini ve milletin bağımsızlığını korumak üzere vazife yapan İstiklal Mahkemeleri ruhu ve tavizsiz adalet anlayışı, günümüzün küresel tehditleri ve ihanet şebekeleri karşısında kurumsal bir bilinç olarak yeniden diriltilecektir.
Devletin kurucu niteliklerine, vatanın bölünmez bütünlüğüne ve Türk milletinin egemenliğine kasteden vatana ihanet cürümlerinde, casusluk faaliyetlerinde, terör organizasyonlarında ve yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği içinde devleti içeriden çökertmeye çalışan ihanet odaklarına karşı tavizsiz bir yargı düzeni kurulacaktır:
-
İstiklal ve Devlet Güvenliği İhtisas Yargısı: Vatana ihanet ve milli güvenliğe yönelik ağır saldırıları yargılamak üzere; yürütmenin veya siyasi odakların tesirinden bütünüyle azade, en yüksek hukuk ve delil formasyonuna sahip, liyakati tartışmasız elit hâkimlerden oluşan özel yetkili ve tam bağımsız heyetler kurulacaktır. Bu mahkemeler, hiçbir zümrenin ve imtiyazın arkasına saklanılmasına izin vermeyecektir.
-
Vatana İhanet Suçlarında İdam Yaptırımı: Türk milletinin varlığına ve devletin bekâsına açıkça ihanet ettiği tartışmasız, kesin ve bilimsel delillerle sabit görülen failler hakkında en ağır ceza olan idam cezası tereddütsüz tatbik edilecektir. Ancak bu ceza; siyasi hesaplaşmaların veya liyakatsiz yargıçların elinde bir felakete dönüşmemesi adına, yalnızca en üst düzeyde eğitilmiş, vicdanı hür, bağımsız hâkimler kurulunun oy birliği ve en katı maddi delil şartı aranarak verilebilecektir.
-
İhanet Şebekelerinin Tüm Malvarlıklarına El Konulması (Tam Müsadere): Vatana ihanet suçunu işleyen faillerin, işbirlikçilerinin, terör ve ihanet konsorsiyumuna lojistik, finansal ve istihbari destek sağlayan tüm unsurların yurt içindeki ve yurt dışındaki bütün taşınır, taşınmaz, şirket, mevduat ve kripto varlıkları istisnasız müsadere edilerek doğrudan Türk milletinin hazinesine irat kaydedilecektir. İhanetin failine ve nesline ne bir karış toprak ne de tek bir kuruş haksız servet bırakılacaktır.
Hukukun Üstünlüğü ve Milli Egemenliğin Tahkimi
Türkiye Cumhuriyeti ne şahısların keyfiyetiyle ne de zümrelerin imtiyazıyla idare edilebilir. Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir ve bu egemenliğin yegâne tecelligahı tarafsız hukuktur. Kanun, dürüst ve masum yurttaşların emniyet içinde yaşamasını sağlamak, suça ve hıyanete teşebbüs edenlerin cüretini ise kökünden kırmak için vardır. Devlet zalim olmayacak, fakat suç ve ihanet karşısında asla zaaf göstermeyecektir. Kanunun ciddiyeti, mahkemelerin sarsılmaz bağımsızlığı ve devletin kurumsal kudreti birleştiğinde; masum korunacak, vatana ihanet edenler ise tarihin ve hukukun çelik iradesi karşısında canıyla ve tüm malvarlığıyla hesap verecektir.
Cengiz Han’ın kanunları, Moğol İmparatorluğu’nun büyük bir coğrafyada düzeni sağlamasını mümkün kılmıştır. Bu kanunlar, sert cezaları ve mutlak otoriteye dayalı yapısıyla döneminin çok ötesinde bir disiplin sistemi oluşturmuştur.
Av. Arb. Enver Alper Mutluer
İletişim ve Randevu
Hukuki Sorunlarınıza Stratejik ve Kalıcı Çözümler
Hak arama mücadelesinde disiplin, tecrübe ve güveni bir araya getiren Mutluer Hukuk Bürosu; İstanbul merkezli olmak üzere Türkiye’nin her noktasındaki müvekkillerine nitelikli hukuk hizmeti sunmaktadır. 19 yılı aşan mesleki tecrübesiyle Uzman Arabulucu Avukat Enver Alper Mutluer, karmaşık hukuki süreçlerin her aşamasında çözüm ortağınız olarak yanınızdadır.
Prensiplerinden ödün vermeden; Ceza Hukuku’ndan Ticaret Hukuku’na, İş uyuşmazlıklarından Uzman Arabuluculuk süreçlerine kadar geniş bir yelpazede, her davaya akademik derinlikle yaklaşmaktayız.
🌐 Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/
📍 Adres: Esentepe Mahallesi, Harman 1 Sokak, Duran İş Merkezi No: 4, Kat: 8, Şişli (Levent – Kanyon AVM Yanı) / İstanbul
📞 Mobil Telefon & Randevu: +90 (532) 263 41 65
🌐 Web: www.mutluer.av.tr
📧 E-posta: av.alper@mutluer.av.tr
🕒 Çalışma Saatleri: Hafta içi: 09:00 – 18:00
Önemli Not: Mesleki etik ve hizmet kalitemizi korumak adına, telefon veya e-posta yoluyla danışmanlık hizmeti verilmemektedir. Tüm hukuki inceleme ve görüşmeler için lütfen yukarıdaki kanallardan randevu alınız.
Yazar Biyografisi: Avukat Arabulucu Enver Alper MUTLUER
Kıdemli Avukat & Uzman Arabulucu | Hakkımızda: https://www.mutluer.av.tr/hakkimizda/
İstanbul Üniversitesi mezunu olan, İstanbul 1 No’lu Barosu’na kayıtlı (Sicil No: 34169) Avukat Enver Alper Mutluer, hukuk dünyasındaki 19 yılı aşan tecrübesiyle karmaşık hukuki süreçlerin çözümünde uzmanlaşmış kıdemli bir avukattır. Mesleki disiplinini, Ankara Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı’nda Asteğmen rütbesiyle ifa ettiği askerlik göreviyle harmanlayan Mutluer, adaletin tesisi yolunda tavizsiz bir profesyonellik sergilemektedir.
Uzmanlık ve Akademik Bakış Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı nezdinde (Sicil No: 4326) kayıtlı bir Uzman Arabulucu olan Mutluer; İş Hukuku, Ticaret Hukuku, Tüketici Hukuku, Banka ve Finans Hukuku ile Sigorta Hukuku alanlarında derinlemesine uzmanlığa sahiptir. 2008 yılından bu yana binlerce davanın yönetimini üstlenmiş, teorik bilgiyi pratik saha tecrübesiyle birleştirerek, imkansız görülen karmaşaları zekice çözen, en zorlu hukuki düğümleri kararlılık ve stratejik bir vizyonla çözüme kavuşturur.
Yayınlar ve Toplumsal Katkı Müvekkillerine yalnızca bir vekil değil, aynı zamanda bilgili bir çözüm ortağı olarak hizmet veren Enver Alper Mutluer, güncel hukuki gelişmeleri ve analizlerini paylaştığı makaleleriyle tanınmaktadır. Her davasına bir “bilimsel inceleme” titizliğiyle yaklaşan yazar, hukukun dijital dünyadaki sesi olmayı ve toplumsal adalet bilincine katkı sunmayı vizyon edinmiştir.

Yorum
Olabildiğince tarafsız bir gözlem ve doğrudan tarihi aktarımla derlenmiş. Türk- Moğol imparatorluğu Başbuğu, yaşadığı dönemde, dünyanın yoğun insan coğrafyalarının yarısını egemenliği altına almış ancak en önemli çizgisi olan Altay töresi ve toplum yönetimindeki istikrarlı duruşunu herzaman koruması olmuştur. Türk, Moğol, Mançu vb. Altaylı kavimleri bir arada süper güç yapan Başbuğ Cengiz, bu yönü ile de erken dönem Turancı’dir. Emeginize sağlık..Saygılar..