Aile Hukuku
Aile hukuku; evlenme, boşanma, eşler arasındaki hak ve yükümlülükler, velayet, çocukla kişisel ilişki, nafaka, boşanmanın mali sonuçları, eşler arasındaki mal rejimleri, aile konutu, soybağı, evlât edinme ve aile içi şiddete karşı hukuki koruma gibi kişilerin özel hayatını doğrudan etkileyen hukuki ilişkileri düzenler.
Aile hukukundaki uyuşmazlıklar yalnızca malvarlığıyla ilgili değildir. Eşlerin kişisel statüsü, çocukların geleceği, aile hayatının korunması ve kişilerin temel hakları aynı dosyada birlikte değerlendirilebilir.
Bu nedenle aile hukuku dosyasında yalnızca “boşanma sebebi var mı?” sorusuna cevap verilmesi yeterli değildir.
Evliliğin seyri, tarafların iddia ve savunmaları, kusur durumu, çocukların ihtiyaçları, eşlerin ekonomik koşulları, tarafların malvarlığı, mevcut deliller, tedbir ihtiyacı ve boşanmanın hukuki sonuçları birlikte ele alınmalıdır.
Boşanma Davaları
Türk Medeni Kanunu boşanmayı belirli hukuki sebeplere bağlamıştır.
Boşanma davası;
zina,
hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış,
suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme,
terk,
akıl hastalığı,
evlilik birliğinin temelinden sarsılması
gibi kanunda düzenlenen nedenlere dayanabilir.
Her boşanma sebebinin şartları ve ispat sistemi aynı değildir.
Bu nedenle olayların yalnızca duygusal veya gündelik anlatımla değil, Türk Medeni Kanunu’ndaki hukuki sebebe uygun şekilde ortaya konulması gerekir.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması
Uygulamada çekişmeli boşanma davalarının önemli bölümü evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanmaktadır.
Eşler arasındaki olayların ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede evlilik birliğini sarsmış olması gerekir.
Hakaret, aşağılama, fiziksel veya psikolojik şiddet, güven sarsıcı davranış, ekonomik baskı, ilgisizlik, aile birliğine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ve somut olayın özelliklerine göre başka davranışlar kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Ancak bir davranışın boşanma davasında ileri sürülmesi onun otomatik olarak ispatlandığı veya karşı tarafa kusur olarak yüklenebileceği anlamına gelmez.
Olayın zamanı, tarafların sonraki davranışları, affetme veya hoşgörü niteliği taşıyan davranış bulunup bulunmadığı ve mevcut deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Zina Nedeniyle Boşanma
Eşlerden birinin zina etmesi Türk Medeni Kanunu’nda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.
Zina nedeniyle dava açma hakkı, diğer eşin zina fiilini öğrenmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Affeden taraf zina sebebiyle boşanma davası açamaz.
Zinanın mutlaka suçüstü veya doğrudan görüntüyle ispat edilmesi gerektiği şeklindeki anlayış doğru değildir.
Olayın niteliğine göre mesajlar, konaklama kayıtları, seyahatler, tanık anlatımları ve birbirini tamamlayan başka olgular değerlendirmeye alınabilir.
Bununla birlikte delilin hukuka uygun elde edilmiş olması gerekir.
Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış
Eşlerden birinin diğer eşin hayatına kastetmesi veya ona pek kötü ya da ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunması özel boşanma sebebi oluşturabilir.
Bu sebebe dayalı dava hakkı da olayın öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Affeden eşin bu sebebe dayanarak dava açması mümkün değildir.
Fiziksel şiddet, ciddi tehdit, ağır aşağılama ve olayın özelliklerine göre kişinin bedensel veya kişisel bütünlüğüne yönelik başka eylemler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Aynı olay aynı zamanda 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu veya önleyici tedbir ihtiyacı doğurabilir.
Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme
Eşlerden birinin küçük düşürücü suç işlemesi veya haysiyetsiz hayat sürmesi ve bu nedenle diğer eşten birlikte yaşamaya devam etmesinin beklenememesi hâlinde boşanma davası gündeme gelebilir.
Burada yalnızca bir ceza soruşturması bulunması yeterli olmayabilir.
Fiilin niteliği ile evlilik birliği üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Terk Nedeniyle Boşanma
Eşlerden biri evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla diğerini terk etmiş veya haklı neden bulunmaksızın ortak konuta dönmemişse Türk Medeni Kanunu’nun özel terk hükümleri uygulanabilir.
Terk nedeniyle boşanma son derece şekle bağlı bir dava sebebidir.
Terk süresinin en az altı ay devam etmesi, kanunda belirtilen zamanda ve usulde dön ihtarında bulunulması, ortak konutun eşin dönüşüne uygun hâle getirilmesi ve ihtarda gerekli bilgilerin bulunması gerekir.
Usulüne uygun olmayan ihtar daha sonra açılacak terk davasının reddine yol açabilir.
Bu nedenle terk ihtarı sıradan bir noter ihtarnamesi olarak görülmemelidir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma
Eşlerden birinin akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi hâlinde boşanma talep edilebilir.
Her psikiyatrik rahatsızlık bu boşanma sebebini oluşturmaz.
Kanunun aradığı tıbbi ve hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Anlaşmalı Boşanma
Anlaşmalı boşanma Türk Medeni Kanunu m.166/3’te düzenlenmiştir.
6 Eylül 2026 itibarıyla anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartı devam etmektedir.
Kamuoyunda bu bir yıllık şartın kaldırılması konusunda çalışmalar ve açıklamalar bulunmakla birlikte yürürlükteki kanun hâlen bir yıllık evlilik süresini aramaktadır.
Eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi gerekir.
Hâkim tarafları bizzat dinlemeli, boşanma iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeli ve tarafların boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin anlaşmasını uygun bulmalıdır.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü
Anlaşmalı boşanma protokolünün yalnızca “taraflar boşanmayı kabul eder” şeklinde hazırlanması yeterli değildir.
Somut olayın özelliklerine göre protokolde;
velayet,
çocukla kişisel ilişki,
iştirak nafakası,
yoksulluk nafakası,
maddi ve manevi tazminat,
aile konutunun durumu,
taşınır ve taşınmaz mallar,
araçlar,
banka hesapları,
ziynet eşyaları,
mal rejiminden doğan haklar,
dava giderleri
ve vekâlet ücreti
gibi konuların açık şekilde düzenlenmesi gerekebilir.
Özellikle “tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacakları kalmamıştır” gibi genel feragat ifadeleri, hangi haklardan vazgeçildiği anlaşılmadan kullanılmamalıdır.
Mal rejimi ve taşınmaz hakları bakımından protokolün hukuki sonucu ayrıca değerlendirilmelidir.
Daha Önce Reddedilen Boşanma Davasından Sonra Boşanma
Güncel Türk Medeni Kanunu m.166/4 uyarınca boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış davanın reddine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesinden başlayarak bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır.
Eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilebilir.
Dolayısıyla bu hüküm bakımından eski üç yıllık süre üzerinden hukuki değerlendirme yapılmamalıdır.
Önemli olan reddedilen boşanma kararının kesinleşme tarihi ve bu tarihten sonraki bir yıllık dönemde ortak hayatın yeniden kurulup kurulmadığıdır.
Boşanma Davası Sırasında Geçici Tedbirler
Boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alabilir.
Eşlerin barınması,
geçimi,
malların yönetimi
ve çocukların bakım ve korunması
bu önlemler arasındadır.
Bu kapsamda tedbir nafakası, geçici velayet, aile konutunun kullanımının belirlenmesi ve çocukla kişisel ilişki hakkında ara karar verilebilir.
Dava sonunda hangi tarafın haklı çıkacağı henüz belirlenmemiş olsa dahi dava süresince eş veya çocuğun korunması için geçici tedbir alınması mümkündür.
Boşanmada Kusur
Çekişmeli boşanma davalarında kusur yalnızca boşanma kararının verilmesi bakımından değil, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası gibi sonuçlar bakımından da önem taşıyabilir.
Ancak “eşlerden hangisi daha fazla hata yaptı?” şeklinde soyut değerlendirme yeterli değildir.
Mahkeme tarafların ispatlanmış davranışlarını ayrı ayrı belirleyerek hukuki kusur değerlendirmesi yapar.
Aynı olayın hem boşanma sebebi hem kusur belirlemesinde kullanılması mümkündür.
Boşanma Davasında Deliller
Aile hukukunda;
tanık beyanları,
mesajlaşmalar,
e-postalar,
fotoğraf ve görüntüler,
banka kayıtları,
otel ve seyahat kayıtları,
sağlık belgeleri,
kolluk kayıtları,
sosyal ve ekonomik durum araştırmaları
somut olayın niteliğine göre delil olabilir.
Ancak aile içindeki uyuşmazlığın varlığı kişilere sınırsız delil toplama hakkı vermez.
Özel hayatın gizliliğini veya haberleşmenin gizliliğini hukuka aykırı biçimde ihlal ederek elde edilen kayıtların kullanılabilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Dava stratejisi hukuka aykırı delil üretme üzerine kurulmamalıdır.
Velayet
Velayet konusunda temel ölçüt anne veya babanın kişisel talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.
Mahkeme;
çocuğun yaşı,
fiziksel ve duygusal ihtiyaçları,
anne ve babanın bakım kapasitesi,
çocuğun mevcut yaşam düzeni,
eğitimi,
kardeşleriyle ilişkisi,
tarafların çocukla ilişkisi
ve somut olayın diğer özelliklerini birlikte değerlendirir.
Velayet anne veya baba açısından kazanılan bir ödül veya diğer tarafa uygulanan yaptırım değildir.
Amaç çocuğun güvenli, sağlıklı ve istikrarlı şekilde yetişmesini sağlamaktır.
Çocuğun Görüşünün Alınması
Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi uygun olduğunda kendisini ilgilendiren velayet ve kişisel ilişki meselelerinde görüşünün değerlendirilmesi gerekebilir.
Çocuğun beyanı tek başına nihai kararı belirleyen unsur değildir.
Hâkim çocuğun görüşünü, üstün yararı ve dosyadaki diğer bilgilerle birlikte değerlendirir.
Çocuğun taraflar arasındaki uyuşmazlığın aracı hâline getirilmemesi gerekir.
Velayetin Değiştirilmesi
Velayete ilişkin kararlar koşulların değişmesine rağmen süresiz ve değişmez değildir.
Çocuğun yararını etkileyen önemli gelişmeler ortaya çıkmışsa velayetin değiştirilmesi talep edilebilir.
Velayet sahibi ebeveynin yeniden evlenmesi tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir.
Çocuğun bakımının aksaması, çocukla diğer ebeveyn arasındaki ilişkinin sistematik biçimde engellenmesi, yaşam koşullarının ciddi ölçüde değişmesi veya çocuğun güvenliğinin tehlikeye girmesi gibi hususlar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Çocukla Kişisel İlişki
Velayet kendisine verilmeyen anne veya babanın çocukla kişisel ilişki kurması kural olarak hem ebeveyn hem çocuk açısından önemlidir.
Kişisel ilişkinin süresi ve şekli belirlenirken çocuğun yaşı, okul düzeni, sağlık durumu, mesafe ve çocuğun üstün yararı esas alınır.
Kişisel ilişki kararı, ebeveynlerden birinin diğerini cezalandırma aracı değildir.
Çocuğun güvenliğini ciddi biçimde tehlikeye sokan hâllerde kişisel ilişkinin sınırlandırılması, gözetimli gerçekleştirilmesi veya kaldırılması gündeme gelebilir.
Çocuk Teslimi ve Kişisel İlişki Kararlarının Uygulanması
Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararları artık klasik icra daireleri aracılığıyla yürütülmemektedir.
Bu kararların yerine getirilmesi, çocuğun üstün yararı gözetilerek Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri; bu birimlerin bulunmadığı yerlerde ise Bakanlıkça belirlenen birimler aracılığıyla yürütülmektedir.
Amaç çocuğun haciz veya cebrî icra konusu bir eşya gibi işlem görmesini önlemek ve teslim ile kişisel ilişki sürecini çocuk odaklı yürütmektir.
Çocuğun Başka Şehre veya Yurt Dışına Götürülmesi
Velayet sahibi ebeveynin taşınma ve yaşamını düzenleme hakkı bulunmakla birlikte yer değişikliğinin çocuğun diğer ebeveynle kişisel ilişkisini ciddi şekilde etkilemesi hâlinde yeni hukuki sorunlar ortaya çıkabilir.
Özellikle çocuğun yurt dışına götürülmesi;
velayet,
kişisel ilişki,
pasaport ve seyahat işlemleri,
uluslararası çocuk kaçırma hükümleri
bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden diğer ülkeye hukuka aykırı şekilde götürülmesi veya orada alıkonulması hâlinde 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme kapsamındaki iade mekanizması gündeme gelebilir.
Yurt dışına taşınma kararı verilmeden önce mevcut velayet ve kişisel ilişki kararlarının incelenmesi önemlidir.
İştirak Nafakası
Velayet kendisine verilmeyen ebeveyn çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür.
İştirak nafakası belirlenirken;
çocuğun yaşı,
eğitim ve sağlık giderleri,
günlük ihtiyaçları,
anne ve babanın gelirleri,
yaşam koşulları
ve hakkaniyet değerlendirilir.
Çocuğun ihtiyaçları veya tarafların ekonomik koşulları zaman içinde önemli ölçüde değişirse nafakanın artırılması veya azaltılması talep edilebilir.
Tedbir Nafakası
Boşanma davasının devam ettiği süreçte eş veya çocuk lehine tedbir nafakası verilebilir.
Tedbir nafakası boşanma sonrası yoksulluk nafakasından farklı hukuki niteliğe sahiptir.
Amaç yargılama devam ederken eş ve çocukların gerekli geçiminin sağlanmasıdır.
Yoksulluk Nafakası
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir.
Nafaka talep eden kişinin kadın veya erkek olması bakımından kanunda ayrım bulunmamaktadır.
6 Eylül 2026 itibarıyla yoksulluk nafakasının kanunen evlilik süresiyle sınırlanmasına ilişkin yeni bir düzenleme yürürlüğe girmiş değildir.
Türk Medeni Kanunu m.175 ve m.176’nın mevcut sistemi uygulanmaktadır. Yargıtay da 3 Şubat 2026 tarihli kararında aylık irat şeklindeki yoksulluk nafakasının mahkemece belirli süreyle sınırlandırılmasının mevcut kanun sistemiyle bağdaşmadığını belirtmiştir.
Bununla birlikte nafaka hiçbir koşulda sona ermeyen değişmez bir hak değildir.
Alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kanundaki sonuçlar doğar.
Alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya kanunun öngördüğü diğer koşullar gerçekleşirse mahkeme kararıyla nafakanın kaldırılması gündeme gelebilir.
Tarafların mali durumundaki değişiklikler nafakanın artırılması veya azaltılmasını da gerektirebilir.
Maddi Tazminat
Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu diğer taraftan uygun miktarda maddi tazminat isteyebilir.
Maddi tazminatın belirlenmesinde evlilik süresi, tarafların ekonomik koşulları, kusur durumu ve boşanmanın yarattığı ekonomik kayıp birlikte değerlendirilir.
Boşanma tazminatı cezalandırma aracı değildir.
Amaç kanunda korunan menfaat kaybının uygun ölçüde karşılanmasıdır.
Manevi Tazminat
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir.
Her boşanma manevi tazminat hakkı doğurmaz.
Boşanmaya yol açan olayın kişilik hakkına yönelik saldırı niteliği ayrıca belirlenmelidir.
Ziynet Eşyaları
Düğünde takılan ziynet eşyaları aile hukukunda sık görülen malvarlığı uyuşmazlıklarından biridir.
Ziynet eşyasının kime ait olduğu, kim tarafından takıldığı, tarafların anlaşması, eşyanın sonradan ne şekilde kullanıldığı ve iade edilip edilmediği somut delillere göre değerlendirilir.
Ziynet alacağı ile eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi aynı hukuki talep değildir.
Bu nedenle taleplerin birbirinden ayrılarak ileri sürülmesi gerekir.
Eşler Arasındaki Mal Rejimi
Türk Medeni Kanunu’nda eşler arasında kanuni mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir.
Eşler mal rejimi sözleşmesiyle kanunun izin verdiği başka rejimlerden birini tercih edebilirler.
Mal rejiminin sona ermesiyle her eşin kişisel malları ve edinilmiş malları belirlenir; borçlar ve gerekli hesaplamalar yapıldıktan sonra katılma alacağı ve varsa diğer talepler değerlendirilir.
Mal rejiminin tasfiyesi “evlilik boyunca alınmış her şey yarı yarıya bölünür” şeklinde basitleştirilemez.
Malın edinilme tarihi, kaynağı, kişisel mal niteliği, yapılan katkılar ve borçlar dikkate alınmalıdır.
Edinilmiş Mallar
Çalışma karşılığı elde edilen gelirler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım ödemeleri, çalışma gücünün kaybı nedeniyle yapılan belirli ödemeler, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler kanundaki sistem içinde edinilmiş mal sayılabilir.
Bir malın yalnızca tek eşin adına kayıtlı olması onun otomatik olarak paylaşım dışında kaldığı anlamına gelmez.
Tapu veya araç kaydı ile mal rejimi hukuku farklı değerlendirmelerdir.
Kişisel Mallar
Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında sahip olduğu mallar, miras veya karşılıksız kazandırma yoluyla elde edilen malvarlığı ve kişisel malların yerine geçen değerler kural olarak kişisel mal niteliğindedir.
Ancak kişisel mal ile edinilmiş mal arasında yapılan katkılar değer artış payı veya başka tasfiye taleplerine neden olabilir.
Değer Artış Payı
Eşlerden birinin diğer eşe ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız veya uygun karşılık almaksızın katkıda bulunması hâlinde kanunun şartları çerçevesinde değer artış payı alacağı gündeme gelebilir.
Katkının miktarı ve malın tasfiye tarihindeki değeri önem taşır.
Katılma Alacağı
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde her eşin artık değeri hesaplanır.
Kanunda veya geçerli mal rejimi sözleşmesinde başka bir düzen bulunmadıkça eşlerin diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde katılma alacağı bulunmaktadır.
Bu hak doğrudan belirli taşınmazın yarısının tapusunun diğer eşe verilmesi anlamına gelmez.
Kural olarak parasal alacak niteliğindedir.
Mal Rejimi Davalarında 31 Temmuz 2026 Sonrası Usul
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan para alacaklarında dava türü ve talep miktarı güncel Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre belirlenmelidir.
31 Temmuz 2026 itibarıyla HMK m.107’deki belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır.
Kısmi dava bakımından HMK m.109/4 uyarınca talep, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat sona erinceye kadar artırılabilir; artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılmasına ilişkin özel hüküm bulunmaktadır.
31 Temmuz 2026’dan önce açılan belirsiz alacak davalarında ise eski m.107 uygulanmaya devam etmektedir.
Bu değişiklik özellikle malvarlığının gerçek değerinin bilirkişi incelemesiyle belirleneceği aile hukuku uyuşmazlıklarında dava stratejisi bakımından önemlidir.
Aile Konutu
Aile konutu, eşlerin aile yaşamlarını fiilen sürdürdükleri konuttur.
Türk Medeni Kanunu aile konutunu özel olarak korumaktadır.
Eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya konut üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Taşınmaz malik olmayan eş kanundaki şartlarla aile konutu şerhi verilmesini talep edebilir.
Aile konutuna ilişkin koruma yalnızca tapudaki şerhe indirgenmemelidir.
Şerhin hukuki etkisi ile aile konutu niteliğinin kendisi ayrı değerlendirilmelidir.
6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma
Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir talep edebilir.
Tedbirler arasında olayın özelliklerine göre;
şiddet uygulayanın ortak konuttan uzaklaştırılması,
korunan kişiye yaklaşmaması,
iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi,
silahını teslim etmesi,
belirli yerlere yaklaşmaması
ve başka koruyucu önlemler bulunabilir.
Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı konusunda delil veya belge aranmaz; önleyici tedbir kararı da geciktirilmeksizin verilmelidir.
6284 süreci ile boşanma, velayet veya ceza soruşturması birbirinden farklı hukuki süreçlerdir.
Aynı olay birden fazla hukuk alanında sonuç doğurabilir.
Soybağının Kurulması
Çocuk ile ana arasındaki soybağı doğumla kurulur.
Baba ile çocuk arasındaki soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulabilir.
Soybağı yalnızca nüfus kaydına ilişkin teknik mesele değildir.
Velayet, nafaka ve miras gibi çok sayıda hukuki sonucu bulunmaktadır.
Soybağının Reddi
Güncel Türk Medeni Kanunu uyarınca koca, ana veya çocuk soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir.
Koca, doğumu ve baba olmadığını veya gebe kalma döneminde ananın başka bir erkekle ilişkisini öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde dava açmalıdır.
Ana doğumdan, çocuk ise ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açabilir.
Gecikme haklı bir nedene dayanıyorsa bir yıllık süre haklı sebebin ortadan kalkmasından itibaren işlemeye başlar.
Soybağı davalarında biyolojik gerçek kadar kanunun aile hayatı ve kişisel statü bakımından öngördüğü süre ve dava hakkı sistemi de önemlidir.
Babalık Davası
Ana ve çocuk, baba ile çocuk arasındaki soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını isteyebilir.
Babalık davalarında genetik inceleme önemli olmakla birlikte davanın tarafları, süreler ve soybağının mevcut hukuki durumu ayrıca incelenmelidir.
Evlât Edinme
Evlât edinme yalnızca tarafların özel anlaşmasıyla kurulabilen sözleşmesel ilişki değildir.
Türk Medeni Kanunu’nun yaş, bakım, rıza, yarar ve diğer şartlarının gerçekleşmesi gerekir.
Mahkeme kararıyla kurulan evlâtlık ilişkisi soybağı ve miras bakımından önemli sonuçlar doğurur.
Evli Kadının Soyadı
Evlenen kadının zorunlu olarak kocasının soyadını taşımasını öngören Türk Medeni Kanunu m.187’nin birinci cümlesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve hüküm yürürlükten kalkmıştır.
Eylül 2026 itibarıyla konu eski m.187’nin “kadın kocasının soyadını almak zorundadır” kuralı üzerinden anlatılmamalıdır.
Soyadıyla ilgili somut nüfus işlemlerinde güncel nüfus uygulaması ve yargısal durum birlikte değerlendirilmelidir.
Yabancılık Unsurlu Boşanma ve Aile Uyuşmazlıkları
Eşlerden birinin yabancı olması, evliliğin başka ülkede yapılması veya eşlerden birinin yurt dışında yaşaması hâlinde Milletlerarası Özel Hukuk kuralları gündeme gelebilir.
Uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ve yabancı ülkedeki kararların Türkiye’deki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Yabancı Boşanma Kararlarının Tanınması
Yabancı mahkemede verilen boşanma kararının Türkiye’deki nüfus ve medeni durum kayıtlarında sonuç doğurabilmesi için kararın Türk hukukundaki tanıma sistemi içinde değerlendirilmesi gerekir.
Belirli koşullarda nüfus idaresi yoluyla tescil mümkün olabilir.
İdari tescil koşulları bulunmuyorsa mahkemede tanıma veya tenfiz davası gündeme gelebilir.
Boşanma kararının tanınması ile nafaka, tazminat veya malvarlığı hükümlerinin Türkiye’de icra edilmesi aynı mesele değildir.
Aile Arabuluculuğu Hakkında Güncel Durum
6 Eylül 2026 itibarıyla boşanmanın kendisi, velayet ve kişisel statüye ilişkin meseleler için yürürlüğe girmiş genel bir zorunlu aile arabuluculuğu sistemi bulunmamaktadır.
Aile arabuluculuğuna ilişkin çeşitli çalışmalar ve kamuya açıklanan reform önerileri kanunlaşmadıkları sürece mevcut hukuk gibi uygulanamaz. Adalet Bakanlığının açıklamalarında da konu yasama çalışması olarak ele alınmıştır.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildiği bazı malvarlığı uyuşmazlıklarında ise uyuşmazlığın niteliğine göre arabuluculuk mümkün olabilir.
Aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıklarda arabuluculuğa elverişlilik ayrıca değerlendirilmelidir.
Aile Hukuku Kapsamındaki Çalışmalar
Mutluer Hukuk Bürosu;
anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, özel boşanma sebepleri, boşanma protokolleri, velayet, velayetin değiştirilmesi, çocukla kişisel ilişki, çocuk teslimi, iştirak ve tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat, ziynet alacakları, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, katılma ve değer artış payı alacakları, aile konutu, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirler, soybağının reddi, babalık, evlât edinme, yabancı boşanma kararlarının tanınması ve yabancılık unsurlu aile uyuşmazlıklarında hukuki danışmanlık ve temsil hizmeti vermektedir.
Son güncelleme: 6 Eylül 2026